Yogaya başladıktan çok kısa bir süre sonra, dergilerdeki gibi muntazam şekilde poza ne zaman girebileceğim diye düşünmeye başlamıştım. Hatta bir süre sonra kendimi başkalarıyla kıyaslamaya, hizaya gireceğim diye bedenimi gereksiz zorlama yollarına gitmiştim.

Nefes çalışmaları, meditasyon derken yogada biraz daha derinleşmeye başlayınca düşüncelerimde değişmeye başlamıştı. Acelem yoktu, zamanla zihnen ve bedenen hazır olduğumda pozlarda da mükemmeli yakalayacaktım kendimce. Ancak, biraz daha derinleştikçe “Hangi insan birbirinin aynı ki şu evrende, pozu yapış biçimleri de aynı mükemmellikte olsun?...” gibi deli sorular da zihnimde belirmeye başlamıştı.

Yoga eğitmenlik eğitimine başlamam ve Zeynep Aksoy’la karşılaşmamla dünyam aydınlanmıştı adeta. “Estetik değil, fonksiyonel yoga” demişti başlar başlamaz ve tüm eğitimi bunun üstüne planlamıştı. Yani bir dergiye poz verirmiş gibi poza girmeye çalışma, bedeninin izin verdiği şekilde yap pozu. Her insanın fiziki görünüşü nasıl birbirinden farklıysa, kemik yapısı da o kadar birbirinden farklı. Ve bu da herkesin farklı biçimde pozu yapacağını gösterir.

Yogada pozlarda kesin doğru diye bir şey olamayacağını eğitim sırasında birbirimiz üzerinde yaptığımız gözlemlerle o kadar iyi anlamıştım ki... Uygulanan poz aynıydı ancak, 40 kişinin hepsinde farklı bir görünüm alıyordu. Çünkü 40 kişilik grupta herkesin eklem yapısı birbirinden farklıydı.

Peki nedir bu eklem ? Kısaca eklem, kemiklerimizin birbiriyle bağlandığı yerdir. Yani eklemler, kemiklerimizin birbirine bağlanması ve kemiklerimizin hareket etmesi görevini üstlenir ve bedenden bedene farklılık gösterir. Örnek olarak TALUS’u yani ayak bileği eklemini ele alalım. Talus’un yapısından en çok etkilenen yoga pozlarından biri UTKATASANA (SANDALYE POZU)’dur. Sandalye pozunda, kimimiz sandalyeye oturduğunda dik bir omurgayla durabiliyorken, kimimizin üst bedeni öne doğru bir eğim alır. Bunun nedeni eklem yapılarımızın farklılıklarıdır. Anatomik yapımız neye ne kadar izin veriyorsa, o kadar yapabiliriz pozu.



İlk fotoğrafta Utkatasana pozunu yapan kişinin gövdesinin oldukça dik kaldığını görüyoruz. Kişi yıllarca pratik yapmış olsa da kısıtlı fleksiyon * kabiliyeti sebebiyle dizler daha fazla inemez. İnmesini istersek tıpkı fotoğraftaki gibi topukları kaldırmamız gerekir. Birinci fotoğraftakinin aksine, İkinci fotoğrafta ise fleksiyon kabiliyeti yüksek olan kişinin kolaylıkla dizlerinin öne doğru gittiğini görüyoruz. Yani ayak bileği eklemi ne kadar açıksa diz o kadar öne gider.

 

Üçüncü fotoğraf ise eğitim sırasında aldığım notlardan. Görüldüğü gibi bir çok şey pozu ve pozun bedende yarattığı etkiyi değiştiriyor. Bakışların düz karşıya , yere ya da tavana doğru oluşu boyundaki hisleri etkilediği gibi, ayakların bitişik ya da ayrık oluşu, kolun önden ya da yandan kaldırılması da pozu etkileyen faktörlerden. Peki bunlardan hangisini yaparsak pozu doğru ya da yanlış yapmış oluruz? Her seferinde pozu farklı şekilde deneyimleyebiliriz ve hepsi de doğru. Sadece pozun etkisi farklı olur. O farklı hislerde yine kişiden kişiye değişir. Kimi ayaklar bitişikken, kimi de ayaklar ayrıyken pozu daha iyi hissedebilir. Yani doğru poz bizde, bizim hislerimizde, farkındalığımızda saklı. Ve bu sadece bu makalede ele aldığımız Utkatasana pozu için değil , her poz için geçerlidir.

Önemli olan kendi bedenimiz için geçerli olan hizalanma prensibini bulabilmek ve niyettir. Pozu yaparken niyetimiz; pozu yapabilmek ve iyi görünmek mi ya da bedende bir etki yaratmak mı ? İşte bu senin kararın ve unutma ki aynı zamanda bu, yogadaki fonksiyonel yaklaşım ve estetik yaklaşım arasındaki temel farktır da.

Bernie Clark’ın “Suzee’nin İpuçları ve Fonksiyonel  Yoga” adlı makalesinde kaleme aldığı gibi, eğer amacınız bir takım pozları ya da jimnastik manevralarını yapma kabiliyetinizi artırmaksa, o zaman elbette estetik pratiği takip edin; ama eğer niyetiniz iyileşmek, sağlığınızı korumak ya da geliştirmekse fonksiyonel bir yoga yaklaşımı gerekir.

His, his, his… Pozu yaparken nasıl göründüğünüzün bir önemi yoktur: önemli olan pozda ne hissettiğinizdir, hatırlayın:

Vücudu bir poza girmek için kullanmıyoruz

Pozu vücudun derinine girmek için  kullanıyoruz” (1)

Yani yoga pozları bizim için amaç değil, araçtır. Yoga benim için bir yerde özgürlük demektir. Ucu bucağı olmayan sonsuz bir yol ve bu yolda hangi yöne gideceğim, hangi sokakta ne kadar vakit geçireceğim, yolculuk sırasında neler öğreneceğim bana kalmış. Mükemmellik algısından sıyrılıp, sadece kendi bedeninizin ihtiyaçları ve kendi yoga pratiğinizle ilgilenmeye başlayınca , yoga pratiği sonrası ; “ Bugün sol kalçam oldukça açıkken, sağ kalçam acaba niye kapalıydı ? Sağ kalçam daha kapalı olmasına rağmen , sol tarafta hissettiğim esnemeyi sağ tarafta gidebildiğim yere kadar gittiğimde de hissettim mi, hissetmedim mi? Ne olmuş olabilir - duygusal olarak - psikolojik olarak bir sebebi olabilir mi acaba ?” diye kendine yönelik sorular ve cevaplarla karşılaşırsın. Ne kadar derine ineceğin evet sana kalmış.

Benim bedenim, benim pratiğim, benim yogam diyebilmek için estetik kaygılardan uzak fonksiyonel yoga ile karşılaşman dileğiyle…

 

*Fleksiyon: Vücudun aralarında eklem bulunan iki bölümü arasındaki bükülme hareketi. Fleksiyonda bölümler arasındaki açı giderek daralır; örneğin, bacağın kalçanın üzerine, önkolun kolun üzerine fleksiyonu. ( http://www.saglikkitabi.org/fleksiyon )

* Birinci ve ikinci fotoğraflar, Advayta Yoga “Zeynep Aksoy ve David Cornwell 200 Saatlik Hocalık Eğitimi” eğitim materyallerinden alınmıştır.

  1. Bernie Clark, “Suzee’nin İpuçları ve Fonksiyonel Yoga”, yogaturkce.com/2016/12/23/suzeenin-ipuclari-ve-fonksiyonel-yoga/

 

SİTEDE ARA

Go to top