Bazen hayatınızda herşey bir anda çığrından çıkar ve o sıkıntılı belirsizlik hissi içinizden yükselmeye başlar. İlk çare olarak derin bir nefes almak, koşulsuz olarak sahip olduğunuz tek korunma yoludur.

Bu da yetmediğinde ne yapabiliriz” sorusunu sorduğunuzda mesele bir parça koşul gerektirmeye başlar. Nedir o koşul? Zihninizin elinize tutuşturduğu yapılacaklar listesini bir süreliğine erteleyip “bana ne oluyor” sorusunu sorabilecek hale gelebilmektir.

İyi haber şu ki bir sorunuz varsa evrende mutlaka bir cevabı vardır. Bu bir zamanlar bilip de unuttuğumuz, evrensel doğanın en temel prensiplerindendir. Sorun ve çare, tekil bir gerçekliğin iki ucundaki görüngülerdir.

Bu cevabın sizi tatmin etmemesi çok doğaldır, zira sorununuz şu anki haliyle içinden çıkılmaz bir hale gelmiş, tehlike çanları çalmaya başlamıştır.

Duygusal ve fiziksel durumunuzla ilgili sorunlar yaşarken zihninizin elinize başka işlerle ilgili yapılacaklar listesi vermiş olduğunu ve evden çıkmak için kapıya geldiğinizde anahtarı bir türlü bulamadığınızı farzedelim; Siz telaşla anahtarı ararken, çalan telefonun ucundaki arkadaşınızın sinir bozan huzurlu ve dingin sesi “yoga yapmanızı” öneriyordur.
Bir diğer arkadaşınız ise gittiği bir “farkındalık semineri”nden söz edip, hayatının bundan sonra nasıl   değiştiğinden, bunun yarattığı ilahi mucizelerden bahsediyor, bununla da farkında olmadan! tüm telaşınızın üstüne adeta tüy dikiyordur.

Evin anahtarını bulduğunuzda, elinizdeki yapılacaklar listesini bir kenara koyup, öncelikli sorunlarınıza çare aramak için gideceğiniz yer neresi olmalıdır; bir yoga okulu mu yoksa bir farkındalık semineri mi?

Son yıllarda yeni çağın bilincini yaymaya çalışan Kişisel Dönüşüm sistemlerinin çoğalmaya ve ilgi görmeye başladığı görülüyor. Bunların neredeyse hemen hepsinin kültür tarihimizde uzun yıllardır bir alışkı olduğu gibi yurt dışından ithal ve çeviri bilgiler olduğunu söyleyebiliriz. Hatta yazının başlığında bulunan “Yeni Akım” nitelemesinin dahi kültürümüze “New Age” kavramından çeviri olduğunu belirtmekte fayda var. Zira etrafımızda olan biteni doğru anlamak için elimizde çeviri kaynaklarla edindiğimiz bilgibirikimsel bir dağarcıktan başka birşey yok. 

Yine tüm dünyada ve ülkemizde bu kaynaklarda anlatılan konuların birçoğu, çeşitli farkındalık seminerlerinde, kişisel dönüşüm ve değişim konulu toplantılarda katılımcıların bilgisine sunuluyor. 

Bu çalışmaların çoğu, insanı yanlızlığa, ilkelliğe, köleliğe mahkum eden vahşi baskıcı düzenlere karşı yüzyıllardır sürdürülen ideolojik ve aktivist mücadele ile toplumların topyekün dönüşümünün mümkün olamayacağı, bunun yerine tek tek bireylerin kendi içsel dönüşümlerinin esas olduğu yeni bir bakış açısı getiriyor. Bu sosyal analizin, bilimsel olarak, Kuantum fiziğinin yeni bulguları ile de desteklendiği görülüyor.
Gerek kişisel dönüşüm teknikleri gerekse Yoga felsefesi’ni birebir deneyimlemiş biri olarak söylemeliyim ki, kişi eğer hayatında bir arayış içine girmiş ise hangi yoldan gittiğinin aslında bir önemi yoktur. Tüm ilahi metinlerin bu konudaki ortak mesajı, “Sor ki cevabı gelecektir, ara ki sana gelecektir, iste ki sana verilecektir” diyorken bundan şüphe duymak yersizdir.

Son günlerdeki tartışmalara göz gezdirdiğimizde, “kişisel gelişimcilerle”, “yoga tutkunları” arasında birbirlerini reddeden bir polemik yaşandığı görülüyor. Peki hepimiz bir bütünün parçasıysak bu polemik bizi nereye taşır? 

Eninde sonunda hayata neden geldiğine dair varoluşsal sorunla karşı karşıya kalan bir insan, zaten farkındalığa açılan kapının önüne gelmiş demektir. Bundan sonra o kişi için bilinmesi gereken en temel şey insanın üçlü bir doğası olduğu gerçeğidir ki zaten bunlardan ikisini yani Fiziksel ve Zihinsel olanı yeterince deneyimlemiş durumdadır. Üçüncüsü ise Ruhsal doğasıdır. Herbir insan bu üçlü doğanın birinde diğerinden daha fazla gelişim göstermiş olabilir. Bu da her insanın farkındalık yolculuğunda seçeceği yol konusunda belirleyici olan bir hususa işaret eder.

Bu durum gösteriyor ki herkes için farklı bir yol vardır ve bu yol yanlızca o kişi tarafından bulunabilir ve deneyimlenebilirdir. Farklılığımızın bir egosal durumdan daha çok doğal bir olgu olduğunun da ifadesidir bu aynı zamanda. 

Bizi farklı yapan şey giyip kuşandıklarımız değil farklı deneyimlerimizdir ve bu deneyimlerle birbirimize kalp yolu ile bağlıyızdır. “Kalp yolu nedir?” Diye soranlarınız olabilir diye söyliyim;

Kalp yolu, tüm deneyimlerimizin varoluşsal birliğe aktarıldığı yoldur. Nörolojik olarak bakarsak sağ beynin alıp işlediği bir bilgi türüdür de denebilir; sol beynin deneyimlerle edindiği analitik bilgiyi alır ve birlik bilincine aktarır.

Ancak Batı ve Doğu olarak iki olgusal gerçeklik vardır Dünya tarihindeki bilgi birikimsel süreçte. Batı kültür tarihi daha çok sol beyne has bir işlerliği ön plana çıkarırken Doğu daha çok sağ beynin deneyimlerine odaklanmıştır. Eğer Batı eğitiminden geçmiş bir kişi iseniz ki bu koordinatlarda genelde böyledir, zihniniz sizi yapıp edebileceklerinizin ötesinde bir yapılacaklar listesiyle oyalamak için tesis edilmiş bir program gibidir. Öyle ki sol beyin sürekli veri getirir ama onu alacak sağ beyne giden yollar kapalı gibidir. 

Sistem buna izin vermeyecek şekilde dizayn edilmiştir zira. Peki sistemi kim yapar? Sistem, Egosal benliklerimizin maddi dünyadaki yansımasıdır; dolayısıyla insanın bilgisizliğinden kaynaklanan karanlık yönlerinin yapıp ettikleri dolayısı ile yaratılmıştır dışarıdaki sistem. Bu noktada şikayete gerek yoktur, hatta şükredilmesi gereken bir husus vardır; birşeyi yaratma gücü olanın aynı zamanda onu yıkma potansiyeli de vardır.

Hepimizce malumdur ki, bir şeyin birlikte dengede çalıştığı durumda herşey yolunda gider; sağ ve sol beynin verileri evrensel bilinç için ortak öneme sahiptir. 

Uzun yıllardır Batılı insanın hayatında hiç birşey yolunda gitmemektedir ve çare arayışını Doğu’ya gitmekte bulan milyonlarcası olmuştur. Gördüğüm ve incelediğim hatta tecrübe ettiğim kadarıyla Batılı zihinlerin huzura ulaşmaları yolunda Doğu iyi bir kaynak olmakla birlikte Doğulu insan için de bir miktar Batı gerekmiştir hep. 

Kişisel dönüşüm tekniklerini uygulayanların genelinde gözlenen şey, mistik inanış ve yönetemlerini, eskimiş ve yararsız görmeleri ve gözden düşürmeye çalışmalarıdır. Öte yandan Yoga camiasındakilerin de bu diğerlerine aynı yaklaşım içinde olduklarını söyleyebiliriz.

Oysa, tüm kişisel dönüşüm sistemlerinin bilgi birikimsel dayanağı, Doğu bilgeliğine ait uygulama ve felsefi yaklaşımlardır. Sözü edilen yaklaşımlar, binlerce yıllık bir kaynaktan beslenmektedir ve insanoğluna inmiş evrensel kayıtlardır. Evrensel bilgi kimsenin tekelinde olamaz ve olmamalıdır. 

Kaçınılmaz olan birşey varsa o da şudur, her nekadar kişisel dönüşüm ve farkındalık çalışmaları ve seminerleri doğrultusunda zihinsel yapılandırmamızı yeni bilince göre düzenlesek de insanın üçlü doğasını dengeye getirmek açısından binlerce yıllık bilgeliğin yollarından geçer arınma ve saf bilgelik bilincine giden yollar. Meditasyon, nefes teknikleri, yemek alışkanlıkları, bedensel gevşeme gibi teknikler, zihinsel dönüşümlerin sonrasında olmazsa olmaz çalışmalar olacaktır. 

Hepsi ard arda eklenmiş an’ların bileşkesidir hayat. Farkında olmak an’da varolabilmek, hayatı bileşenlerine ayırarak ne olup bittiğini daha net görebilmektir. Anlamak fiilinin kökünde an sözcüğünün olması bu açıdan dikkat çekicidir. An, aynı zamanda us, akıl anlamını da taşır. An’da olmak herşeyi en saf haliyle görme imkanı verir, bu da akıl yoluyla birşeyi görebilmekle aynı neticeyi verir; buradaki temel fark aklın bir sürece ihtiyacı olmasıdır, an’da ise zaman yoktur. Zam-an, an’ın çoğalması artması demek değil midir zaten. Kelimeyi bileşenlerine böldüğümüzde zaten daha net bir anlam kazanır zamanın nasıl ortaya çıktığı.

Anlaşılmak ve farkına varılmak için bekleyen uzun bir hayatımız vardır; tüm bu çabalar duygularımızın ve deneyimlerimizin anlam kazanmasını sağlayacaktır.

Kişisel görüşüm şudur ki bu yola gönlünü samimiyetle koymuş biri için Yoga nihai yoldur.

Sevgiyle kalın…

 

Go to top