Medeniyet başladığından beri, kişisel yaşamlarımızda mutluluk ve çevremizdeki toplumda uyum (ahenk) aramaktayız. Fakat bunu gerçekleştirmeye çalışırken bazen sevgi ile vazife arasındaki; özverili sevgi ve adanma yolu (bhakti) ile hakikat ve doğruluğa dayalı görev yolu (dharma) arasındaki çatışmasıyla karşılaşırız.

Bütün manevi gelenekler her iki yolun da yüceliğini bildirmektedirler. ‘’Sevgi yaşamın efendisidir; Sevgi yasanın yerine getirilmesidir; Sevgi her şeyi fetheder.’’ demişlerdir. Fakat aynı zamanda ‘’Hakikat evrenin kalbidir; Hakikat ebedidir ve zamana ve mekana tabi değildir; Düşüncede, konuşmada ve eylemde hakikati uygulamak en büyük vazifedir -dharma- ve dharma sonsuz huzur ve mutluluğa giden tek yoldur.’’ da demişlerdir.

Çoğumuz, bu iki büyük manevi yasa arasında çatışma olduğu görülen durumlarda seçim yaparken baskı altında hissederiz.

Tarih, hayatlarını dharma için feda edenlerin ve hayatlarını aşk/sevgi (ilkesi) için feda edenlerin örnekleriyle doludur, dharmalarından vazgeçme pahasına olsa bile. Çoğumuz, bu iki büyük manevi yasa arasında çatışma olduğu görülen durumlarda seçim yaparken baskı altında hissederiz. Ramayana’nın aşağıdaki bölümü, dharma ile özverili sevgi arasındaki çatışmayı, mutlu ve ruhsal açıdan verimli bir yaşamın nasıl yaşanacağına dair anlayışımızı derinleştirecek şekilde bağdaştırmanın mümkün olduğunu gösteriyor.

KİM HAKLI?

Hikaye iki karakterden oluşuyor, Ayodhya Kralı’nın oğulları olan iki üvey erkek kardeş Rama ve Bharata. Rama, dharma’nın somutlaştırılmış hali ve Bharata, adanmışlığın ve özverili sevginin somutlaştırılmış halidir. Hikaye başlarken, Kral Dasaratha en büyük oğlu Rama lehine tahtından vazgeçmeye karar verir. Fakat Ayodhya taç giyme töreni için sevinçle hazırlık yaparken Bharata’nın annesi Kraliçe Kaikeyi bir komplo kurar. Kendi oğlu Bharata için zafer arayan Kaikeyi kralın yanına gider ve ondan yıllar önce hayatını kurtardığında kendisine söz verdiği iki lütfu bağışlamasını ister. Ona tamamen güvenen kral, Kaikeyi’nin dilediği her şeyi vermeyi kabul eder. Sonra, sanki ele geçirilmiş gibi, ona Bharata’yı kral olarak taçlandırmasını ve Rama’yı 14 yıl ormana sürgüne göndermesini emreder. Dharma yasasına göre, Dasaratha tuzağa düşmüştür, çünkü sözünden geri dönemez. Kaikeyi’ye merhamet etmesi için yalvarır, ancak Kaikeyi son derece kararlıdır.

Talihsiz kral, Rama’yı çağırır. Prens babasını bu kadar korkunç bir durumda gördüğünde Dasaratha’nın hasta olduğundan veya daha kötüsü babasını hayal kırıklığına uğratacak bir şey yaptığından korkar. Ancak Rama, babasının ıstırabına neyin sebep olduğunu öğrendiğinde gülümser ve içten bir şekilde tahttan feragat etmeyi kabul eder. Krala bu kadar küçük bir mesele için üzülmeye gerek olmadığını temin eder ve kraliçeye onu azizlerin ve bilgelerin ikametine, ormana gönderdiği için teşekkür eder. Rama, karısı Sita ve kendisi sürgündeyken rahat bir şekilde geride kalmayı reddeden erkek kardeşi Lakshman ile yola çıkar. Kederle zayıf düşen ve suçluluk duygusuyla parçalanan Dasaratha, onlar ayrıldıktan kısa bir süre sonra vefat eder.

Bütün bunlar gerçekleşirken Bharata Ayodhya’da değildir. Geri döndüğünde krallığı kaos içinde bulur. Kaosun nedenini öğrendiğinde, toplanan mahkemeye Rama’yı bulacağını ve tahtına dönmesi için yalvaracağını ilan ederek annesini sert bir şekilde reddeder. Oğlunun öfkesiyle sarsılan Kaikeyi, affetmesi için yalvarır. Bharata’nın kalbi kapalı kalsa da, annesinin ona ormana kadar eşlik etmesine izin verir. Orada Kaikeyi, Rama’ya talebini geri çektiğini söyler ve Ayodyha’ya dönmesini diler. Rama onu sıcak bir şekilde karşılar ve Bharata’ya onu affetmesi gerektiğini söyler, ancak geri dönmeyi reddeder – dharma, babasının son emrini yerine getirmesini ve Bharata kral olurken onun ormanda kalmasını söylemektedir.

Rama’ya olan büyük sevgisinden etkilenen Bharata, araya girmesi için Rama’nın annesi Kraliçe Kaushalya’ya yalvarır. Kraliçenin oğlunun geri dönmesini emretme yetkisi vardır ve Bharata, Kraliçe'nin bundan daha fazla istediği hiçbir şey olmadığını bilmektedir. Fakat kocasının ölümü ve oğlunun sürgünü nedeniyle kederli olan Kaushalya’nın Rama’ya olan sevgisi sınırsız ve koşulsuzdur. Araya girmeyi reddederek Bharata’ya "Rama’ya olan sevgim onun dharma yoluna engel olmamalı.’’ der.

Bu karışıklıkların ortasında Rama’nın kayınpederi Kral Janaka gelir. Bu büyük bilge dharma’nın tanınmış ustasıdır; hem Rama hem de Bharata onun kendilerine olan sevgisinin farkında ve her ikisi de onun adaletine saygı duymaktadır. Bu nedenle ondan kimin haklı olduğuna karar vermesini isterler – Rama’ya olan sevgisinin kardeşinin hakkı olan bir krallığı kendinin korumasına izin vermeyen Bharata mı, yoksa babasının sözünü onurlandırarak dharma yolunu izlemesi gerektiğine inanan Rama mı? Hangisinin daha önemli olduğuna nasıl karar verilebilir? Janaka, yol göstermesi için Lord Shiva’ya dua eder.

Bilge, tartışmanın her iki tarafını da dikkatli bir şekilde ölçüp biçer. Rama’yı kendini dharma’ya bu kadar mutlak ve şaşmaz bir şekilde adadığı için över, hatta tanrılar bile bunu kabul ederek boyun eğmektedirler. Kutsal yazıların, üç dünyadaki hiçbir şeyin dharma’nın gücünden daha önemli olmadığını söylediğini belirtir. Dünyaya istikrarı veren dharma’dır ve her şey ona bağlıdır.

Sevgi, dharma’nın yönetemeyeceği tek güçtür. Sevgi kararlı ve özverili olduğunda, dharma’nın ötesine geçer. Ve bu sevgi gerçek adanmışlığın zirvesine ulaştığında Tanrı kendi yasalarını çiğnemek zorundadır, çünkü o -kullarının-kendisine adanmışların- onurunu korumak durumundadır. Böylece Janaka Rama’ya, Bharata’nın sevgisinin saflığının dharma’nın çağrısını gölgede bıraktığını söyler.

Sevgi, dharma’nın yönetemeyeceği tek güçtür.

Janaka’nın söylevini dinleyenler ağzı kulaklarına vararak Rama’nın Ayodyha’da tahta çıktığını hayal ederler. Sonra bilge, Bharata’ya dönüp bunun anlamını düşünüp taşınması gerektiğini belirtir. Kardeşine olan sevgisini ifade etme hakkını kazanmıştır. Fakat, sevgi nedir? ‘’Unutma’’ diye hatırlatır Kral Janaka, ‘’Sevginin kendi kuralları vardır, kendi yasalarını koyar. Sevginin gücü özveride yatar. Özverili sevgi hiçbir şey istemez; tek arzusu, sevdiklerine vermektir. Şimdi, Rama’ya ne vermek istediğine karar vermelisin.’’

Bharata, hiçbir şeyin yaşamdan büyük olmadığı yanıtını verir, hayatını Rama’ya sunacaktır. Kral Janaka ‘’Ölmek kolaydır. Zor olan, sevdiklerimiz için yaşamaktır. Eğer gerçek bir adanmışsan, Rama’nın müridi ol, dizinin dibinden ayrılma.’’ diye yanıtlar. ‘’Ona, onu neyin mutlu edeceğini sor ve sonrasında dileğini puja’n (ibadetin) olarak yerine getir.’’

Bharata hatasını anlar ve Kral Janaka’ya alçakgönüllülükle diz çökerek ‘’Gözlerimi kaplayan bencillik perdesini kaldırdın. Şimdiye kadar sadece Rama’yı onurlandırma arzumu düşündüm. Bunun sevgi olduğuna inandım, fakat yanılmışım. Sana sonsuza kadar minnettarım.’’ der. Ardından Bharata Rama’ya döner ve ellerini birleştirip onun emrini bekler.

Bharata’nın bağlılığının derinliğine yenik düşen Rama, Bharata’nın onun sahip olmasını istediği krallığı kabul eder. Ancak sonrasında parlak bir hamle yaparak, babasının Kaikeyi’ye verdiği sözü yerine getirebilmek için kardeşinden önümüzdeki 14 yıl boyunca krallığı ağabeyi adına yönetmesini ister. Bharata kabul eder, Rama’nın dönüşüne kadar kraliyet sembolü olarak tahta oturtmak amacıyla yalnızca Rama’nın sandaletlerini ister. Rama’nın saltanat vekili olarak krallığı koruyacaktır.

SEVGİNİN GÜCÜ

Ramayana'nın, adanmışlık ve dharma arasındaki bu çatışmanın nasıl görüldüğüne göre incelikli bir şekilde farklılık gösteren birkaç versiyonu vardır. Bir versiyonu, Rama’nın babasının, en büyük oğlu olan ve taç giyme töreni kralın yanı sıra kraliyet meclisi tarafından da ilan edilmiş olan Rama’yı tahtından indirme hakkına sahip olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor. Rama’nın babası çelişkili iki söz vermişti – ilki Rama’ya, ikincisi Kaikeyi’ye. Herhangi birini onurlandırmak birine acı verecek, başka bir büyük erdemi, şiddetsizliği ihlal edecektir. Valmiki'nin versiyonunda, bilge Jabali, Rama'ya babasının isteklerini çoğunluğun iyiliği için göz ardı etmesini öğütler - tebasına hizmet etmek ve doğuştan hakkını talep etmek için - çünkü Rama'nın ayrılması babasının kederden ölmesine ve annesine, kardeşlerine ve tebasına acı vermesine neden olmuştur. Yine başka bir bakış açısı, Rama'nın yaşamdaki amacının (dharma'yı tanımlamanın başka bir yolu) şeytan ırkının kralı Ravana'yı fethetmek olduğu ve bu dharmanın gerçekleşmesi için Rama'nın sürgününün gerekli bir katalizör olduğudur.

Rama'yı sürgüne gitmeye zorlayan güç, Rama'yı tahta geri getirene kadar Bharata'ya rahat vermeyecek olan aynı güçtü.

Dharma, yalnızca hakikat ve doğruluk kavramına dayanan açık, net, izole bir davranış kuralları üzerinde ısrar edenler tarafından asla anlaşılamayacak komplike bir kavramdır. Sonuçta, Rama’nın dharmasını, onun babasına olan sevgisi ve bağlılığı şekillendirir. Rahatlık, servet, onur, prestij ve hatta hayatın kendisini feda etme gücü saf ve özverili sevgiden gelir. Rama'yı sürgüne gitmeye zorlayan güç, Rama'yı tahta geri getirene kadar Bharata'ya rahat vermeyecek olan aynı güçtü. Rama ve Bharata, özverili sevgi ve kişisel fedakarlık yolunu izliyor. Onlar bu yolda yürürken, adımlarından yükselen toz, özverili sevgiden ayrı olarak hakikati ve doğruluğu görmeye çalışanlarımızın vizyonunu bulanıklaştırıyor.


Yazan   : Irene (Aradhana) Petryszak
Çeviren : Dr. Sangita Arya Doğan
Kaynak : https://yogainternational.com/article/view/reconciling-dharma-and-selfless-love-lessons-from-the-ramayana

 

SİTEDE ARA

Go to top