Önceki makale için tıklayınız

Birbirlerini bütünleyen, birbirleriyle diyalektik bir ilişki içinde olan yamalar beş tanedir.

AHİMSA Zarar vermemek, şiddet uygulamamak ve bunu tüm duygu ve düşüncelere, tüm yaşantıya yaymak anlamına gelmektedir. Yoga öğretisi bir bütün olarak insanın çektiği acıyı azaltmaya yöneliktir. Birey ancak kendi içindeki acının nedensellerine, kaynağına ulaşabilirse bunu dönüştürebilir ve “başkasının acısı”na bakabilmeyi öğrenebilir. 

Bireyin öncelikle kendine sonra çevresine zarar vermemesini amaçlayan bu ilke Yahudi-Hıristiyan geleneğinde son derece baskın olan fedakârlık ve acıyla arınma kültürünün yerine belli bir içsel ve dışsal disiplini önerir. Yoganın tüm kolları bu disiplinin sağlanması için deneyimle oluşturulmuş ve kuramla desteklenmiş alanlardır. Zarar vermemek sadece kendine iyi bakmak değil, başkasının da varlığına, özgürlüğüne izin vermektir. Başkasının kendi yolunda yürümesine ve farklı olmasına izin vermektir. 

SATYA Dürüstlük, doğruluk anlamına gelir. Kişi hem kendisine, hem başkalarına karşı düşüncelerinde, davranışlarında, söylemlerinde dürüst olmalı, yalandan kaçınmalıdır. Bu kavram diğer Yama ve Niyamalarla derinden bağlantılıdır. 

Satyagraha ise Satya (gerçek) ve Agraha (dönmezlik, güçlü olmak) kelimelerinin bileşimi ile “Gerçek için Direnmek” ilkesini tanımlar. Hindistan ve Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin siyasi ve ruhani lideri Gandhi'nin felsefesinin temelini oluşturan Hint halkının İngiliz emperyalizmine karşı savaşımının kılavuz felsefesi olmuş bu tutum, Ahimsakavramına sıkı sıkıya bağlıdır. 

Gandhi’ye göre bu kavramın şiirsel bir anlamı daha vardır ki o da “Ruhsal Gücü Sevgi Olan Kişi”dir. Büyük bir devrimi şiddet kullanmadan gerçekleştiren, siyasette sevgiye yer açan Gandhi’ye göre satyagraha direnişten farklıdır. Uygulamada, belirli bir kötülüğe karşı kararlılıkla ama şiddete başvurmaksızın direnmeyi öngörür. 

Gandhi Satyagraha kavramını geliştirirken kendi köklerinden kültüründen ve dininden, Bhagavadgita başta olmak üzere Hindu metinlerinden yararlandı. Affedicilik, sebat, saflık, nefretsizlik, kibirsizlik saflık, doğruluk, dürüstlük ve şiddetsizlik; işte bunlar kutsal doğa ile doğmuş kişilerin özellikleridir. Cehenneme gidecek olanlar ise, kötü, günahkâr, yalancı ve dini görevlerini gereği gibi yerine getirmeyen kişiler olarak betimlenmiştir. Hinduizm gibi 

Sihizm’e göre de “Tanrı’nın övüldüğü yer cennettir. Cehennem ise hile ve yalanın bulunduğu yerdir.” Caynizm için son derece önemli olan Triratna, yani üç mücevherin kurtuluşta büyük rolü vardır. Bu mücevherler; doğru iman, doğru bilgi ve doğru davranıştır. Doğru bilgi; kendimizi ve çevremizi tanımamızı sağlayan, dünyaya karşı davranışlarımızda dikkatli olmamıza yardım eden bir bilgidir. 

Gandhi’nin yetiştiği topraklardaki farklı dini akımlar, yoga ve meditasyon pratiğinin üzerinde temellendiği koşullardan en önemlisi daima saflık, şiddetsizlik, yalandan kaçınma ve doğru sözlülük olmuştur. Yanı sıra Gandhi, Satyagraha felsefesini oluştururken İngiliz kadınını örnek almıştır. Sömürgeciliği meşru bir durum olarak onaylayan Keynes, İngiliz sömürgelerinin devamlılığını talep ederken ve sömürgeci kapitalist İngiliz erkeği kendi soydaşı kadının dahi özgürleşmesine, bağımsız bir birey olmasına izin vermezken Gandhi,  Güney Afrika’daki Hintlilerin insan haklarını, yasal ve siyasal haklarını elde edebilmelerinin yollarını ararken, İngiltere’deki olayları da yakından izliyordu. İngiliz süfrajetleri ilk kez Manchester’da, daha sonra 1905’te ve 1906’da Londra’da tutuklanmış, şiddete uğramışlardı. 1905’te davasını anlatmak için gittiği Londra’ya ayak basar basmaz, oy hakkı için mücadele eden kadınların eylemlerine ve tutuklanışlarına tanık olan Gandhi, süfrajetlerin, “eylem sözden üstündür” sloganını başlık yaparak, onların cesaretlerini ve kararlılıklarını öven bir makale yayımladı. 1909’da yine Londra’dayken, açlık grevi yapan bir grup süfrajetin hapisten salıverilmesini kutlamak için düzenlenen mitinge katıldı. Ne var ki Gandhi’nin felsefesi, Batılı, erkek, beyaz sömürgeci kitleler tarafından ne yazık ki hiç anlaşılmadı, uygulanmaya konulmadı. 

Gandi felsefesini ve hayat görüşünü, otobiyografisi Doğrulukla Olan Deneyimlerimin Öyküsü’nde şöyle açıklar: “Umutsuzluğa düştüğümde tarih boyunca doğruluk ve sevginin her zaman kazandığını hatırlarım. Tiranlar ve katiller olmuştur, hatta bir süre yenilmez sanılmışlardır ancak sonunda her zaman kaybederler.”

Gandhi’nin sivil itaatsizlik felsefesine katkısı, itaatsizliğin eyleme dönüşme yöntemini hedef alan “pasif direniş” anlayışı ile gerçekleşmiştir. Satyagraha yalnızca pasif direniş eylemleriyle sınırlı değildir; uygulama alanı günlük yaşama ilişkin doğru davranış biçimlerinden, almaşık siyasal ve ekonomik kurumlar oluşturmaya kadar uzanır. Düşmanını değiştirerek başarıya ulaşmayı amaçlar. Sonuçta yenilgi ya da yengi yoktur, yeni bir uyum vardır.

ASTEYA Kendisine verilmeyeni almamak çok geniş bir anlam ifade eder ve tüm evreni kapsar. Bu kavram, ardından gelen ve açgözlülükten kaçınmayı, hırsın, tahripkâr egonun, bencilliğin dizginlenmesini öneren APARİGRAHA ile yakın ilişkiler içinde ve bir bütündür. 

Yoga Sutra’da, Asteya’nın açıklandığı II-37. bölümde Satchidananda, hepimizin hırsız olduğunu yazmıştır: 

“Aldığımız nefesle doğadan çalıyoruz. Kimin nefesi aldığımız? Doğanın. Peki bu nefesin karşılığını veriyor muyuz? Bir şeyi kabul edip, alıp, karşılığında bir şey vermezsek hırsızız.”  

Bu prensip belki de en yakın karşılığını Batı felsefesinde anarşizmde bulmuştur. Proudhon’a göre mülkiyet hırsızlıktır. Çünkü her bir varlığı ve objeyi sahiplenme içgüdümüz, bir başkasının, evrenin, doğanın özgürlüğünden ve alanından çalmakta ve iktidar istencini güçlendirmektedir.  Sömürgecilik ve kapitalizmin küreselleşmesi, doğanın vahşi talanı bu iki yamada önerilenlerin günümüzde nasıl uygulandığını hayatın pek çok alanında gayet net gösteriyor. Evrenimizi yok eden, savaşları çıkaran, insanları sınıflara ayıran, kadını ve farklı cinsel kimliklere sahip bireyleri ötekileştiren patriyarkal kapitalist sistem, asla tatmin olmayacak arzuyu sürekli kamçılarken, daha fazlasını, daha iyisini ürettiğini öne sürerek tüketme ve sahipolma duygularını durmaksızın körüklüyor. Sahip olduklarımız ve sahip olma isteğimiz arttıkça hırsımız ve bencilliğimiz ve kendimize söylediğimiz yalanlarçoğalıyor, paylaşma arzumuz değil.

BRAHMACHARYA Kimi kültür ve uygulamalarda cinsel perhiz, cinsellikten kaçınma anlamında kullanılsa da aşırılıktan kaçma ve bedenini dengede tutmak anlamına gelir; karşılığı iffet değil, ölçülülüktür. Cinsel farklılıktan ve nefsten korkan Hıristiyan asetizminde, Yahudilik ve Müslümanlık inancında arılık ve iffet merkezdedir. O kadar ki uygar kültürlerde, ilkel kültürlerde olduğundan daha önemlidir. Flügel bu durumu, Hıristiyanlığın yükselişiyle birlikte iffet konusundaki tutuculuğun artmasına bağlar. Hıristiyanlıktaki beden-ruh ikiliğinden dolayı vücudu örtme eğilimi, vücuda gösterilen ilgiyi bastırma ve bu ilgili ruha yöneltme aracı olarak kullanılmıştır. Oysa Doğu düşüncesinde beden bir bütündür ve Patanjali’nin belirttiği gibi kutsal bir mabettir.  Yoga felsefesine göre cinsel enerji kişinin içinde saklı olan büyük bir güç kaynağıdır, bilinçli olarak kullanılmalı yeniden dönüştürülmelidir. Gandhi için Brahmacharya “duyguların düşünce, söz ve eylemde kontrolü” demekti. Cinsellikten uzak kalarak şehvet duymaktansa sevmeyi öğrenmenin kişisel zorunluluğu olduğunu hisseden Gandhi topluma hizmet veren bir kişinin sade bir hayatı olması gerektiğine yürekten inanmıştı. Ona göre etyemezlik Brahmacharya’ya olan derin bağlılığının başlangıcıydı. 

NİYAMALAR

Kişinin içindeki pozitif güçleri kuvvetlendirmesi, pozitif enerjisini kullanılır hale getirmesidir. Bireyin iç dünyası ile olan ilişkilerini belirleyen Niyamalar da 5 başlık altında toplanmıştır ve yine doğruluk, dürüstlük, saflık ile bağlantılıdır. 

SAUCHA: Kişinin içsel ve dışsal saflığa erişmesi.

SANTOSHA: İnsanın gösterişsiz, alçakgönüllü ve kendinden ve yaşamdan elde ettikleri ile mutlu olması sahip oldukları ile yetinmesi ve içinde bulunduğu durumdan memnun olmasıdır. Yaşamda olup biteni kabullenmeyi içerir. 

TAPAS: Makullük anlamına gelmektedir, kişi her türlü eyleminde, isteğinde, düşüncesinde, yaşantısında, duygularında, yemesinden uykusuna kadar her şeyinde makul sınırlar içinde kalmalıdır, bu makullük ona incelik ve sevecenlik vermelidir, kendi kendisine yetmelidir. Çıkar elde etmeden çalışmak fiziksel Tapastır. Kimseyi incitmeden söz söylemek sözel Tapastır. Sakin bir akılla duygulara hükmedebilmek, yalan söylememek zihinsel Tapastır. Beden, tapas sayesinde zihnin ve bedenin saflığını bozan zararlı maddelerden arınır. Yediğimiz besinler, aldığımız ilaçlar, okuduklarımız, televizyon ve sinemada izlediklerimiz ve düşündüklerimiz yoluyla bedenimize neyin girdiğine özen göstermeyi içerir.

SVADHYAYA: Tek noktaya odaklanılarak çalışma, kendini inceleme, araştırma anlamlarına gelir. Ne öğrenirseniz öğrenin, eğer sizi kendi kendinizi daha bütünsel olarak tanımlamanızı sağlıyorsa, o, Svadhyayadır.

İŞVARAPRANİDHANA:  Gerçek, değişmez ve mutlak olanın varlığını anlamak ve ona teslim olmak demektir.

 

SİTEDE ARA

Go to top