“Eğer fazla miktarlarda meta-bilgi, bilinçte büyüme ile dengelenmezse; psiko-spiritüel(zihinsel-ruhsal) işlevin bozulma olasılığı hayli yüksektir.”    Eckhart Tolle

Tüm eğitim sisteminin bizi getirdiği nokta, daha fazla bilgi toplama üzerine kurulu bir hayat tarzı geliştirmektir.  Daha çok bilgi toplamak, daha çok fikir sahibi olmak ve sözde kendini geliştirme alışkanlığı; ego merkezli hayatta ve iş dünyasında kişiyi o dünyanın ölçülerine göre ileriye götürse ve ayrıcalıklı kılsa bile, ruhsal gelişimde bu alışkanlık bir engeldir. Okunan okullar, yazılan tezler, alınan kişisel gelişim eğitimleri, bitmek bilmeyen eğitim süreçleri ve sonunda isimlerin başına eklenen unvanlar; ruhsal takılan çevrede kendini sonu gelmeyen workshoplara, farklı yoga stillerinde eğitmen olmalara, sayısı belli olmayan reiki master’lıklarına bırakıyor. İnsanı cennetten düşüren bilgi meyvesinin, öz ile arada bir engel olduğunu unutarak ve daha çok bilgi edinme ile ruhsal bir yerlere varılacağı sanrısıyla insanlar bilgi üzerine bilgi topluyor.

Hazır bilgiyi almak insanlara onu bilmekten ve deneyimlemekten daha kolay geliyor. Lakin Osho’nun söylediği gibi: “Bilgi ve bilmek çok farklı iki şeydir. Bilgi dışarıdan gelen ve öğrenilen bir şeydir. Bilmek ise bambaşka bir olgudur: o, kişisel bir deneyimdir.”

Gerek bir kitaptan, gerekse bir kişiden olsun dışarıdan alınan bilgi bireysel olarak deneyime dönüştürülüp bilme halini almadıkça ruhsal yolculukta anlamsızdır. Hatta gökyüzünü kapatan bulutlar gibi bildiğini sanma halini yaratacağından tehlikelidir. Bir konuda fikir sahibi olmak onun hakkında deneyimsel bir araştırma yapmanın önünde en büyük engeldir. Biliyorum dendiği anda artık o olguya bakış ölüdür.

Eğer amaç dünyevi hayatta başkalarından üstün olmak veya onlardan ayrıcalıklı hissetmek ise kendine zarar vermek uğruna da olsa bilgi çöplüğü olmaya devam edilebilir. Ama ruhsal amaçta samimi ve içten olan bir arayan, er ya da geç sürekli farklı bilgiler edinmenin aslında onu değiştirmediğini, güzel sözler ve ruhani bilgilerle dolu kitapları okumanın anlık zevklerin ötesine geçemediğini fark edecektir. Çünkü hakikat dışarıda bulunamaz. Herhangi bir öğretmen ya da kutsal metin hakikati kişiye aktaramaz. Hakikat herkesin içindeki gizli bir hazinedir ve onu bilmek kişinin kendi öz çabasına kalmıştır. K. Pattabhi Jois bunu: “Yoga yüzde doksan dokuz uygulama, yüzde bir teoridir.” diyerek özetlemiştir.

Tabi ki de başta kişi bir şeyler duyarak, meraklanarak, araştırarak harekete geçer; fakat bir noktadan sonra yol ikiye ayrılır; yapmak ya da olmak. Bilgi toplamak ve bunları uygulamamak, yapmaktır. Dışsaldır, içeride bir değişiklik yaratmaz. Toplanan bilgi hayata işlenmediği sürece bir anlam ifade etmez. Onlarca çeşit yoga ya da meditasyon tekniği hakkında kavramsal bilgiye sahip olmak yerine bir avuç tekniği düzenli, içtenlikle ve derinleşerek uygulamak çok daha faydalıdır. Örneğin, her hafta para tuzağı olarak uydurulmuş yeni teknikler öğrenip bunları arada sıkıldıkça tekrar etmektense basitçe günlük hayatta nefesin farkında olmak gibi eski ve kolay bir uygulama çok daha verimli olacaktır. Aşk ve sevgi hakkında kitaplar okuyup aşık ve sevgi dolu olmaktansa türlü türlü new age teknikler uygulamak bireye ne aşkı öğretir ne de ateşinde pişirir.

Burada sıkıntı bilgi edinmek ya da daha önce varanların irfanlarına başvurmakta değil, sadece bununla kalmak ve bu kadarını yeterli sanmaktır. Gönlü, güzel sözlerle yumuşatmak ve içeride sönmekte olan ateşi tekrar harlamak dışsal kaynaklarla mümkündür; fakat bu ateş doğru teknik ve içsel çaba ile sürekli olarak birey tarafından harlanmalıdır. Bir diğer önemli husus da deneyimden neyin anlaşıldığıdır. Farkındalığın düşük olduğu ve zihinle dolu bir halde gerçekleştirilen dışsal deneyim de içsel yolculukta yardımcı olamayacaktır, yani yolun olma kısmına geçmeyip yapma kısmında kalındığı sürece spiritüel devrim gerçekleşemez.  Bu nedenle yapmak değil olmak, bilgi istiflemek değil bilmek gerekir.

“Hayatın yaptıklarınla dolmayacak, olduklarınla dolacak.” Nazmi Gür

 

Go to top