Covid-19 salgını başladığından beri izlediğimiz gelişmeler geniş tarihsel açıdan bakabilirsek baş döndürücü bir teknik başarıya işaret ediyor.

Salgına neden olan virüsün hücre yapısı, hangi yollardan yayıldığı, vücutta yaptığı değişiklikler ve yarattığı hastalık tabloları, hangi mekanizmaları kullanarak hücrelere bağlandığı, bundan yola çıkarak olası tedavi ve korunma yöntemleri, salgının ülkeler, şehirler hatta sokaklar temelinde yayılım hızı hakkında hızla üretilen ve tümü anında paylaşılan bilgiler insanlık olarak ulaştığımız bilimsel ve teknik seviye hakkında çok önemli bir fikir veriyor. Buna rağmen henüz etkin bir tedavi geliştirilememiş olması, bu kadar önemli gelişmelere rağmen halen maske gibi arkaik bir korunma aracına bağımlı olmamız, salgın kontrolü amacıyla yönetimler tarafından maruz bırakıldığımız yasaklar, ufukta beliren ciddi küresel ekonomik kriz insanlık olarak hem ümidimizi kırıyor hem de kızgınlık yaratıyor.

Yerleşik düzene geçtiği tahmini 15-20000 yıllık tarihinde, çok değil bundan 150 yıl öncesine kadar hastalıkların çoğunun farkında bile olmadığı mikroskobik yaşam türlerinden kaynaklandığını bilemeyen, 1900’lü yılların ortasına kadar hastalıklar için tutarlı hemen hiçbir tedavi geliştirememiş olan insanlık artık her şeyin o kadar “kesin ve hızlı” sına alışmış durumda ki çözüm beklemeye, ya da tarihi öğrenmeye, hatırlamaya  sabrı yok. Hâlbuki bu tarihsel süreçte bizden önceki nesillerin nelere maruz kaldığını bilmemiz bugünkü sıkıntımızı hafifletmese bile biraz daha sabırlı olmamıza ve bazı yönleriyle insanlığın ne kadar şanslı bir dönemine denk geldiğimizi anlamamıza yardımcı olabilir.

Tıbbın ilk üstadı sayılan Hipokrat döneminden, yani  MÖ 5.yüzyıldan itibaren tutulan kayıtlardan başlayarak 1800’lü yılların ortasına kadar tüm bildiklerimiz doktorların ve dolayısıyla hastaların hastalıklar karşında ne kadar büyük bir çaresizlik içinde olduğunu doğruluyor. Voltaire’in “Doktor dediğin tabiat hastayı iyileştirirken elini tutup nabzını hissetmekten başka işe yaramayan kişidir” diye burun kıvırdığı, Dostoyevski’nin “Doktorlar hastayı kanattılar, kusturdular, barsaklarını boşaltıp yemesini yasakladılar ama hasta gene de hayatta kalmayı başardı” diye dalgasını geçtiği, gerçekten de yüzyıllar boyunca esas “büyüklükleri”  etkili tedavilerinden değil, tutku ve inançla hastalarının yanında olmaları ve onlara güç vermelerinden  kaynaklanan bir “sanatkar” grubudur  o zamanın doktorları. Tedavileri başarılı olmasa bile en iyilerini diğerlerinden ayıran iki büyük özellikleri daha vardır, teşhis-diagnosis- ve hastalığın seyrini bilebilme-prognosis- konusundaki bilgelikleri. Bu bilgelikler de uzun yıllara dayanan detaylı gözlemler, bu gözlemlerden yapılan tutarlı tahminler ve bildikleriyle gördüklerini beraberce değerlendirebilme yeteneklerinden kaynaklanır.

Teşhis-diagnosis-, Yunanca “dia”  parçalamak, ve “gnosis” bilmek kelimelerinden türeme, “böl, parçala ve öğren” demek bir bakıma. Duyularınızı kullanarak değerlendirdiğiniz bilgilerle aklınızı kullanarak bir bütün oluşturabilmek sanatı, bir nevi dedektiflik ve belki de doktorluk sanatının en keyifli, hastalar için de en saygıdeğer özelliği mesleğin. Prognosis ise gene Yunanca kökenli ve “önceden bilebilme” anlamında, teşhis ettiğiniz bir hastalığın/durumun nasıl seyredeceği ve sonlanacağını önceden sezebilmeyi, bilebilmeyi gerektiren bir yetenek. Prognozu iyi sezebilmek doğru teşhis koyabilmekten de ötesini gerektiriyor çünkü bu noktada hastaya ve çevresine özgü başka faktörler de devreye giriyor ve değerlendirilmesi gereken büyük resim daha da büyüyor. Hipokrat prognozu belirleyen en önemli anın “kriz” anı olduğunu söyler yazılarında. Yunanca “krisis” kelimesinden türeyen ve  “kırılma anı, karar noktası” anlamında kullanılan bu terim, o andan itibaren hastalığın artık nasıl sonlanacağını da belirler elinde sınırlı olanaklar olan eskinin doktorları için. Doktorun o noktadan sonra yapacak bir şeyi yoktur, önemli olan kriz anından evvel yapılabileceklerin yapılmasıdır.

Modern tıp artık teşhisi neredeyse tamamen teknolojiye terk etmiş durumda. Hasta başı muayenenin yerini ve tanı sanatını neredeyse artık tamamen makinalar gerçekleştiriyor yeni nesil doktorlar için, ancak gene de “teşhisi kuvvetli” doktorları tanıma fırsatını bulan hastalar onların değerini biliyorlar ve güveniyorlar, hatta vazgeçmiyorlar hekimliklerinden. Prognoz, yani hastalığın nasıl seyredeceği de tabii ki önemini korumaya devam ediyor ama özellikle tedavi seçeneklerinin arttığı ve başarının giderek yükseldiği günümüzde doktorlar genellikle prognostik öngörülerde bulunma ihtiyacı bile hissetmiyorlar artık. Modern tıbbın çoğu standardize edilmiş tedavi algoritmaları daima yeni bir seçenek sunmaya hazır onlara. Ancak o algoritmalar tanı ve tedaviyi standardize ederken doktorun kriz anını öngörebilme yetisini giderek körelten bir unsur oluyorlar. Teşhis ve tedavi başarılı olduğu sürece belki bu detay çok da önemli değil ama  kriz anını iyi kestirebilmek ve gidişi sezerek farklı bir uygulama tercih edebiliyor olmak iyi bir doktorun olmazsa olmazı ve ancak zaman içinde ve üstünde çalışırsa kazanabileceği bir yetenek.

Covid 19 salgınının Aralık 2019’da başlamasından beri geçen yaklaşık 1 yıl içinde internet ortamındaki en geniş ve güvenilir tıbbi veri tabanı olan “pubmed” sitesinde yaklaşık 75000 yayın var bu hastalıkla ilgili. Geleneksel Çin tıbbı ile tedaviden, baldaki kimyasallarının yararına, adını ilk defa duyduğum bazı hücre detaylarından, hiç bilmediğim antikor uygulamalarına binlerce çalışma hastalığın oluşum mekanizmasının, tedavisinin ve neden bazı hastalarda daha ağır geçtiğinin detaylarını anlamaya çalışıyor. Hastalığın “kırılma” anı diyebileceğimiz bir an varsa o ana gidişi önceden tarif edebilecek detayların ne olduğu ve önlenebilmesi için neler yapılabileceği ise araştırmacıların genellikle pek yoğunlaşamadığı bir konu olmuş. Bu sağlık çalışanları üzerinde bu kadar ciddi bir yük varken anlaşılabilir bir durum, kimsenin yavaş seyirli ve az rastlanılan hastalıklarda olduğu gibi uzun uzun hasta inceleyebilecek vakti yok maalesef. İleri yaş, bilinen başka bazı hastalıkların eşlik etmesi, cinsiyet hatta kan grubu gibi prognozun kötü olacağını hissettiren birçok detay var bildirilen tabii ki ama bunların varlığı veya yokluğu bile bariz bir şekilde kötü gidişin göstergesi değilken o kırılma anının ancak tüm hastaları çok titizlikle ve her an izleyerek anlaşılabileceğini düşünüyorum.

Salgının başından beri birçok hastayı takip edebilme, çoğundan günde en az 2 kere veri alabilme, çoğuna istediğim an istediğim tetkikleri yaptırabilme ve ilaç önerebilme, arada da bol bol yayın takip edebilme fırsatım oldu. Henüz hastalığın özel bir tedavisi olmasa da, son 11 ay içinde hastalığın komplikasyonlarını anlayabilme ve kontrol veya tedavi edebilme konusunda çok önemli bir yol kat edildiğini ve kötü gidişi önerebilecek bazı noktaların artık tanınabildiğini söyleyebilirim. Bu bilgilerin artık toplumun geneli tarafından anlaşıldığı izlenimimde yanıldığımı etrafımdakilerle konuştukça daha da iyi anladığım için prognostik önem taşıdığını düşündüğüm önemli detayları çevremdekilerle paylaşmayı doktorluk görevim sayıyorum.

1. Hastalığın ağır hatta ölümcül seyri konusunda en önemli kişisel faktörün YAŞ olduğunu özellikle vurgulamakta yarar var. Türkiye ortalamalarına göre 64 yaş ve üzerindeki hastalar tüm hastaların sadece %10 kadarını oluştururken, tüm ölümlerin %70’den fazlası bu yaş grubundan çıkıyor. Sadece bu bile 64 yaş üstü kısıtlamaların değerini vurguluyor, ancak evde oturtmak tabii ki yetmiyor, bunun ruhsal ve fizik aktivitenin kısıtlanmasıyla gelen birçok olumsuz etkisi var. Ayrıca evin gençlerinin de bu yaş grubuna hastalık getirdiği sıklıkla görülüyor. Evinizin yaşlılarını hem yalnız ve hareketsiz bırakmayın, hem de çok yaklaşamayın gibi bir çözümsüzlük içindeyiz bu konuda.

2.. Hastalığın hem hasta kişinin nefesiyle yani damlacık yoluyla doğrudan, hem de o nefesle ortama yayılan virüsün hava da asılı kaldığı ortamlarda solumayla bulaşabildiği kesinlikle biliniyor. Kapalı, iyi havalanmayan ortamlarda etrafınızda hiç kimse yokken bile hastalık bulaşabileceğini unutmamak ve böyle ortamlarda bulunmamaya çalışmakta, şartsa da maske ve siperlikle iyi korunmakta yarar var. Yüzey bulaşısı olasılık olarak çok düşük olsa da sık el yıkamakta daima yarar var.

3. Hastalık şiddeti ve ilk bulaşma anında ne kadar virüse maruz kalındığı arasında net bir ilişki var, ne kadar virüs, o kadar ağır seyir. Bu durumda en kötü maskenin bile maskesizlikten daha iyi olduğunu düşünerek maskenin yararını, ama tek çözüm olmadığını vurgulamak lazım.

4.Hastalanırsanız erken dönemde yapılan bazı kan tetkikleri kötü gidiş olasılığını gösterebiliyor, özellikle beyaz küre sayısı ve oranları, pıhtılaşmaya ait bazı kan değerleri bu konuda önemli. Bu değerlerin normal dışı olması ilk günlerden itibaren daha yakın takip gerektiriyor.

5.Hastalığın önemli komplikasyonları bağışıklık sisteminin verdiği yanıta bağlı olarak pıhtılaşmanın artması ve önemli bazı organlarda buna bağlı hasarların ortaya çıkmasıyla oluyor. Bu konuda destekleyici yayın olmamasına rağmen tanı koyulur koyulmaz özel bir engel yoksa tüm hastalara aspirin başlamalarını öneriyorum.

6.Komplikasyonsuz seyir genellikle ilk bulguların başlamasından itibaren 4-5. gün civarı ateşin, halsizliğin, hasta olma hissinin azalması, varsa öksürüğün neredeyse kaybolması şeklinde sürüyor. 5. günden sonra süren ateş, öksürük, aşırı halsizliğin varlığı kaçınılmaz bir şekilde pnomoni- zatürre, akciğer iltihabı- yönünde değerlendirilmeli ve olabildiğince hızla hastaneye başvuru yapılmalıdır. Bu sürece gidiş konusunda parmaktan oksijen ölçen cihazlar da yardımcı olabilirler, bu değerin 93’ün altına inmesi hastanın ciddi komplikasyonlara aday olduğunu düşündürmelidir.

7.5-6. gün civarı iyileşmeyen/ kötüleşen hastalarda akciğer tomografisi, kanda pıhtılaşmaya ait bazı değerlerin kontrolü, genel iltihap süreciyle ilgili bazı değerler hastaları yoğun bakım sürecine girmeden tedavi edebilmek için önemli bilgiler verecektir. Ben bu günleri hastalığın “kriz” anları ve tedavide yeni plan uygulayabilmek için kritik günler olarak görüyorum, uzun süre yoğun bakımda kalan hatta hayatını kaybeden hastaların bu dönemde gereken ciddi yaklaşımı alamadığını gözledim. Eğer bu günlerde daha iyi değilseniz mutlaka daha detaylı takibiniz gerekiyor. Yoğun bakım ve akciğer hastalıkları uzmanları bu süreci iyi kontrol edebilmeyi başaracak bilgi ve donanıma sahipler, tek sorun hastane yatağı bulabilmek, bunun içinde yeni hasta sayısının mutlaka azaltılabilmesi gerekiyor. 100 hastadan 15 tanesi hastane tedavisi, 5 tanesi de sonunda yoğun bakımi ihtiyacı gerektiriyor.

8. Uzun süreçte başka ne gibi sorunlarla karşılaşacağımız henüz tam belli olmamakla beraber hastalığı ağır geçiren kişilerde akciğer, böbrek, karaciğer, kalp, beyin gibi önemli organlarda süreli rahatsızlık olasılığı daha yüksek. Hastalığın geçmesiyle birlikte giderek daha sık kalpte ritim bozuklukları bildirilir oldu. Bu tedavi ve dikkatli izlemeyi gerektiren bir durum, önemli ve farkında olmak lazım. Koku ve tat kaybı hastalık şiddetinden bağımsız ve genellikle kısa sürede düzelen bir sorun olarak görülüyor.

9.Antikor takibi yapabildiğim birçok hastamda 6. ayda halen yüksek ve koruyucu olduğunu düşündüğümüz seviyelerde bağışıklık var, aşının yararı konusunda ümit veren bir bulgu bu.

10.Yakın zamanda tüm dünyada görülen vaka sayısındaki artışın bahara kadar geçmesini beklemek hayal, bu süreçte maske, sosyal mesafeye önem vererek ve en kırılgan olduğunuz an ve yerleri belirleyerek önlemlerinizi iyi düşünmenizde yarar var. Bulaşıların çoğunun ev, hastane, kuaför, spor salonu benzeri kapalı ortamlarda olduğunu bilip ona göre önlem almayı unutmamak gerekiyor.

Prognoz ve kriz sadece tıbbi durumlar için kullanılan tabirler değil tabi ki. Dünyanın içinde bulunduğu ruhsal ve ekonomik sıkıntıların prognozunun ne olduğunu zaman gösterecek ama bunu görebilmek için önce  fiziksel ve ruhsal sağlığımızı korumayı başarabilmemiz gerekiyor. Böyle bir dönemde hayatta olmamızın bize sağladığı en önemli fırsat olan her türlü bilgi, müzik, edebiyat, sözlü veya görüntülü iletişimin bir klavye mesafesinde ulaşılabilir olduğunu düşünüp bu zor zamanı olabildiğince bir fırsat olarak da değerlendirebilmeyi başarabilmemiz gerekiyor.

 

Go to top