Önce içine doğduğun, ileriki yıllarda ise sonradan edindiğin ailelerin, dostların arkadaşların, eğer sen de istersen hayat boyu öğretmenin olabiliyorlar. Bilgiyi öğretmeye gönüllü olanlardan öğrenmek, öğrendiklerinin daha kalıcı olmasına neden oluyor. 

Öğrenmek okulla başlayıp, biten bir süreç olsaydı, o zaman hepimizin öğrendikleri, öğrenim alanlarına göre eşit olurdu. İnsanları birbirinden ayıran farkın en büyük nedeni bazı insanların öğrenme sürecinin ömür boyu sürmesi ve okullarla sınırlı kalmaması olabilir mi? Bu yaşıma gelene kadar okuldan öğrendiklerimden daha fazlasını yaşayarak, araştırarak ve deneyerek öğrendim. Bilmediğini merak etmek, öğrenmeye başlama sürecinin ilk basamağı. Yaşım kaç olursa olsun merakım, öğrenmek için en büyük motivasyonum oldu.  Merak etmek ve bilmediğini öğrenmek için çabalamak, insanın kendisini geliştirebilmesi için en önemli sebep. Sen öğrenme hevesi ile bilginin peşine düştüğünde kendinin ve kapasitenin farkına varıyorsun.  Bilginin peşinden giderken iyi kötü bir sürü şeyi deneyimliyorsun, sen merakla öğrenirken biriktirdiğin deneyimlerin senin gideceğin yolun haritasını belirliyor ve sen neyi başarıp, neyi başaramayacağını ve hangi yoldan gittiğinde doğru bilgiye ulaşabileceğini bu yol haritasına göre karar veriyorsun. 

Yaş büyüdükçe deneyimlerinden çıkardığın dersler rehberin oluyor, yanlışta ısrar etmenin anlamsızlığını görmek, yanlıştan dönmek, seni yetersiz değil, güçlü kılıyor. “Hayat kırkından sonra başlar’’ diye  sıkça kurduğumuz cümle bir büyüme tesellisi değilmiş meğerse, öğrenmenin ışığı ile büyürken, edindiğin tecrübelerinle, hayatını daha kolay yoluna koyma, kendinin farkında olma sözüymüş. Kırklı yaşlarım uzağımdalar ve ben kırkından sonra bile öğrenmeye devam etmeyi başarmanın ve kendimle ilgili birçok özelliğimi, o yaşlarda keşfetmiş olmanın keyfini sürüyorum. 

Kendimle ilgili en önemli keşif “yazabiliyor’’ oluşumdu, belki de kırk yıldır merakla araştırıp, okuduklarımın bende oluşturduğu birikimdi yazabilmeyi başarabilmek. Yazabilmek benim için doğuştan gelen yetenekten çok, sonradan öğrendiklerimi ve biriktirdiklerimi yazıya dökmeye çalışmakta diyebilirim. Yazabildiğini keşfeden bu kadının yoluna bir de yoga çıktı.  Çoğunlukla zorunluluktan, biraz yeni bir şey öğrenme merakından diyebiliriz.  Yoga elime bedeni, ruhu ve zihni nasıl daha iyi kullanabilirim kılavuzu tutuşturdu.  Yoga ile yol arkadaşlığı yaparken, kırklı yaşların ilk yarısını arkamda bıraktım. Ben tümden bir değişimin içinden geçtiğimi, eski ile aramdaki çözülmez dediğim düğümleri çözdüğümü kendimi özgür bırakabilmeyi başarabileceğimi bu süreçte öğrendim. “Hoşgörü’’ denilen eskiden sadece kelimeden ibaret olan şey hayatımın içine tamamen yayılmış ve beni daha rahat biri yapmıştı. İnsanı, sadece insan olarak görmeyi öğrenmek, öyle süper güçlerimizin falan olmadığını, bolca yanlış yapan varlıklar olduğumuzu kabul etmek, davranışlara ve sözlere fazla takılmamayı hiç farkında olmadan öğrenmiştim.

Yoga hayatımda asanalar kadar yamalar ve niyamalar ile var oldu ve bu benim geldiğim noktanın kilit noktasıydı.  Hoşgörü aslında en çok kendi iyiliğim için gerekliydi. Kendi kararımla çıktığım yoga yolu beni daha az stresli (bir süre sonra daha da az stresli), daha rahat, daha kolay ve daha anlaşılabilir bir insan haline getirdi. En çok duyduğum söz “sen çok değiştin’’ haline geldiğinden beri, insanların bunu yogaya bağladığını ve bu tespitin gerçek olduğunu biliyorum. Evet değiştim. Yoganın elime tutuşturduğu bedeni, ruhu ve zihni kullanma kılavuzuna bağlı kaldım. Kendimi buldum, yıllarca düşündüğümün aksine ben sadece bedenden ibaret değildim, ruhum ve zihnim hep benimleyken, ben onları görmezden gelmiştim ve şimdi görebilmeyi öğrendim.  Kendime pratik yapmak için alan ve zaman yarattım, kendimi dinlemeyi öğrendim, öğrendiklerimle yoluma devam ediyorum. Bazen çıktığın yolların doğruluğunu, ilk başından itibaren içinde hissedersin ya, yoga yolunda durumum tam olarak buydu. Öğrencisi oldum, sonra yola öğretmen-öğrenci olarak devam ettim her seferinde yoganın bana kattıkları ile çoğaldım, içimde bir yerler genişledi, her nefeste hayatı içime çektiğimi fark ettim. Önceki ben, en küçük sıkıntıda dert kuyularına atlayıp boğulur, değil başkalarına kendine bile gülümsemeyi unuturdu. Geçmişteki o kadına baktığımda içimi bir hüzün kaplıyor ve şöyle diyorum; “haline şükret kendini kullanma kılavuzunu hiç bulamayabilirdin”.

Bugünlerde hayatı çok fazla kafaya takmamaya, ciddiye almamaya, sorunlara düğümler atmamaya özen gösteriyorum. Kendi bütünümle ilişkim derinleştikçe, her türlü sorunu daha kolay çözebildiğimi, çözdükçe rahatladığımı ve bu rahatlık halinin hayatımı iyi yönde etkilediğini fark ettim. Aldığımı vermeyi, hayatı olduğu gibi kabul etmeyi, sahip olduklarım için bolca şükretmeyi öğrendikçe, güzelleştirebildiğim bir hayatı yaşamanın huzuru ile yürüyorum.

Herkes kendi için bir kullanma kılavuzu bulabilir, yeter ki iste.

Hoşça kalın. Namaste

SİTEDE ARA

Go to top