Yogaya ilk başladığım yıldı, hocam “eğer bir iş görüşmesine gidecekseniz, öncesinde savaşçı duruşunu yapabilirsiniz, cesaretinizi arttırır” demişti. Hiçbir şey anlamamıştım.

Sadece bir hareket yapıp, cesur yüreğe mi dönüşecektik yani? İçimde kuşku, inanmazlık tohumları ile eve yollandım.

Unuttum sonra, hem söylenilenleri, hem de verdiğim tepkiyi.

Aradan uzun zaman geçti, yoga eğitmenliği için içimde kıpırtılar başladı. Derinlerden gelen bir istek var ancak cesaretim yok, kendime güvenim eksik. Bedenim esnek değil, hareketlerin hakkını veremiyorum. Padmasana’yı yarım yapabiliyorum mesela. Gerçi yogaya ilk başladığım zamanlarda bağdaş bile kuramazken, yarım padmasana bile rüyaymış gibi gelirken, esneyebilmenin tadına varmışken, bu bile benim için mucize gibi geliyor, o ayrı. Ancak adı üstünde eğitmenlik bu, şakaya gelmez. Ben daha yapamazken, öğrencilerime nasıl yaptıracağım endişesindeyim. Diyelim onlar yapabiliyorlar, bana hangi gözle bakacaklar, “bu ne biçim hoca!” nidalarıyla neredeyse kâbuslara düşmelerin eşiğindeyim.

Eğitmenlik kursunun başvuru zamanı yaklaştıkça, yerimde duramaz oldum. Oturamıyorum, asanaların içine giremiyorum, “ne yapsam” larla yanıp tutuşuyorum.

Sonunda dedim “bu böyle olmayacak.” İçimde yeşil ışık yandı, zihnim hâlâ kırmızıda. Hocama danışmaya karar verdim. Ondan aldığım onayın mutluluk anını anlatamam. “En iyi hocalar, en iyi anlatanlardır” dedi bana. Kendi kendime ördüğüm duvarlarımı yıkmamı tembihledi. O duvarlar yıkılırsa, ilerleme gerçekleşeceğinden bahsetti.

O andan itibaren tutana aşk olsun beni. Hem içimde hem zihnimde yanan yeşil ışığın sevinciyle yazıldım kursa, ama öncesinde ne yaptım biliyor musunuz? Virabhadrasana 1, Virabhadrasana 2 Allah ne verdiyse artık. Bildiğim tüm savaşçı duruşlarını, o günkü pratiğime kattım da gittim.

O günden sonra da hep adını anarken, “Cesaret Duruşu” dedim derslerimde. Sınavlarına hazırlanan ürkek serçelere, hayatta adım atmaktan çekinen narin kelebeklere, bu duruşla ayaklarını yere basmayı, kararlı olmayı salık verdim. Sessizce izledim uçuş rotalarını ve çoğunun da yollarını nasıl da rahat bulduğuna şahit oldum.

Hâlâ kendi pratiğimin içinde vardır savaşçıların duruşu. Hayatımın tümseklerinde, girdiğim çıkmaz sokaklarda, çoklu yollarda yardımcı olur bana. Tümsekleri dağlara dönüştürmeden atlatır üstünden mesela. Çıkmaz sokaklardan çabuk dönmemi, çoklu yollarda, bana en yararlı olacak sokağa sapmamı, kayboluşlarımda ana caddenin oklarını gösterir.

O nedenle favorilerimdendir Virabhadrasana ailesi. Benden ve derslerimden hak ettiği saygıyı görür. Kıymeti bilinir. Olması gerektiği zamanda yanımda, zihnimde, bedenimde ortaya çıkıverir.

“En iyi savaşçılar, pes etmeyenlerdir” demişler, belki de dememişler, ben diyeyim o halde. Belki yaptığından, çoğunlukla hayattan pes etmeyenlerden olmak için hadi şimdi Virabhadrasana zamanı.

 

 

SİTEDE ARA

Go to top