Üçüncü katta oturuyorum. Bahçede sayısını bilmediğim kadar kedi var. Her sabah dokuz gibi, her akşam da yedi sekiz arası sanki bir alarm çalıyor hepsi birden kapıdalar. Bazen başka başka çocuklar da oluyor.

Sanki aralarından biri şu evden yemek veriyorlar hadi sende gel diyor. Yalnız içlerinde biri var bir anne (epeydir bu bahçede kaç kez doğurdu ben bile unuttum sayısını) insan utanıyor onu izlediğinde belli ki yavrularını uzak bir yerde  doğurmuş bu kez. Defalarca geliyor bir parça yemek alıyor sonra aradan epey zaman geçiyor tekrar tekrar. Git gel. Geçen gün gözlerine baktım o kadar yorgun ki ama vazgeçmiyor. Yazarken bile göz yaşlarımı tutamıyorum. Anne olmak nasıl bişey? Bazen kafam almıyor. Nasıl oluyor? Nasıl anne oluyoruz?

Doğurmaktan bahsetmiyorum.

Bu his. Canından vazgeçmek. Hayatının merkezine bir canlıyı koymak. Onun için nefes almak, hatta onun için yaşamak.

Ne zaman öğreniyoruz? Kimden ve nasıl?

Belki okurken kendi annemden ya da tecrübelerden vs diyebilirsin. Annen, onun annesi daha da gerilere git ve düşün...

Kendimi düşündüm nasıl anne oldum diye ? Sonra milyonlarca kadını, hayvan ve insan çocuklarını?

Hem insan hem hayvan çocuğu olan bir kadın olarak biliyorum ikisinde de aynı şey, çocuklarımda yaşadığım tüm endişeleri lotus’ta da (hayvan çocuğum) yaşadım.

Ağladıklarında çaresizce, salya sümük onlarla birlikte ağladığım zamanları. Emzirirken memelerin başı kopacak kadar yara olmasına rağmen iki saat arayla emzirmem gerektiğini kim söyledi mesela, o acıya dayanma  gücü nereden geldi? Nasıl oluyor da; var olanı değiştirecek, olmayanı kuracak bir güç geliyor insana ve güzelleşiyor hayat. Nasıl oluyor da; daha dünya ile irtibat kurmadan sadece annesiyle bağ kuruyor küçücük bedenler. Ve biz nereden biliyoruz? Bu bağın anne ile çocuk arasında özel olduğunu. Bizim de ve hayvanların da, o yavrumuza zarar geleceğini hissettiğimiz zamanlarda içimizden çıkan on kaplan gücü nereden ?

En küçük bir parmağın kırıldığında acıya dayanamazken doğururken yirmi kemiğinin aynı anda kırılması kadar acıyı çekmek nasıl bir şey?Beden nereden biliyor bunun geçeceğini?

Kim kabul ettiriyor bize; ömür boyu endişe içinde yaşayıp sürekli birini düşüneceğimiz ve belki de sonunda hiç saygı sevgi görmeyeceğimiz, (ihtimal) emekliliği olmayan bu işi?

Buna benzer o kadar  şey var ki konuşsak bitmez yazsak sayfalar almaz. Tüm bu hissiyatı, bu bağı  kadınların ruhuna taaa kâlu beladan beri koyan yaradan değil mi? Sencede...

İlahi güç bunu bizim kalbimize koymasa ya da sadece doğurmakla olsa bu annelik ya da sadece akılla hangi canlı anne olabilir? (Ve yine biliyorum ki annelik duygusu her kadına da nasip olmuyor. Olmuyor çünkü bahçede ki kedi kadar anne olmayanları da gördüm) 

Hangi kadın gece uykusundan insanı geçtim, bir kedi bir köpek ya da başka bi hayvan için kalkar, iyi mi diye bakar?

Ben etrafımda doğurmamış ama şahane anneler biliyorum. Bir hayvan çocuğu için tüm imkanlarını kullanan.

Geçenlerde çok çocuk isteyen bir arkadaşım, yolda bulduğu yavru kediye baktı on-onbeş gün kadar. Dedi ki anladım nasıl olduğunu uyku diye bişey kalmadı sürekli kalkıyorum nefes alıyor mu? Üşüdümü? diye. Alarm kurdum saat başı besliyorum, çok yorucu.

Dedim ki annesin işte başka tarifi yok kendi çocuğun da olsa bunu yaşayacaktın. O yüzden diyorum annelik duygusu herkese nasip olmuyor. Yüce bir ruh lazım kocaman bir kalp bir de biraz. Lütuf işi sanırım. O yüzden her akşam saatlerim geçiyor camda. Görüyorum bahçedeki güzel anneyi. Daha önce de doğurdu. Sekiz bebesine nasıl siper olduğunu biliyorum.  Onun için bekliyorum sabırla gitmesini, gelmesini. Onunda annesi benim sanki ve bahçedeki tüm kedilerin.

Çocuklar ve hayvanlar vadesi ile bu hayattan ayrılsın istiyorum. Ölüm diye bir gerçek var biliyorum. Dilsiz kendini ifade edemeyen hiç bir cana zarar gelmesin. Ömrümden ömür versin diyorum yüce yaradan. Benim yumuşak karnım çocuklar bir de hayvanlar. Bir canlıya bakım veren tüm kadınların (hayvan ve insan annelerin) önünde saygıyla eğiliyorum. Ve bu dünyada iyi ki varız diyorum. Diliyorum ki erkeler de bu pencereden bakabilir bir gün. Ve yine, diliyorum ki en azından annelerin çocuklarını büyütürken yaşadıklarını hatırlar da hiç bir canlıya kıymazlar. 

Bir hayvan, bir kadın katledildiğinde okurken, görürken içimin nasıl yandığını, giden her canda anneleri olmamama rağmen annelerinin ne hissettiğini sadece tahmin edebiliyorum. Düşündüğümde bile sanki bir el iç organlarımı söküp atıyor. Giden her canda benim de içim de bir şeyler ölüyor parça parça...

O yüzden biraz empati çokça merhamet diliyorum tüm insalara. 

Biz birlikte BİR oluruz. Hayat denilen çemberde doğada var olan her canlıya ihtiyaç var.

Doğurmaya gerek yok sende bir canlıya annelik yapabilirsin. Kendine bu şansı ver. Anlatılamaz bir his. Gerçekten tarifi yok. Şunu demeliyim sana, endişe de var korku da. Diğer duyguları sadece yaşadığında anlarsın.

Sevgiyle kal.

 

SİTEDE ARA

Go to top