Çoğu zaman kendi koşturmalarımı izlerken yoruluyordum, içimdeki bu tuhaf geç kalmışlık hissiyle hareketlerim daha çok hızlanıyordu.  Biz çocukken “Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite Bozukluğu’’ diye adlandırılan ve günümüz çocuklarının büyük bir bölümünde var olduğu iddia edilen rahatsızlık teşhis edilmiş olsaydı, sanırım birinciliği kimseye kaptırmazdım.

Öğretmenimin anneme, erkek çocuklarından beter diye dert yandığını hatırlıyorum. Babaannem kurtlu, anneannem bir avuç arı, annem ve babam meraklı kızım derdi; kaşım, gözüm, dizlerim, dirseklerim yaradan kurtulmaz, amcam, yaralı böceğim diye severdi. Ve can çıkar huy çıkmazmış o içimdeki haşarı kızla beraber aynı hareketle büyüdüm. Bedenim büyüdü, içimdeki yaramaz, hareketli ve meraklı çocuk bir türlü büyümeyi başaramadı.

Gün içinde kendimi parçalara bölüp koşturuyormuş gibi hissediyorum, akşam olduğunda yatağa bütün günün yorgunluğu ile giriyorum, sadece girdiğimi hatırlıyorum, anında uykunun kollarına teslim oluyorum. Bu durum her Allah’ın günü devam edince ve beden büyüdüğünde, yorulmak ve ağrı sızı hissetmek kaçınılmaz oluyor ama sen geldiğin yaşı görmemekte ısrar edip, kendin için bir şeyler yapman gerektiğini anlamıyorsun. Belli bir yaştan sonra maalesef akşam ağrıyla yatıp, sabah ağrısız uyanamıyorsun. Sen koşturmacana devam edip ağrı yokmuş gibi davranmakla iyileşmek yerine daha kötüleşiyorsun. Ağrının üstüne gittikçe ya da umursamadıkça ağrı sadece daha çok artmakla kalmıyor, kalıcı hale geliyor.

Uzun yıllar boyunca yavaşlamama gerek olduğunu ya da yavaşlayabileceğimi düşünmedim. Ama bir an gelip kendimi yirmili yaşlardan ışık hızıyla geçmiş, kırklı yaşlara gelmiş bulunca ve aradaki yirmi küsur yılı çok nette hatırlamayınca paniğe kapıldım. Ne ara geçip gitmişti onca zaman ve zaman geçerken ben hangi evrendeydim ki hiçbir şeyin farkına varmamıştım. Kendimi bulduğum yaşta hayatım değişmiş, fikirlerim değişmiş en önemlisi de ben değişmiştim. Hayata daha fazla gülümser, yaşamın zorluklarını daha az kafaya takar biri haline gelmiştim ki bence bu süper bir şeydi. Bu yeni kadının farklı bir duruşu ve gücü vardı, bu kadın en çok kendine inanıyordu. Değişmeden kalan tek şey hala aynı hızda kalmamdı, hala oradan oraya koşturan biriydim. Sanırım yogaya ilk başladığım zamanlarda nefesle, asana arasındaki uyumu yakalayamamamın nedeni de bu aceleciliğimdi.

İlk eğitim aldığım vinyasa yoga diğer yoga türlerine göre daha hızlıydı ve yoga yaparken de bir türlü yavaşlayamıyordum. Birçok arkadaşıma göre bu benim tarzımdı ve bunca yaştan sonra pek değişmekte mümkün değildi. Açıkçası uzun süre bende öyle olduğuna inandım, yoga ile birlikte kendimdeki ufak tefek değişiklikleri fark etmeseydim belki de bende bu inançla kalacaktım. Yoga benim hayatımda dıştan, içe doğru bir değişim başlattı, her şey zamanla iyiye doğru dönerken en geç değişebilen şey yavaşlamam oldu. Hala çok yavaş sayılmam ama yoga terapi eğitimi ile asanaların çok fazla tekrarı ve tekrarın nefes ile uyum içinde devam etmesi kendi hızımla ilgili farkındalığımı arttırdı. Şimdilerde temel yoga derslerimin arasına serpiştirdiğim yoga terapi asanaları ile öğrencilerime konforlu bir alan yarattığımı ve neye ihtiyaçları olduğuna dair onlarında farkındalıklarının arttığını gözlemliyorum. “Asanaların içinde kendi hızında kal, nefes ve hareketi uyumla” dediğimde gözlemlediklerim içimi ısıtıyor. Anlıyorum ki aslında hepimizin yavaşlamaya ihtiyacı var, artık derslerim daha çok bilinçli farkındalık ve şefkat üzerine kurulu, şimdilerde yoganın esas amacına gerçekten hizmet ettiğimi düşünüyorum. Önceliğim zarar vermemek, bedeni bir bütün halinde kullanmayı öğretmek, bedene, zihne ve ruha saygı ve bu çerçevede bütünün ile daha derinden bir bağlantı kurmak.

Hala yavaşlamayı öğrenmekteyim, kim bilir belki ancak bu kadar yavaşlayabiliyorum ama mademki artık kendimi değiştirebileceğimi biliyorum o halde bu yolda sabırla ilerlemeliyim. Sabır bu değişim yolunda fark etmeden gelip hayatıma yerleşen, beni dirençli biri yapan, yeni sahip olduğum özelliklerimden ve ben böyle yavaş yavaş eklenen ve yavaş yavaş eksilenlerle kendime yaptığım yolculuğun ödüllerini topluyorum. Evet, hiç kolay değil kendini ve davranışlarını değiştirmek ama istemek ve bu yönde hareket etmek sana yardımcı oluyor. Önce kendinden başla ki, başkalarına öğretmeye çalıştığında tecrübelerin ve geçtiğin yollar senin önünü aydınlatsın.

Hep öğrenmeye, öğrendiklerinizi hayatınıza uygulamaya çalışarak kalın. Sevgide kalın. Namaste.

SİTEDE ARA

Go to top