Mutsuz, güçsüz, bitkin misin? Ruhun sürgünde gibi mi hissediyorsun? Sürgünde ise kim sürgün etti onu senden? Sürgüne gittiyse neden gitti?

Yaşadığı deneyimler neticesinde ruh sürgünde olabilir mi? Ruh nasıl sürgün edilir ki? “Bak ruhum, bu deneyimden de yara aldık, seni sürgün ediyorum, git benden uzaklara…” demeyi düşünmüş olabilirsiniz. Ama bu şekilde ruh sizi bırakıp gitmez, gidemez. Sizinle “beraber büyümek” üzerine bir anlaşması vardır çünkü. Peki ruhun anlaşma yaptığı kim? Eğer o sensen, bu senin sadece bir beden olduğunu gösterir. Öyle misin? Sadece bu bedenden mi ibaretsin? Hayır, sen bu beden değilsin, senin bir ruhun yok, senin bir bedenin var ve sen o sürgünde zannettiğin ruhun ta kendisisin. Yani ruhunu değil, ancak kendini sürgün edebilirsin bu hayattan, yaşamın sana sunduğu nimetlerden, hatta öğrenmekten, büyümekten, tekamül etmekten. Sırf bazen öğretme biçimi hoşuna gitmeyen bir öğretmene benzettiğin için yaşamı, ruhunu yani kendini sürgün edebilirsin her şeyden ve herkesten. Bedenin burada olmaya devam ediyormuş gibi gözükebilir ama hiçbir amacı olmadan, gülüp, ağlayamadan ve bir çiçeğin kokusundaki, bir çocuğun gülüşündeki, bir kuşun ötüşündeki mucizeyi fark edemeden yaşamaya mahkumdur o beden artık. Çünkü ruhunu yani kendini, kendinden sürgün etmiştir.

Eğer hayatının içinde yoga varsa çok şanslısın çünkü böyle zamanlarda sana en iyi gelecek şey Surya Namaskar’dır. O hayatın akışına çok benzer ve su gibi akarsan Surya Namaskar serisinin içinde, sürgünden döner, beden ve ruhunu buluşturur Tadasana’da bulursun kendini. Bir dağ gibisindir artık; kimsenin, hiçbir şeyin seni devirmesi mümkün değildir sen izin vermediğin sürece, her şeye hazırsındır. Bazen geriye gidebilirsin ama düşmezsin, yere düştüğünü düşünsen de tüm zarafetinle, bir kobra gibi başını ve göğsünü dimdik kaldırabilirsin yerden. Sonra gücünü toplar ve ayağa kalkmak üzere harekete geçer, nihayetinde de bir dağ gibi dimdik ayakta bulursun kendini. İşte tam da o sırada kendini kendinden sürgün ederken nelerden vazgeçtiğini fark edersin. Neleri görmezden geldiğini, neleri kaçırdığını, neleri yanlış anlayıp yanlış değerlendirdiğini... Korkularınla yüzleşirsin, belki de hiçbir şeyi, hiç kimseyi hatta kendini bile gerçekten sevmediğini, hiç aşık olmadığını, aşkın ne olduğunu dahi bilmediğini hissedersin. Farkındalıklar bazen yıkar insanı, tekrar geriye götürür. Ama hayat tıpkı Surya Namaskar gibidir, her Tadasana’ya geldiğinde daha çok köklenirsin, neşe dolarsın ve her ayağa kalkıp dimdik durduğunda yeniden yeniden hayatı selamlarken, yaşadığın her deneyim için şükredersin.

Sürgünde değilsindir artık. Yaşamın içinde bedeniyle birlikte akan, üzerindeki fazlalıkları, yükleri bir kenarda bırakıp akmaya devam eden bir su gibisindir. Öylece, çabasız, hayatla kavga etmeden, yorulmadan, sadece akarsın. Tıpkı Surya Namaskar’da matının üzerinde aktığın gibi…

Aşk olsun.

Go to top