İlk kez iki tekerlekli bisikletim olduğunda 9 yaşındaydım. Rengi sarı, arka tekerleğine takviye edilmiş iki minik tekerleği olan bir bisikletti.

3 kız kardeş sırayla kullanarak öğrenmeye çalışıyorduk dengede durmayı.  Kıymetli bir bisikletti yani…

Arkadaki iki minik tekerlek dikkatimi çekmişti; babama sorduğumda, dengede durmamızı sağladığını ve dengede durabildikten sonra onları çıkarabileceğimizi söylemişti.

Öğrenmeye çalışırken sık sık dönüp arkadaki minik tekerleklere bakıyordum, zihnimde sürekli “acaba o tekerlekler ne zaman çıkarılacak, acaba ne kadar süre içinde dengede durabileceğim” gibi sorular vardı hep. Ve bir nevi arkama bakmaktan önümü göremiyordum, anlayacağınız bu işte bir dengesizlik vardı.

Ben arkama baktıkça, babam; eğer arkama bakarsam dengemi kaybedip düşebileceğimi söylüyordu. Bir şekilde arkama bakmaktan vazgeçmiştim, bedenen arkama bakmıyordum ama zihnim hala arkadaki minik tekerleklerdeydi. Babamın söylediğini yapmama rağmen dengemi bulamıyordum bir türlü. Zaman içinde artık zihnen de arkama bakmaktan vazgeçtikten sonra o minik tekerlekler sırayla çıkmıştı. Dengemi bulmuştum çünkü bedenim ve zihnim aynı yerdeydi.

Bisiklet kullanmak hiç aklımda yokken, Akyaka’da bir anda kullanmak istediğim bu bisiklet bana o cümleleri hatırlattı. Amaçsız tesadüf yoktu ve belki de o sihirli cümleleri hatırlamak için bisiklet kullanmalıydım o an’da. Daha 9 yaşındayken bisiklette dengemi bulabilmem için babamın bana söylediği o sihirli cümleleri…

Yani diyeceğim o ki; “Arkanıza bakmayın, düşersiniz” …

Go to top