Genç bir adam olarak mükemmel bir hale geldiğimi, artık daha fazla öğretmeye ve öğrenmeye ihtiyacım olmadığımı düşünmüştüm. Hindistan’da benim kadar gelişmiş bir swami olmadığını hissetmiştim çünkü diğerlerinden daha fazla entelektüel bilgim varmış gibi görünüyordum ve ayrıca kendim de pek çok swamiye öğretmenlik yapıyordum.

Kendimle ilgili bu abartılı bilgiyi ustamla paylaştığımda, bana baktı ve sordu: “Sen uyuşturucu mu kullandın?”

“Ne demek istiyorsun?” diye sordum ustama. “Hayır, aslında bunlar gerçek hislerim.”

Ustam, birkaç gün sonra bu konumuza geri döndü. “Sen hala bir çocuksun. Sadece üniversitede nasıl okunacağını biliyorsun. Henüz dört şeyde ustalaşmadın. Önce bunlarda ustalaş, işte o zaman bir şeye erişmiş olacaksın: Tanrıyla ulaşma ve onu tanıma arzusuna. Ama bencilce kendin için bir şeyler elde etme arzusuna sakın kapılma. Tüm öfke, açgözlülük ve bağlılıklarından vazgeç. Düzenli olarak meditasyon yap. Ancak bu dört konuyu hallettiğinde mükemmel olacaksın.”

Sonra bazı bilgeleri ziyaret etmemi söyledi. “Onlarla birlikteyken çok alçakgönüllü olmalısın. Eğer inatçı ya da saldırgan tutumlar sergilersen, onların bilgisinden yoksun kalırsın. Onlar sadece gözlerini kapatacaklar ve meditasyona oturacaklardır.” Bunu söyledi çünkü benim inatçı ve sabırsız biri olduğumu biliyordu.

Bana farklı kollardan olan bilgelerin bir listesini verdi. Bu bilgeler, beni küçüklüğümden beri tanıyan arkadaşlarıydı, çünkü ustam onları ziyarete gittiğinde ben de yanında olurdum. O zamanlar epeyce yaramazlık yapmıştım. Etrafta olduğumu bilsinler diye onlara bir şeyler fırlatır ve rahatsız ederdim. Ne zaman ustamı ziyarete gelseler “Çocuk hala sizinle mi?” diye sorarlardı.

İlk olarak sessizliğiyle bilinen bir swamiyi görmeye gittim. Dünyevi kaygılardan uzaklaşmış, etrafında ne olursa olsun asla başını kaldırıp bakmayan biriydi. Yol üzerinde, yakınlardaki köylülerle konuştum, bana “Ne biriyle konuşuyor ne de birine bakıyor, hatta yemek bile yemiyor. Bu aynı yerde hiç kalkmadan oturduğu üçüncü ay oldu. Onun gibi birini daha önce hiç görmedik.” dediler. Bu durum “piton eğilimi” anlamına gelen ajagar-vritti olarak bilinir. Tıpkı bir pitonun uzun süre hareketsiz kalması gibi bazı bilgeler de günlerce hareket etmezler, derin bir meditasyon halinde kalırlar. 

Onu görmeye gittiğimde, bir banyan ağacının altındaki tepeciğin üzerinde, sanki evrenin efendisiymişçesine gülümseyen ve gözleri kapalı bir halde yatıyordu. Yaz, kış ya da yağmurlu havalarda bile asla kıyafet giymezdi. Derisi sanki bir filinki kadar hava koşullarına dayanıklı gibi görünüyordu. Hiçbir şeye sahip değildi, ama halinden tamamen hoşnuttu.

Onu böyle yatarken ilk gördüğümde, “En azından biraz terbiyeli olmalıydı” diye geçirdim içimden. Sonra düşündüm ki “Ustam onu ziyaret etmemi söyledi ve ustamın zamanımı boşa harcatmayacağını biliyorum. Şu an gördüğüm şey sadece bilgenin vücududur.” Bilgenin ayaklarına dokundum. Çünkü geleneklerimize göre büyük bilgelerin ayaklarına dokunduğumuzda bizi kutsarlar.

Dış uyaranlara karşı duyarlı değildi, o başka bir yerdeydi. Üç ya da dört kez “Merhaba efendim, nasılsınız?” diye seslendim, ama cevap vermedi. Hareket yoktu, cevap yoktu. Sonra ayaklarına masaj yapmaya başladım. Öğretmenlerimiz yorulduğu zaman bunu sık sık yaparız. O yüzden bilgenin de bundan memnun olacağını düşünmüştüm, ama o birden beni tekmeledi.

Tekme o kadar güçlüydü ki, epeyce dik olan tepeden aşağı geri yuvarlandım ve aşağıdaki göle savruldum. Aşağıya düşerken birçok ağaç ve kayaya çarptım. Pek çok yara ve çürük içinde kaldım. Ben kindar biriydim. “Bana bunu yapmak için ne gibi bir sebebi vardı ki? Tüm saygımla ona geldim, ayaklarına mesaj yapmaya başladım ve o beni tekmeledi! O bilge değil. Ona öğreteceğim, iki bacağını da kıracağım! Bana yaptığının iki katını ona yapacağım!” Gerçekten de misilleme yapmak istedim. Belki de ustamın beni buraya göndermesinin sebebi, esas benim bilgeye bir ders vermemdir, diye düşündüm. Öfkemi göstermek için tepeye geri çıktığımda, usta oturmuş gülümsüyordu. “Nasılsın oğlum?” diye sordu.

“Nasıl mıyım?!” diye cevap verdim. “Beni tekmeleyip aşağıya fırlattıktan sonra nasıl olduğumu mu soruyorsun?”

Dedi ki: “Ustan sana dört şeye hakim olmanı söyledi, ama bunun yerine sen birini yok ettin. Öfkeni kontrol edip edemediğini test etmek için seni tekmeledim. Şimdi o kadar öfkelisin ki burada hiçbir şey öğrenemiyorsun. Dingin değilsin, hala pek olgunlaşmamışsın. Oldukça özverili olan ustanın ruhsal öğretilerini takip etmiyorsun. Benden ne öğrenebilirsin ki? Benim öğretilerime hazır değilsin. Git buradan!”

Daha önce kimse benimle böyle konuşmamıştı. Söylediklerini düşündüğümde, haklı olduğunu anladım. Öfkem tarafından tamamen ele geçirilmiştim.

“Neden bilgelerin ayaklarına dokunduğumuzu biliyor musun?” diye sordu. Sonra güzel bir Pers inancını anlattı: “Bir bilge, hayatının en iyi kısmını Tanrının lotus ayaklarına teslim ederek verir. İnsanlar genelde sizi sadece yüzünüze bakarak tanır. Ama bir bilgenin yüzü burada değildir; Tanrının yanındadır. İnsanlar burada sadece ayaklarını bulabiliyorlar, bu yüzden de ayaklarına dokunuyorlar.”

“Birinin ayağına dokunurken, o alçakgönüllülüğü göstermelisin. Şimdi burada kalamazsın, gitmek zorundasın.” dedi. Ağlamaya başladım ve “Birkaç gün önce mükemmel olduğumu zannediyordum, ama gördüm ki kesinlikle değilim.” diye düşündüm. Sonra, “Efendim, gerçekten egomu yendiğimde size tekrar geleceğim.” dedim ve oradan ayrıldım.

Hayatın tüm vuruşları ve darbeleri bize bir şeyler öğretir. Nereden gelirse gelsinler, ibret alırsak kılık değiştirmiş birer nimettir bu darbeler bizim için. Buddha “Bilge bir adam için kötü denilecek bir şey yoktur. Eğer nasıl faydalanacağını bilirse, hayatın herhangi bir güçlüğü onun gelişimi için bir adımdır. 

Başka bir swamiyi ziyaret ettim ve bu sefer ne yaparsa yapsın öfkelenmeyeceğime karar verdim. Güzel bir çiftliği vardı. “Sana bu çiftliği vereceğim. İster misin?” dedi. “Elbette” dedim.

Gülümsedi ve dedi ki: “Ustan sana herhangi bir şeye bağlanmaman gerektiğini söylemişti ama yine de kendini bir çiftliğe bağlamakta çok hızlı davrandın.” Kendimi çok küçük hissettim. Zihnim öfkeye ve bağlanmaya meyilli görünüyordu, daha yüksek erdemlere değil.

Daha sonra yine başka bir swamiye gönderildim. Geleceğimi biliyordu. Yol üzerinde, gidip yıkandığımız küçük bir su akıntısı vardı. Orada biraz altın düşürmüştü. Orada durdum ve üç tanesini buldum. Bir an için onları alma düşüncesi aklıma geldi ve mutlu oldum. Ve sonra onları aldım,  peştamalımın içerisine koydum. Sonra tekrar düşündüm: “Ama bu paralar bana ait değil. Neden onlara ihtiyacım var ki? Bu iyi bir şey değil.” Ve onları geri bıraktım.

Swamiye gittiğimde, rahatsız olmuştu. Önünde eğildim ve dedi ki “Paraları neden aldın? Hala altın için bir arzun mu var? Hemen çık git buradan, burası sana göre bir yer değil.”

“Ama onları geri bıraktım.” diye itiraz ettim.

“Onları daha sonra bıraktın.” dedi. “Sorun şu ki ilk başta onların çekiciliğine kapıldın ve aldın.”

Bu bilgelerin bana yaşattığı deneyimlerden kitabi bilgi ile deneyimsel bilgi arasındaki farkı anlamaya başladım. Birçok zayıf yönümü görmeye başladım ve bu halim hiç hoşuma gitmedi. Sonunda kendi ustama geri döndüm. “Ne öğrendin?” diye sordu.

“Entelektüel bilgiye sahip olduğumu öğrendim. Ama bu bilgilere uygun davranmıyorum.”

“Bütün entelektüellerin sorunu bu.” dedi. “Bilgileriyle aşırı gurur duyarlar. Şimdi sana nasıl pratik yapacağını öğreteceğim, böylece gerçekten bileceksin.”

Sahip olduğumuz bilginin günlük hayatta da taşınması gerekir. Eğer bu yapılmazsa, bilgi sadece bilmenin sınırları içerisinde kalır. Hepimiz neyi yapıp neyi yapmamamız gerektiğini çok iyi biliyoruz, ama nasıl “olunacağını” öğrenmek zordur. Gerçek bilgi, bilmekte değil; olmaktadır.

Yazan   : Swami Rama
Çeviren: Şükran Karaduman
Kaynak: https://www.gurudwaraashram.com/hakkimizda/spiritual-rehberlerimiz/swami-rama-dan/239-mükemmel-olduğumu-zannetmiştim



Go to top