Bazı zamanlarda birisiyle konuşurken, bir şarkı dinlerken, bir kitap okurken, bir kelime ya da bir cümle beni alıp götürüyor ve o saatten sonra başka bir evrendeymişim gibi hissediyorum, her şey susuyor kelimeler konuşuyor. Bazen de kendi içimde çok derinde bir yerden bir çiçek filizleniyor ve o sadece benim çiçeğim oluyor.

Zorunda mıyım? İçimde bir yerlerde yeşerirken, ben yeşereni yaşatmak için çalışmaktayım. Başlık biraz şarkı sözü gibi oldu, sanırım böyle bir şarkıda var ama bu yazının şarkıdan bağımsız geliştiğini bilmenizi isterim. Hayatımızı zorunluklar üzerine yaşarken, kendimizi unutmak tehlikesi ile karşı karşıyayız. Aslında hiçbirini zorunluluk olarak algılamadığımız için bütün bu yükler normalmiş gibi geliyor. Görevleri ve yapılması gerekenleri zorunluluk olarak görmüyoruz, dünya sahnesinde bizim için yazılmış rolümüzü ezberlemiş, ezberden oynuyoruz. Bazen bir ara verdiğinde fark ediyorsun zorunluluklarla yaşadığını ya da birdenbire ne kadar çok kaybolduğunu anlıyorsun ve o an bütün rollerini askıya alıveriyorsun. Böyle davranman yadırganıyor, sen her şeyi sırtına yüklenmiş, yaşamın bütün ağırlığını kendi omuzlarına almışsın, birden bırakıvermen diğerleri için bir şok etkisi yaratıyor. Sonra gereksiz zorunlulukları ayıklama ve ayırma zamanı geliyor, en çok kendin için bir şeyler yapman gerektiğini fark ettiğinde işin kolaylaşıyor. Sana yüklemeye çalıştıkları ve senin yapmak zorunda olduğunu düşündükleri her şeye itiraz edip, isyan bayrağını açıyorsun. Her şeyi yıllarca sessizce kabullendiğin için bu yeni halinden çok mutlu olmuyorlar. Onlara seni anlamaları için zaman tanıyorsun, aslında kendini korumaya çalıştığını görmelerini bekliyorsun. Bazen beklentilerin, mucizevi bir şekilde gerçekleşiyor, yüklerini paylaşmaya gönüllü oluyorlar ve sen o zaman onlarla anlaşmaya varıyorsun. Çoğunlukla bu yeni halini bir an önce değiştirmen için baskıya maruz kalıyorsun. Ama yeni halinden vazgeçmeye hiç niyetin olmadığı gibi daha çok kendine dönüyorsun. Biliyorsun zorunluluklar senin boynuna bağlanmış ip gibi, kurtulmak istedikçe daha çok sıkıştırıyor. Direnç gösterdikçe bir sürü anlaşmazlıklar çıkıyor, sen kararlı bir şekilde kendi arkanda durmaya devam edersen eğer, özgürlüğünü ilan ediyorsun.

Kısacık bir hayatta, ölümsüzmüşçesine her türlü yükü sırtlayarak yaşamaya çalışmak oldukça yorucu ve kendine ayıracak zaman bulamamak ise kendine yabancılaşmanın başlangıç noktası, zorunlulukların hayatı çekilmez hale getirmesi ise tüm bunların üstüne tüy dikiyor. Paylaşmadan birinin üstüne tamamıyla yıkılmak en babasından zorbalık bence. Uyanmak gerek, uyanıp herkese “yeni modelim bu ister kabul et, ister kabul etme, benim için fark etmez ben artık buyum ve bu halin içinde kalmayı seçiyorum” demek. Hayatı zorunda olarak yaşamaktan vazgeçtiğimden beri, daha huzurlu, daha mutlu ve daha az takıntılı bir insan oldum. Bir süredir “her şey olduğu kadar, olmadığı kader” demeyi öğrenmiş rahat insanla kendi seçimlerimin tadını çıkarmaktayım.

Zorunda olmaktan vazgeçin, kendinize ve seçimlerinize güvenin, hayat sizi götürüyor. Sevgide kalın. Hoşça kalın. Namaste.

SİTEDE ARA

Go to top