Farklı bakış açılarına göre farklı, farklı tanımlanan Budizm'in hedefi, hayattaki acı, ıstırap ve tatminsizliğin kaynaklarını açıklamak ve bunları gidermenin yollarını göstermektir.

Pek çok kendini arayış öğretisinde olduğu gibi insanın bugüne kadar keşfettiği en basit ama bir o kadar da güçlü bir yöntem olan Meditasyon gibi içe bakış yöntemleri, reenkarnasyon denen doğum-ölüm döngüsünün tekrarı ve karma denen neden-sonuç zinciri gibi kavramlarla birlikte Budist öğretilerin de ana çatısını oluşturur.

Budizm, Sanskrit ve Pali dillerindeki eski Budist metinlerinde 'uyanmış kişi - farkında olan' anlamına gelen Buddha kelimesinden türetilmiştir. "Tarihî Buda" diye de bilinen Siddhartha, Budizm'in kurucusu olarak kabul edilir. 

Siddharta’nın hayattaki acıların kaynağını açıklamak amacıyla yaptığı uzun çalışmalar sonucu, ıstırabı sona erdirecek bir mânevî anlayışa ulaştığı ve böylelikle 'Budalık'a eriştiği kabul edilir.

Tarihsel arka planda ve sosyolojik olarak Budizm'in, Hindistan'ı işgal eden Aryan topluluklarının beraberinde getirdiği Brahmanizm'e karşı bir tepki olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Felsefî kaynaklar arasında Brahmanizm ve Hinduizm ile birlikte Jainizm ve yerli halklarının eski din ve kültürleri de sayılabilir.

Ancak geleneksel olarak Budizm'in en temel kaynağı olarak Siddharta Gautama'nın aydınlanma deneyimi ve bu deneyim sayesinde kazandığı bilgelik gösterilir.

Budizm, Siddhartha Gautama'nın ölümünden sonra 500 sene boyunca Hint Yarımadası'nda, daha sonra Asya ve Dünya'nın geri kalanında yayılmaya başladı. Hindistan'da zamanla etkisini yitiren Budizm, Güneydoğu Asya ve Uzakdoğu kültüründe etkisini günümüze kadar devam ettirmiştir. Budizmi takip eden ve/veya Budanın izdeşçileri olan kimselere Budist denir.

Budist kelimesinin Tibet dilindeki karşılığı nangpa” dır…

 “Nangpa” anlatılmak istenenin tam hakkını veriyor: iç yüzünü bilen kimse… 

Bizim sürekli vurguladığımız ‘Kendini bilme’ kavramı, ‘iç yüzünü bilme’nin başka bir söylenişi… 

Yani Budist (nangpa), hakikati dışarıda değil; zihnin doğası içinde arayan kişidir. Ancak, zihnin doğası içinde gerçeği aramadan önce, zihnin gevezeliğinin giderilmesi ve onun sakinleştirilmesi gereklidir. Bunun bilinen en eski yolu meditasyondur.

Meditasyon sembol diliyle sekiz basamakla anlatılan yoga biliminde 7'nci basamaktır.

Yoganın 'senin gözlerin ters takılmış, içeriye bakması gerekirken dışarıya bakıyorlar’ ilhamının sembolik dille anlatılışı…

Tibet Budizm’indeki “nangpa” sözcüğünde anlamını bulan “içimize bakmak”, bireyin kendini arayışının sonuca ulaştığı ana verilen son aşama olan 'kendini bilme'ye kadar büyük zerafet, irade, güç ve sevgi gerektiren bir çalışmadır. 

İnsanın kendini ararken 'zihin’e dair böylesi bir pratik, hayata ve kendi hayatımıza bakışımızda tam anlamıyla bir devrim gerçekleştirmektir.

Aldığımız analitik ve sonuç odaklı eğitim yüzünden, günlük hayatta süreci ıskalamaya, dışa ve kendimiz de dâhil görünen suretlere bakmaya o kadar alışmışız ki; kendi iç varlığımıza ulaşmak şöyle dursun, ona yönelmeyi bile neredeyse yitirmiş durumdayız. 

Kendimiz yanımızdan geçse, onu tanımayacak kadar yabancılaşmış olduğumuzdan içeriye bir göz atmak bile çok korkutuyor.

Ama bir kez içeriye bir bakış atanlar için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Go to top