Yaşamımıza ve bakış açımıza renk getiren ilgi alanlarının ortak referanslarını keşfetmek, bu disiplinlerarası paslaşmaların odağımızı, benzer konulara yönlendirişini izlemek benim yoga yoluyla epey bağdaştırdığım bir yaklaşım.

Spesifik bir kavramdan ilham alarak bunun yaşamla bağı üzerine katmanlar dokuyan yoga öğretisi ile edebiyat, müzik, resim, felsefe gibi kanallar arasında diyalog kurabildikçe yaşam pratiğimiz zenginleşmeye doğru ilerler. Nitekim Doğu mistisizmine ilgi duyan onlarca yazar, düşünür, müzisyen ve biliminsanı temelde benzer bir noktaya işaret eder; hakikati ne şekilde arıyor olursak olalım bakacağımız yer yine kendi içsel evrimimiz.

Modernist edebiyatın ustası Alman yazar Hermann Hesse’yi çoğumuz, meşhur Siddhartha eseriyle tanırız. Hesse, doğu felsefesine yoğun ilgi duymakla birlikte; üslubuna has bir nitelik olarak eserlerinde mutlaka farklı disiplinlerden kavram ve konuları birer entelektüel enstrüman şeklinde irdeler ve karakterlerin bireysel keşif yolculuklarında eşlikçi yapar. Kült romanlarından “Boncuk Oyunu” ise bu metodunu doruğa çıkarttığı eseridir. Bir müzik teriminden ilhamla kurguladığı kişisel tekamül yolculuğu, mistisizmi ve doğu öğretisini yüceltmeye varan önermelerle tasvir edilir. Siddhartha’yla birlikte manevi bir olgunlaşma öyküsünün vardığı üst düzey örnekler arasında rahatlıkla gösterebiliriz.   

Peki 550 sayfaya yayılan bir öykünün gizli öznesi olan bu ilham kaynağı nedir? Yanıt: “füg”; Bach ile özdeşleşmiş bir besteleme tekniği ve müziğin işitsel bir fenomenden çok daha ötesi olduğunun kanıtı. Latince kaçış anlamındaki fuga kökeninden türeyen füg; armonik açıdan uyumlu ancak dizilim açısından çeşitlilik gösteren notaların/motiflerin birbirlerini takip ederek ilerlemesi sonucu ortaya çıkan çok sesli bir geçişkenlik gösterisidir. Füg tekniğini bu denli özel kılan, matematiksel gücünün ardında felsefi ve psikolojik bir zemin üzerinden yorumlanmaya müsaitliği nedeniyle dönem dönem kendi hayranlarını yaratmış olması diyebiliriz. Modernizmin en değerli inşalarından Bauhaus Okulu’nun öğretmenleri, dışavurumcu/sürrealist ressamlar Paul Klee ve Kandinsky’yi de bu hayranlar arasında sayabiliriz. Hesse’ninkiyle benzer bir ilhamı füg başlıklı resimlerinde ortaya koyarak; müzikal bir kavramın imgeler dünyasındaki yansımasına etkileyici bir şekilde hayat vermişlerdir.

Müzikal bakımdan devrim niteliğinde bir gelişim olarak görülen füg yapısı, Hesse’nin kaleminde yaşamın diyalektiği ve bireyin, iç dünyasında karşılaşması gereken evrelerin niteliğiyle bütünleşir. Bir füg eserinde nota ve motiflerin sergilediği dengeli kaçma-kovalama hâlinin altmetninde düpedüz yaşam pratiğimiz yatar. Tam doygunluğa ulaşmakla sonraki adımda çözülüp dönüşmek arasında süren sonsuz diyalog; fikirler, edimler, duygular, tutumlar ve eğilimler düzleminde bireysel keşif sürecimizin ta kendisidir.

Hayat da yogaya fena halde benzediğine göre; bu mercekten bakarak füg ile asana pratiğinin farklı kulvarlardan birbirine göz kırptığını söylesek yanılmış olmayız. Yogada, bir pozun vardığı nihai hâl, aslında bir sonraki pozun doğum alanını inşa eder. Başlangıç, ilerleme ve çözülme üçlemesini devamlı olarak tekrar eden asana dizilimleri, fügdeki metaforik kaçma-kovalama-dönüşme motifinin beden parçaları üzerindeki tezahürüdür. Nihayetinde yoganın en zor pozu kabul edilen Shavasana ile sembolik bir tekamül ve dönüm noktasına ulaşılır. Ta ki yeni bir döngü ve içsel diyalog başlatana dek... Ve biliyoruz ki asana pratiği, yaşamın ve kimliğimizin mat üzerindeki aynasıdır.

Kendimizi tanıma ve konumlandırma yolculuğumuzu, birleşme ve ayrışma üzerine temellenen bu diyalektik yapıdan ayrı tutmamız olanaksız. Takibi sabır isteyen bu devinim, büyütücü olduğu kadar yorucu, kuşkusuz. Çünkü içsel uyanışın yolları uzun ve engebelidir; ve fakat bu keyifli yorgunluk, zorlukları aşabilmenin verdiği huzur ve dinginlikle taçlanır.

Hesse, bireyin yaşamda göğüslemek durumunda kalacağı bilişsel, duygusal, ruhsal ve fiziksel evreleri; kendisine yakışır bir derinlikle, füg kavramı ve doğu felsefesi üzerinden ele alarak okuru olgunlaşmanın devingen yapısıyla tanıştırır. Her durakta, örtük de olsa Yoga öğretisinin ve üstadların vadettiklerine özdeş referanslarla, yaşamın çok sesli ve bol renkli bir tasvirini sunar.

Bize düşen ise; bütününde aynı hakikati görünür kılan yapboz parçalarını, farklı disiplinlerden gelen bu ipuçları yardımıyla birleştirmek, özümüzde yatanın benzersiz imgesiyle hemhâl olmak.

------------------------

"Gökyüzünden dilimler içeren şu bulutlar ülkesini görüyor musun?" dedi.

"İlk bakışta insan sanır ki, en karanlık yeri, en derin yeridir gökyüzünün; ama çok geçmeden bu karanlık ve yumuşaklığın yalnızca bulutlardan oluştuğunu, tüm derinliğiyle evrenin, ancak buluttan dağların saçaklarıyla fiyortlarında başlayıp sonsuzluğun içerisine dalıp gittiğini ve bu evrende yıldızların yer aldığını anlar. Görkemli yıldızların, biz insanlar için aydınlık ve düzeni simgeleyen bu alabildiğine yüce varlıkların. 
Dünyanın ve gizlerinin derinliği bulutların ve siyahlığın olduğu yerde değildir, derinlik aydınlıkta ve beyazdadır. Lütfen yatmadan önce pek çok yıldızla donanmış bu körfezIere ve boğazlara bir süre daha bak, bu arada kapını çalabilecek düşleri ve düşünceleri de geri çevirme." *

 

*Hermann Hesse, Boncuk Oyunu (Das Glasperlenspiel), İstanbul, Yapı Kredi Yayınları, 2002, s.315.

 

 

 

Go to top