Evet yogayı çok sevdin ve başladın. 

Ya da uzun zamandır beklemede olan ve nihayet adım atabildiğin yoga dışında o her neyse.

Şimdi çok sevdin ya hayatına dahil ettiğin mevzuyu; süreç ilerledikçe kimi zaman ayar kaçabilir.

Nasıl kaçabilir?

“Daha” hissiyatı ile farkında olmadan kendine zarar vermeye ve yolundan çıkmana sebep olacak bir süreçle.

Bu nasıl mı oluyor?

Bunu yogadaki evrensel yasalar yani Yama’ların iki kolu ile açıklayalım.

Ahimsa ve Bramacharya.


Ahimsa: Zarar vermemek, saldırgan olmamak.

Başkalarına olduğu kadar kendine de zarar vermemek. Tavır ve davranışlardan, yoga duruşlarına varana kadar.


Bramacharya: Öz denetim.

Cinsel enerji başlığı altında bir denetim söz konusu gibi görünse de, işin aslı biraz da “aşırıya kaçmamak”. Hiçbir şey de aşırıya kaçmamak!

“Her gün saatlerce yoga/ egzersiz yapmalıyım” lardan, kendi bedeninin gereksinimlerine aldırmadan “sağlık” adı altında beslenme düzenini değiştirmene, nefes alamayacak derecede çalışma hayatına vakit ayırmandan, önceliklerin neticesinde kendini üçüncü dördüncü sıraya atmana kadar.

Pratiklerimden yola çıkarak durumu özetlemeye kalkarsam:

Kendimce olabildiğince dengeli yani belirli aralıklarla ve bedenimi, zihnimi ya da ruhumu fazla zorlamadığıma inanarak pratiklerimi yapıyor olmama rağmen, zamanla yapılamayan pratiklerin üzerimde yük gibi geldiğini fark etmem başka bir kapıyı araladı. Yapılması gereken bir mevzu uygulanamıyor ve yapılamadığı sürece uzaklaşma ihtimali hafiften bünyeye ağırlık hissi yaratıyormuş gibi!

Nihayetinde çeşitlilikte fark edilen şu ki; kısa ya da uzun vadede yoga hayatına girdiyse; kimi zaman her dakikayı asanalara ayırıp önceliğini pozlara vermek, asanalar her şey demek değil diye düşünüp beslenmeye ağırlık vermek, her yoga ekolüne göz kırpıp olabildiğince çeşitliliğe yönelmek, tavır ve davranışlara hepsinden daha önem vermek y ada tümünü dengeli bir şekilde uygulamaya çalışmak, her bireyin dönemsel iç dünyasının yansıması ve dönüşümü biraz da!

Neyse ki bu durum, uzun bir dönemi kapsamadı. Nihayetinde müzikten, kişiye her ne varsa  “bağımlılık” derecesinde tutunmama gerekliliği,  konumlandırdığın  şeyin verdiği hissiyat sevimsiz ve yorucu bir hal alıyorsa mevzu açığa çıkıyor ve derin bir nefes alıp iniş çıkışları kabullenerek yola devam ediyorsun. 

Ama bünye bu durumu kimi zaman “boşluk var” gibi bir algılayıp, başka bir mevzu ile açığı kapamaya çalışabiliyor. 

“Bu dönem de o sıklıkla pratikler olmayabilir canım” lardan, “o vakit derslere, eğitimlere, kitaplara, hareketlere zaman ayırmalı” lara bir yolculuk başlıyor. 

Bu sefer de bu yeni yarattığın dünyaya yeterince mesai harcamak için bölünmeye başlıyorsun, es vermeden. 

Öncesinde minicik bir boşluk için çözüm gibi algılayıp uyguladığın ne varsa, zamanla o minicik boşluğu kocaman bir deliğe dönüştürüyor sanki.

İşin komik tarafı bunu yine fark ediyorsun. Yalnız şunu hesap edemiyorsun, öyle bir alan yaratıyorsun ki kendine, olağan bir süreçmiş gibi sıyrılamıyorsun da. Arada, durman gerektiği hissiyatı ağır bassa da bu işlemi sonraki haftalara atıp duruyorsun sakin bir şekilde. Sakinsin çünkü “olması gereken bu”! 

Bense, bir kaza geçirip, o gün ve sonrasındaki birkaç günde dersler ve yapılması gereken şeylerle kafamı meşgul ettiğimi fark ettiğim an rahatladım. Rahatladım çünkü yarattığım kaos ortamını idrak ettiğim an üzerimden bir yük kalktı.

Tuhaf ve güzel olan şu ki, sen ertelemeye devam etsen bile evren sana mesajlarını öyle ya da böyle yollamaya devam ediyor. Sen dinlesen de dinlemesen de.

Kısacası; sevmek, saygı, disiplin vb. her ne baskın geliyor olsa da hayatta, ara ara derin bir nefes alıp durmayı unutmamalı!

Go to top