Eskiden yeni bir yıl yaklaşırken insanlar sevinir, kutlar bense hüzünlenirdim. Çoğunlukla geçen senenin nasıl geçtiğiyle ilgilenir ya da yeni gelen yıl ile ilgili planlar yapardım.

Ve baktığımda geçtiğimiz yıldan mutlu olmaz sanki yapmak istediklerimi yapamamış ya da geçtiğimiz senenin istediğim gibi geçmemiş olduğunu düşünürdüm. Bu hissiyat yeni yıla olan umudumu da söndürür ve geri planda bırakırdı. Son 5 senedir bıraktığım bir hal oldu bu yavaş yavaş, özellikle de bu sene. Özellikle bu sene yaşadıklarıma bakıp kendime notlar ve dersler almayı seçtim. Her geçen yılın ardından hüzünlenmek yerine bunu yapıyorum artık. Geçen gün bir hocamla sohbet esnasında konuştuğumuz gibi sonuçta her şeyi kontrol edemiyoruz ve kontrolümüz dışındakilerin akıp gitmesine izin vermeyip, direnirsek mutsuz oluyoruz. Oysa bizi belki de üzen o akış, içinde dersler ve kendimize alacağımız notlar barındırıyor.

Bu sene yaz aylarından itibaren bir değişim ve belki de bir dönüşüm yaşadığım doğru. Üst üste yaşadığım olaylar hislerimi görmeme ve anlamama yardımcı oldu. Sanki yeni bir şeylerin geleceğinin habercisiydi ki böylece doluluğu boşalttı ve yer açtı yenilere. Tüm o sürece uzaktan baktığımda kendime aldığım pek çok not var şimdi. Bunlardan en önemlisi belki de; İZLEMEK...

Geçip gitmek üzere olan yıldan öğrendiğim ve sürekli anımsamaya çalıştığım en önemli şey bu; İZLEMEK! Her sabah uyanıp, bir koşturmaca hayatın içine karışırken, birine merhaba, günaydın derken, her an günlük hayatın gerektirdiği şeyleri bir bir yaparken çoğunlukla otomatik olarak hayatı yaşarken ne kadar farkındayım kendimin ve çevremdekilerin. Ama en çok da kendimin ve içimdekilerin. Hangi tavır içindeyim, mesela yemek yerken ne hissediyorum, peki yürürken hangi hisler var açıkta belki de hissizliğimin ortasındayım, onu da fark edebiliyor muyum, hislerin kaybolmasını. Ya bir yoga pozunun içinde form alırken bedenim, zihin neler yapıyor, devrede olan ne ego mu yoksa zihin mi, duygular mı, nefes mi, nefessiz mi kalıyorum pozu mükemmel forma oturtmaya çalışırken? Mükemmel diye bir şey var mı ve ben onun peşinden mi koşuyorum? Yine hocamla sohbet ediyoruz felsefe, tasavvuf üzerine uzun uzun, diyor ki insanoğlunun gözleri yanlış yöne bakıyor, dışa değil içeri döndür gözlerini... evet kendime aldığım not: İZLEMEK ama önce içimde olan biteni, içerideki her hareketi, zihnimin her tepkisini ve cevabını sonra belki dışarıyı, doğanın güzelliğini, bir çiçeğin yavaş yavaş açılışını, bir kedinin esneyip gerinmesini, bir ağacın usulca yaprak döküşünü mevsimler geçerken. Olması gerektiği gibi her şeyin belli bir düzen için de olduğunu izlemek... Mükemmeli arama her şey olduğu haliyle öyle zaten...

Eğer izlersem, farkına varıyorum bendeki her şeyin, ve eğer farkına varırsam kabullenebiliyorum ve eğer kabullenirsem dönüştürebiliyorum.ve sonra kapı açılıyor aslında şimdiye kadar kapalı olan. Eğer izlersem görebiliyorum güzellikleri, sevgiyi, birinin birine duyduğu sevgiyi değil de tam olarak koca evrende zaten var olan sevgiyi, o yoğunluğu. Eğer izlersem ruhumun beni o sevgi yoğunluğun içine, aydınlığa doğru nazikçe ittirişini görebiliyorum ve böyle olduğunun farkına vardığımda direnmenin, karşı koymanın anlamsızlığını algılıyor ve bırakabiliyorum. Eğer izlersem bırakabiliyor, akabiliyorum. Eğer izlersem mutluluğun bir şeyler yapma hali olmadığını, mutluluğun ve sevginin bir olma hali olduğunu anlıyorum. İzlersem bir yoga pozundayken bedenim, açığa çıkanları dışarıdan bir gözlemci gibi görüp, o asananın götürdüğü yerlere bırakabiliyorum kendimi. İzlersem enerjimi nelere harcadığım, yaptıklarımın içinde neyi gerçekten istediğim ve neyin ne kadar gerekli olduğu çıkıyor ortaya.

Peki bir soru daha kendime; bir yoga hocası olarak öğrencine bir yoga duruşu yaptırırken içinde neler olup, bittiğine bakmasını söylerken, tüm dikkat içe dönsün derken, kalbine bakmasını, nefesini izlemesini söylerken, sen izliyor musun kendi duruş ve tavrını aynı anda? Nasıl duruyorsun hayatın içinde, neler yapıyor, neler konuşuyor, hangi duygularını yansıtıyorsun? Matın dışında yoga var mı? Ne demiş Buddha; “ Bir budala sanki çoktan ölüymüş gibi uyur, ama usta uyanıktır ve sonsuza dek yaşar. O izler. O saydamdır.” İzliyor musun, saydam mısın?

Netlik, farkındalık, zariflik, kabul ediş ve dönüşüm için İZLE! İzleyişinin içine sabrı ve saygıyı da yerleştir, ardından gelen kabullenişe izin ver ve o zaman duy açılan kapının sesini...

Go to top