“Seni affediyorum.” Bu iki kelime o kadar güçlüdür ki kendimize dair hissettiğimiz karanlığı bir anda yeni bir günün saf aydınlığına dönüştürebilir. Affetmeyi bir kere deneyimlediğinde tüm tutumun, davranışın ve kişiliğin belirgin bir şekilde değişir.

Adalet aramaktan kaynaklı içinde taşıdığın öfke ve intikam duygularıyla işkence görmektense sıcak bir genişleme deneyimlersin. Bu olumsuz duyguları ve sana bahaneler veren mantık yürütmelerini bıraktıkça diğerleriyle paylaştığın ortak bağı deneyimlemeye başladığını görürsün. Katılık ve kendi içine kapanma hissi yerini rahat bir hisse bırakır. Tüm bunlar basitçe “Çok da büyük bir şey değil. Ödeşmek zorunda değilim. Sadece bırakacağım.” demekle başarılır.

Affetme ve sevgi uyguladıkça, diğerlerinin sana farklı davranmaya başladığını fark edersin.  Kendi şüpheleriyle senin intikamcı tutumuna tepki vermektense insanlar açılıp seninle sıcaklıklarını paylaşmaya başlarlar. Bir kere senin affedici tutumunu fark ettiklerinde yargıdan ve gazaptan korkmalarına artık gerek kalmadığını idrak ederler. Seninleyken kendileri olabilirler ve rahat edebilirler.  Başkaları ise buna o kadar çok değer verebilir ki kendilerini sana açıp, verebildikleri ne varsa verirler.

Yani diğerlerini affederek rahatlığın, huzurun ve mutluluğun alıcıları oluruz. Öyle görünüyor ki diğerlerine davranma şeklimiz bize de aynı şekilde muamele edilmesine sebep oluyor. Diğerlerini affettiğimizde, onların da bize daha az şey yüklemeye başladığını görürüz. Onların sert yargılamalarından o kadar da korkmamıza gerek kalmaz. İnsan var oluşunun bu yasası çok önceleri Tanrı’nın Dua’sında açıkça belirtilmiştir: “Bize karşı günah işleyenleri affettiğimiz gibi sen de bizi günahlarımız için affet.” Pek çok insan buna basit bir dilek olarak bakar, onlardan ayrı olan Tanrı’dan, diğerlerini affettikleri gibi O’nun da onları affetmesini isterler. Ama herhangi bir dilek dilenmesine gerek yoktur, çünkü kesin ve kaçınılamaz bir tekabüliyet vardır: diğerlerini affettiğimiz derecede affediliriz ve affetme eyleminin kendisi, kendimizin affıdır.

Bu affetme yasasıdır.

Affetme deneyimi ile affedilme deneyimi arasında tam bir karşılık gelme vardır. Kendi geliştirdiğimiz affetme hali derecesinde, kendimizi diğerlerinin affediciliğini deneyimlemeye açabiliriz. Çünkü aslında her zaman affediliriz ama kendimizi ve diğerlerini yargılamakla fazlasıyla meşgul olduğumuzdan bunu bilmeyiz.

Bu kanunun varlığına, biz dedik diye inanmak zorunda değilsin. Bunu kendin deneyebilirsin. Sadece, diğerlerine karşı yargılayıcı ve eleştirel olduğun ya da suistimal edildiğini ve geri dönmek istediğin yer ve zamanda farkında ol. Sonra sadece sessizce otur ve birkaç dakika affediciliği düşün, ta ki diğerini gerçekten affettiğini hissedene, yargılamayı ve eleştiriyi bırakana kadar. Halinin nasıl değiştiğini ve hangi psikolojik etkilerin oluştuğunu kendin gör. Bir şeyler kaybettin mi, kazandın mı? Eleştirel ve ayıplayıcı bir tavra girdiğinde farkında ol ve her seferinde kendi üzerinde böyle çalış. Bunu sadece bir hafta dene ve diğerlerindeki tepkiyi fark et. İlişkilerin nasıl değiştiğini gör. Şöyle diyebilirsin: “Beni istismar eden ve bana hor davranan insanları nasıl affedebilirim?” Ama eğer ilişkilerimizi daha derinden görebilirsek bu deneyimleri kendi eylemlerimiz üzerinden getirdiğimizi idrak eder, affedilecek kimsenin olmadığını görürüz. Bize hor davranan insanlar, genellikle bizim onlara atadığımız rolleri dışa vururlar.

Aziz Francis’in duasında bir satır var: “Bağışlanmamız, bağışlamamızdan gelir.” Bağışlama eylemi esnasında affettiğimiz insana harika bir şey yaptığımızı düşünürüz. Ama aslında kendimize çok daha harika bir şey yapmaktayızdır. Bu eylemin kendi, bizim için tamamen farklı bir referans çerçevesi verir. Sevgi ve affetme, dünyayı böylesine ahenkli bir şekilde deneyimlememize izin verdiği için aslında sonunda kendimizi bağışladığımız ortaya çıkar. Normalde barındırdığımız tüm o nefreti ve öç almayı atarız ve yeni bir özgürlük hissi elde ederiz. Bundan daha kusursuz bir adalet ne olabilir? Bazı insanlar diğerlerini affederken kendilerini suistimal edilmeye açtıklarını düşünebilir. “Eğer herkesi affetmeye devam edersem her şey yanlarına kalır.” diyebilirler. Bu bir yanlış yorumlamadır. Aslında kınamak davranışı engellemez ama alevleri besler ve böylece istenmeyen davranış artar. Eğer diğer kişi seni üzdüğünü görürse aynı şeyi tekrardan yapabilir.

Affetmek, insanların seni çiğnemesine ve istismar etmesine izin vermek demek değildir. Diğerlerinin hadlerini aşmalarına engel olmaya çalışmak ya da katılaşmak ve umursamaz olmak anlamına da gelmez. Başka birisine sınırlar çizmek genellikle ona yardımcı olur. Tam aksine, seni kullanmasına izin vermek ona, diğerlerini endişelenmeden yaralayabileceğini öğretir. Bu durum ona, diğerlerine karşı saygı ve özen geliştirme şansı vermez.

Diğerlerinin ondan faydalanmasına izin veren kişi affetme uygulamıyordur ama aslında düşmanca ve saldırgan duygularını bastırmaya çalışıyor ve bu duyguları dışsal uysallık ve kabullenicilik altına saklıyordur. Genellikle bu özelliği dini talimatları takip edenlerde görürüz. Affetme uygulamaya çalışırken yanlışlıkla diğerleri tarafından kullanılmalarına izin vermeleri gerektiğine karar verirler. Dışarıdan hoş ve affedici gözükürken derinlerde için için dargınlıkla yanıyor olabilirler. Dargınlığı maskeleyen dışsal uysallık ile gerçek içsel affetme arasında çok büyük bir fark vardır.

Swami Rama

Çeviren : Dr. Candramani Çağın Çilingir
Kaynak : https://www.gurudwaraashram.com/hakkimizda/spiritual-rehberlerimiz/swami-rama-dan/228-sevgi-ve-affetme 


Go to top