Yoga ile geldiğim bunca yoldan ve birlikte geçirdiğimiz onca zamandan sonra hala yapamadığım (ya da yapmayı tercih etmediğim dersek daha doğru olur) asanalar var.

Yogaya başladığım ilk zamanlarda yapamadığım asanalar için hissettiğim eksiklik duygusu şimdilerde yerini, ne kadarını yapabiliyorsan o kadarını yapman yeterli hissine bıraktı.  Hal böyle olunca içimde kocaman bir alan açıldı, olduğu kadarı ile kalmayı öğrenmeye hevesli kadın kendini daha çok yoga pratiği yaparken buldu.

Biliyorum ki yoga, bedeni son sınırına kadar zorlamaktan çok, farkında olarak matın üzerinde kalabilmektir. Geçen zaman senin yogaya bakışını değiştirirken, ne anlatmak istediğini daha iyi kavramana neden oluyor. Yapabildiğin kadarının yeterli olduğunu aslında şifaya ulaşabilmek için önce kendi bedenini tanıman gerektiğini fark edebildiğinde (ilk önce tüm hırslarından arınıp ve sonra bedeninin de bir sınırı olduğunu fark edebilmekte oldukça önemli bir aşama) yoga ile yolculuğun zorlamak yerine kolaylamak üzerine kuruluyor. Bir bütün olarak seni içinde barındıran bedenin, bir kılıftan başka bir şey değil. Senin onu kollaman, gözetmen ve ona şefkat göstermeyi öğrenmen en önemli önceliğin olmak zorunda. Bir gün değil bir ömür için gerekli o beden sana. O yüzden yoganın senin üzerinde yarattığı etki bedeninden başlayıp bütününe yayılırken, içini ve dışını yenilediğini hissediyorsun. Bu öyle bir his ki, kelimelere dökmekte zorlanıyorsun, her pratikten sonra matın üstünden inen insan sanki bir adım daha yol almış, daha iyiye yönelmiş gibi geliyor. Pratiğin süresinin, zorluk derecesinin veya nerede yaptığının herhangi bir önemi yok; önemli olan tek şey o an, o matın üzerinde olabilmek. Bazen içindeki o disiplinli insan en ufak bir tökezlemede dağılıyor, çünkü bizler oldukça güçsüz, aynı zamanda sıradan insanlarız ve hayat bazen gerçekten çok zorluyor. O dağılma anlarından sonra toparlanmaya çalışırken, aksattığın pratiklerle, yoga ile aranda kurduğun ritmin bozulduğunu hissediyorsun. Pratik yapamadığın her gün daha da geriye gidiyormuşsun gibi geliyor ve sen kendini pratiklerini yapamamanın (ya da yapmamanın) pişmanlığı ile ne yapacağını düşünürken buluyorsun. Onca yılın çabası birkaç haftada ya da ayda sanki buhar olup gidecekmiş gibi geliyor ve içine yerleşen endişeyi görüyorsun. Endişe bazen ayağa kalkmana, bazen de daha fazla saklanmana neden olabiliyor, kendinle mücadele edip kalkmayı seçtiğinde tekrar harekete geçiyorsun.  Kendine “olduğu kadar’’ diye telkin ediyorsun.  O telkinle beraber kendini matının üzerinde asanalarınla kucaklaşırken buluyorsun, birbirinizi ne kadar çok özlediğinizi görüyorsun, hangi asanaya giriyorsan o oluyorsun ama savaşçıların içinde daha çok kalıp eski gücünü geri kazanmaya çalışıyorsun.

Birlikte akışın ritmini yakaladığında, sen artık orada, o matın üzerinde asanalar ile uyumladığın nefesinin ve kolaylaşan pratiğinin sende uyandırdığı hafiflik hissi ile hareket ediyorsun. Bu hayatta her şey ama her şey “olduğu kadar’’ ise yoga için durum neden farklı olsun. Kendini tanımanın ve sınırlarının nereye kadar gittiğini bilmenin yogada önemi büyük, çünkü o yol üzerine hareket ettiğinde vazgeçmek yerine ilerleyeceksin.

Unutma özellikle ilk başlarda “olduğu kadar’’ sana yeter.

Hoşça kalın. Namaste

SİTEDE ARA

Go to top