"Form geçersizdir [sunyata]" şeklindeki Budist ilkesi, hiçbir formun olmadığı anlamına gelmez. Bu, biçimlerin, kaynağından ayrılamaz olduğu anlamına gelir – görünen bir şeyin formu aynı zamanda alt yapısının da formudur çünkü bir sınırın biçimi, dışarıda olan kadar içeride olana göre de belirlenir.

“Sunyata” veya boşluk doktrini, ancak “kendi”nin bir formu olmadığında öne sürülebilir; çünkü kişi, bireysel varlığına ne kadar çok odaklanırsa tüm evreni o kadar dahil eder. Son Budist dünya görüşü olan Dharmadhatu -kabaca “ilgili işlevler alanı” olarak tercüme edilebilir- Batı biliminin dünya görüşünden pek de farklı değildir; bu görüşün, teoriden ziyade deneyimsel olması dışında.

Şiirsel olarak, çok boyutlu bir örümcek ağı üzerindeki çiy damlalarına benzeyen geniş bir mücevher ağı olarak sembolize edilir. Herhangi bir mücevhere yakından bakıldığında, diğer tüm mücevherlerin yansımaları görülür. Mücevherler arasındaki ilişkiye teknik olarak “şey/şeye engel olmaksızın” (shih shih wu ai) adı verilir ve şunu ifade eder; herhangi bir form, diğer tüm formlardan ayrılamaz.

Özetle, Budist disiplini şunun farkına varmaktır; ıstırabın veya çatışmanın (dukha) kaynağı, cehalet (avidya) nedeniyle dünyadan ayrı tutulan varlıklara tutunmaktır (trishna) -onlara, kaynaktan gerçekten bağımsızlarmışçasına, eylem veya duygu yoluyla tutunmaktır. Yaşamı ölümden, zevki acıdan, iyiyi kötüden, benliği benliksiz olandan çekip ayırmaya yönelik bu sahte problemi çözme çabası, kısacası kişinin egosunu kalıcı olarak yaşama üstün kılma çabası, kısır döngüyü veya samsarayı harekete geçirir. 

Fakat meditasyon disiplini aracılığıyla öğrenci, kendisini, eylemde bulunabilen veya eylemden kaçınan ego ile özdeşleştirdiği sürece bu tutunmayı bırakamayacağını öğrenir. Tutunmama girişimi, tutunma ile aynı yanlış önermeye dayanır: Fiziksel olayların, bir araya getirilmiş/sosyal bir kurgudan türemesi gibi; düşünmek ve yapmak, niyet etmek ve seçmek de egodan kaynaklanır.

Egonun gerçek dışılığı, tutunmayı durdurmak için egonun yapacağı ya da yapamayacağı herhangi bir şey olmadığını anladığında keşfedilir. Bu içgörü (prajna), Nirvanayı, sahte problemden kurtulmayı getirir. Ancak Nirvana, hayatta olmanın nasıl hissettirdiğinin radikal bir dönüşümüdür: Her şey -“Benim” düşüncelerim ve eylemlerim de dahil olmak üzere- kendiliğinden oluyormuş gibi hissettirir.

Hala çabalar, seçimler, kararlar vardır ama “onları ben yapıyorum” hissi yoktur; onlar koşullara göre kendiliğinden ortaya çıkarlar. Dolayısıyla yaşamı, özne ve nesne arasındaki bir karşılaşma gibi değil; karşıt kutupların, karşıtlığı oynamak için bir araya geldiği bir polarize alan gibi hissetmektir. Bu nedenle Budizm, içgörü (prajna) ile şefkati (karuna) eşleştirir; ki bu “bireyin tutumu” diye adlandırdığımız, birey ve dünya arasındaki değişken sınırın, ikisinin de ortak noktası olduğu keşfedildiğinde organizmanın sosyal ve doğal çevresine uygun bir yaklaşımdır. Dış hatlarım, sadece tenimin değil, vücudumdaki her organın ve hücrenin dış hatları, aynı zamanda dünyanın iç hatlarıdır. Bu dış hatların hareketleri benim hareketlerimdir ama onlar aynı zamanda dünyanın hareketleridir -dünyanın iç hatlarının.

“İzafiyet teorisine göre, uzay bir kapsayıcı olarak değil, maddesel evrenin bir bileşeni olarak kabul edilir.” Bunu gördüğümde, dünyayla bir hissediyorum. Ayrıksı egonun bir araya getirilmiş/sosyal yapısının iç yüzünü anlamak ve görünürdeki bağımsızlığımın bir araya getirilmiş/sosyal bir düzen olduğunu keşfetmek toplumla daha da bir hissettiriyor.

O halde, birleşik bir alan (dharmadhatu) olarak dünyanın nihai vizyonuna tekabül eden Budizm, tamamen özgürleşmiş insanı [kişiyi] bir Bodhisattva olarak, kozmik ve sosyal oyunda yer almakta tamamen özgür biri olarak görür. Bu kişinin dünyada olduğu ama dünyalı olmadığı, tüm eylemlerine bağlanmadan katılmak için geri döndüğü söylendiğinde bu; artık kimliğini, toplumsal rolüyle karıştırmadığı, rolünü fazla ciddiye almak yerine sadece oynadığı anlamına gelir. Destedeki herhangi bir kartı oynayabilen bir Joker veya “yabani” bir insandır.

Dolayısıyla onun konumu, Vedanta’daki Atman-Brahman gibidir; kozmik ve sosyal oyunda tüm çeşitli rolleri oynayan, sınıflandırılamayan ve tanımlanamayan Öz gibidir. Daha düşük bir seviyeden bakarsak, bir kişinin, sahne dışındayken bile hala oyunculuk yapabilecek bir aktörün kim olduğundan asla tam olarak emin olamaması gibi; Boddhisatva’nın da sabitlenecek bir kimliği yoktur. “Kapısı kapalı durur ve bilgeler onu bilmez. İçsel hayatı gizlidir ve bilinen erdemlerin sınırlarının dışında hareket eder.”


Çeviren : Dr. Manyavati Melis Altınay
Kaynak : Psiikoterapi Doğu & Batı, 1961 - Alan Watts 



Go to top