Corona virüsü dünyayı etkilediğinden beri pek çok şey değişti. Artık evdeyiz ve sanal ortamın bize sunduğu olanaklarla derslerimize devam ediyoruz.

Aynı ortamda yapılan derslere hiç benzemese de bir şekilde uyum sağladık. Ben de haftada bir instagram hesabımdan canlı yayında ders veriyorum.

O gün kimlerin derse katıldığını tam olarak bilemiyorum, çünkü hem göremiyorum katılanları ekrandan, hem de öğrenci vasfıyla canlı yayınıma katılıp birebir hareketleri yapanlar mı, sadece şöyle bir uğrayıp çıkanlar mı, yoksa bakalım şu Çimen’e neler yapıyormuş diyerek izleyici pozisyonunda koltuğuna kurulanlar mı o ekranın sağ köşesinde gösterilen sayılar emin olamıyorum.

Eğer bana geri bildirim yollarlarsa ne ala, o zaman biliyorum ki bu falanca kişi o günkü dersi birlikte yaptığım öğrencilerden biri.

Geçenlerde böyle bir geri bildirim aldım, diyordu ki: “Bana iyi geldi seninle ders yapmak ama tabii seviye olarak ileride olduğum için biraz da hafif kaldı.”

O zamandan beri düşünüyorum şu seviye meselesini. Evet okullarda da sınıflar var, başka platformlarda da ama yogada bu derece seviye farkı olmalı mı? Ya da şöyle sorayım; bedenin esnekliği, yoga yapılan zamanın uzunluğu (belki 1 yıl, belki 10), asanaların daha antin kuntin hallerini uygulayabiliyor olmak seviye belirlemeye yeter mi?

Hatha Yoga yapan mı yoksa Vinyasa yogaya alışkın olan mı daha ileri seviyede?

Yin Yoganın sadesinde dolaşanlar Astanga ile karşılaştığında seviyesi ölçülmeli mi?

Hatta sözde başlangıç seviyesi ile karşılaşan ileri seviye burun mu kıvırmalı? “Ben geçtim artık onları, oralarda değilim artık” mı demeli?

Yıllar sonra sirsasana yapabilen öğrenci sevincinden havalara uçup, dandasananın yüzüne bakmamalı mı?

Yoksa sözde geriye dönülüp ilk yoga dersinin tadını mı hatırlamalı?

Egonun şu seviye meselesi ile düşüncelerim meşgul şu sıralar. Yoganın en sade halinin unutulup, günümüz insanına uyarlandığı tarzlarının özden uzaklaştırdığı fikrime katılan da olur, katılmayan da herhalde.

Yine de bence kuşlar, kelebekler kadar özgürce ve dilediğince yapılan derslerde, esnekliğinin sınırlarını zorlayan bedenlere ve “hep daha fazlası var ve ben onu da yapmalıyım” zihniyetine, yoga eğitmenleri bir dur demeli ve en başa, öze döndürmeli öğrenciyi.

O dönüşlerde de yaptığından keyif almayan, sıkılanların da “bu bana artık yetmiyor” diyenlerin de kendini sorgulaması sağlanmalı.

İşin ticaretinden sıyrılıp, şimdilerde dünyamızın bize yaptığı gibi, öğrencilere ve derslere de bir DUR denmeli…

Hiçbir şeyin sonu yok…Her hareketin daha zoru var ama amaç bu mu?

Sadeleşmenin getirilerini unutup, yoganın şemsiyesinde egomuza yeni bir gelişme imkanı mı sağlayacağız, yoksa esas olanı hatırlayacak mıyız?

Go to top