İrlandalı filozof George Berkeley, gerçekliği anlamak adına madde olarak adlandırdığımız hiçbir şeye ihtiyacımızın olmadığını, Tanrı'nın yarattığı fiziksel dünyayı duyu organlarımız aracılığı ile algıladığımızı, zihnimizde imajine ettiğimiz dünyanın, periferden gelen sinirsel iletilere karşılık oluşturduğumuz idelerden yani düşüncelerden başka bir şey olmadığını savunur

(Yaşamın gerçekliği fizyolojik olarak da böyle açıklanır.).

Kısaca “Var olmak; algılanmaktır.” diyor Berkeley. 

Bir şeyin var olabilmesinin altında yatan tek mutlak neden (arkhe) zihnen algılanabilir bir şey olmasından kaynaklanır; yani duyu organlarını bilinçli kullanabilen herkes varolan bu dünyanın gerçekliğini bilebilir.

Bizler kendi gerçekliğimizin tanrılarıyız!

O halde varlık; bir göz açış kadar, yokluk ise bir göz yumuş kadar yakındır insana. 

İnsan her bir göz açışında yeni bir yaratıcı forma dönüşür. Her göz açış içinde bir değişim potansiyeli taşır.

“Ne varsa ben varım, ne yoksa ben yokum?”

Bu sorunun yanıtı gerçekten sadece bir başkasının duyularını açıp kapatması sayesinde, nesneyi (dünyayı) algılayışı ile açıklanabilecek kadar basit mi?

Şahsen zannetmiyorum; ama bu, soruya “evet” diyen immateryalist, idealist kişilerin gerçeklik izahına bağlı olarak değişebilen ve yanlışlanabilirliği yüksek bir paradigmadır.
 
Varlık nihaidir, değişmez olandır çünkü varlık hakikatin kendisidir. Berkeley idealizminde, madde ve her türlü dış aleme bağlı varlık kendi kendine var olamaz. Ona göre ancak “ruh” vardır. 

İdeler gerçektir, onlar bize tanrı tarafından gönderilmiştir. Maddeyi ortadan kaldırdığımızda tanrıyla doğrudan iletişime geçebiliriz, der Berkeley.

Evet, ideler bize bir dünya (nesne) fikri veriyor, ayrıca dünyevi ve öte aleme karşı ideamızı belirliyor. İdeler; bizi harekete geçiren, karar aldıran, aksiyona geçiren birer gerçeklik ajanıdır.

Hayatın akışına güvenle teslim olmak için öncelikle kendi gerçekliğimize güvenmemiz gerekiyor; yani İdelerimize.

Bu bağlamda Vivekayı; yani kişinin gerçekle sahteyi, daimi ile geçici olanı ayırt etme yetisini kuvvetlendirmesi gerekiyor.

Daimi olan; yani hakikatin südur etmiş halleri, değişimin ardındaki değişmez sabitliğe tutsaktır. Mutlak olanın (arkhe, idea, töz, tin, tanrı) bilgisine erişmek ve her açıdan deneyimlemek, kendi gerçekliğine güvenen herkesin yaşantısındadır! 

Bildiğimiz tek gerçek, gerçekliğin gerçekten ne olduğunu bilmediğimiz gerçeği. :)  ANCAK!

Algılanan her şey öznesinin yani algılayanın bir yansımasıysa herkes kendi cennetini (gerçekliğini) kendini güzelleştirerek yaşayabilir. :)

Namaste 

 

Go to top