Yoga pratiğime deniz kıyısında, kulağımda dalga sesleri, duruşlardaki akışta dalgaların ritmi, her nefeste içime dolan deniz kokusu eşlik ediyor, denizin, o tuz, iyot ve yosun karışımı kokusu içimi temizleyip, ferahlatıyor.

Mavi bir dünyanın kıyısında, matımın üzerinde dağ duruşundayım, güneşi, denizi ve tüm evreni selamlıyorum, kökleniyorum, usulca esen rüzgar beni sarıp sarmalamakta, kendimin küçüklüğünün ve iyilikle yaşamanın önemini her seferinde yeniden fark ediyorum, duruşlar beni alıp götürüyor, kendimi onların akışına uyduruyorum, koca evrende, tek başıma, kendi kendimle mutluyum, gücümü sınıyorum, duruşlarımı gözlemliyorum, bütünsel iyiliğimin peşindeyim, bedenden çok ruhumun ve zihnimin iyiliğini önemsiyorum, biliyorum ki onlar iyi olmazsa beden iyi olamaz, deniz ruhumu ve zihnimi dinlendirip sakinleştiriyor, savasanadan sonra gözlerimi kapatıp oturuyorum, hayatta biten pratikler gibi hızla geçmekte, istisnasız her gün zamanın peşinde koştururken, yaşamımızdan takvim yaprakları gibi kopup giden günlerimizi çoğunlukla boşa harcadığımızı, zamana yetişme telaşı ile hayatı kaçırdığımızı düşünüyorum.

İçim taşıyor, gözyaşlarım gözlerimi yakıyor, maddi dünyaya tutunmak için verdiğim mücadeleler ve ufacık sorunları, içinden çıkılmaz hale getiren, pireyi deve yapan, yıllar öncesinde kalan kadının, gamlı baykuş zamanları hayattaki en büyük pişmanlığım. Hiçbir şeyden mutlu olmayan demeyeyim de çabucak yıkılabilen, elindekilerin kıymetini anlamayan, her şeyin olacağına varacağının, farkına varmakta geç kalan kadına üzülüyorum. Hiç gereği olmadığı halde kendisi ve çevresindekiler için yaşamı zorlaştırdığı ve sorunlara saplanıp kaldığı için elinden kayıp giden hayatın önemini daha erken fark etmediği için kızıyorum. Engin maviliğin kıyısında matının üzerinde oturup düşünen kadın, yıllar önceki diğer kadının içinden çıkmış, tamamen farklı bir model, kendimi sanki bir yaratık yutmuşta, sonra geri çıkarmış gibi hissediyorum, birbirimizle dış görünüşümüz dışında en ufak bir benzerliğimiz kalmamış gibi.

Sanırım bendeki bu köklü değişikliğe, çok sevdiğim, hayatımın, anılarımın parçası insanları üst üste sonsuzluğa uğurlamam sebep oldu. Ölümle gelen, yokluğun acısı bir tokat gibi, yüzüme çarptığında, bu neyin hırsı diye sormuştum kendime, sonunda tek başına, yanımıza sadece iyiliklerimizi alıp çıkacağımız bir yolculuk varken, hırsların ve bitmeyen isteklerin bir anlamı kalmamış, ben hafiflemiş, gereksiz tüm yüklerimden kurtulmuş, elimdekilerin aslında mutlu olmak için yeterli olduğunu anlamıştım. Yıllar sonra yoga yoluna çıkıp, yoganın derin felsefesini keşfedip okumaya, anlamaya başladığımda aslında benim bu elimdekilerle yetinme ve mutlu olma halimin, kendimize karşı tutumumuz yada gözlemlerimiz olarak açıklayabileceğimiz NİYAMA’ların ikincisi SAMTOSHA olarak adlandırıldığını öğrendim, ben kendimi eğitmiş, hayatın bana verdiklerini sorgulamadan kabul etmiş, mutluluğun maddi bir ölçüsü olmadığını anlamıştım, eşim, uzun yıllar boyunca bitmeyen istekleri için dırdırlanan o kadının nasıl bu hale geldiğine sanırım hala hayret ediyor.

Değişmek mümkün, tabii ki hayata hangi pencereden baktığının, beklentilerinin, en önemlisi, kendini değiştirmeyi isteyip, istememenle alakalı, eğer değişmek istiyorsan, kendinle zorlu bir mücadeleye gireceğini ve çokta kolay olmayacağını bil, kararlıysan al kendini yanına, çık yola, yeni sana vardığında, baktığın her şeyi yeni bir gözle gör, kocaman sarıl, gülümse hayatına ve kendini, yenebilme ve yenileyebilme gücüne şükret. Yeter ki isteyin elinizdekiler size sonsuza kadar yeter ve mutlu eder. Mutlu olun, yetinin ve huzurun size gelmesine izin verin.

Sevgide kalın.
Namaste 

 

Go to top