Dönem dönem farklı konularda yazmayı, pratiğini yaptığım ya da hayatımda daha çok yer almasını dilediğim konuları kaleme almayı seviyorum.

Bu sefer Himalaya Geleneği’nden öğrendiğim meditasyon yürüyüşünden bahsedeyim size...

Bu meditasyon çalışmasında hocamızın bahsettiği duyuların içeri çekilmesinden önceki bir adım olarak düşünebilirsiniz. Yürüyüşe geçmeden önce periferial görüş alanını bularak duyuların beşinin birden kullandığımız yürüyüş meditasyonu. Duyular neden önemli çünkü fiziksel ve zihinsel duyu organları olayları kavrayış biçimimizi de belirler.

Günlük hayatta dış dünyayı algılamak için beş duyu organını düşünmeden kullanırız. Buradan gelen cevaplar zihne gider ve zihin yaşadığı etki-tepkileri bilinçte varolan bilgilerin saklandığı çekmecelerden çıkararak, veri karşılaştırma yapmaya başlar. Bu karşılaştırma sonucu, hayatı ve bu evreni algılayış biçimimizi şekillendirerek bazı izler bırakır ve bu bundan sonra yeni “ben” olarak tekrar işlenir. İşte illüzyon, yanılsama ya da “maya” siz nasıl adlandırmak isterseniz burada yeniden çalışmaya başlamıştır.

Kendi içine dönme ve nefes yoluyla duyu organlarının dış dünyayla ilgisi gittikçe zayıflar ve beş duyu birleşerek tek bir duyu organına dönüşür; bu aynı zamanda altıncı duyu olarak adlandırılır. Bu hâl meditasyon ilk adımı Prathayahara yani duyuların içe çekilmesidir. Birçoğumuz meditasyona oturduğumuzda daha çok bu adımı yaşarız, belki sonradan konsantrasyon ve içsel farkındalık haliyle Dharana ile bütünleşmeye başlarız.

Yürüyüş meditasyonuna geri dönüyorum. Yürüyüşü medidatif bir hâle çevirmek için periferial görüşümüzün iki uç noktasından iki nokta seçeriz ve bu noktaları görme, duyma, koklama, dokunma ve tad alma yoluyla algılayarak bu farkındalıkla yürümeye başlarız. Farklı yönlere bakmadan, algıyı başka noktalara çevirmeden yürümek o kadar da kolay bir çalışma olmaz her zaman. Özellikle kutsal nehir Ganga’nın yanındaysanız ve çevrenizden rengarenk insanlar ve çocuklar geçiyorsa... J

Görme algısının özellikle kendi içinde geçişken hâlleri söz konusudur. Seslerden ses olmayan dinginliğe doğru geçerken artık algıya göre gören değil izleyen, şahit olan adımına geçeriz ve meditasyon böylece başlar... Günün her anında bizi bu meditatif hâlle buluşturacak aksiyonda bulunuyoruz. Gerçekten algımızı bütünüyle yaptığımız işe çevirdiğimizde artık o iş, bir mecburiyet ya da bir hareket olmaktan çıkar ve hareketin içinde o bölünmez bütünlük hissini yaşamaya başlarız, hissin kendisi oluruz.

Hayatın bütünü belki de bir meditasyon ama biz ne kadar oradayız her zaman o meçhul... En iyisi her an değişen ruh hallerimizi izlemek ve belki de bu komedi anlarının keyfini çıkarmak.

Ne dersiniz?

 

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top