“Uyku bedensel gevşemenin doruğuysa eğer, can sıkıntısı da zihinsel gevşemenin doruğudur. Deneyim yumurtası üstünde kuluçkaya yatan bir hayal kuşudur can sıkıntısı.”
Walter Benjamin

Birkaç gündür canım feci şekilde sıkılıyor. Nedenini merak ediyorum. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Mevsimsel? Olabilir. Umarım öyledir. Bir şey yazamıyorum. Uzun süre okuyamıyorum. Sadece sıkılıyorum. Yürüyüş yapıyorum. Müzik dinliyorum. Yemek yapıyorum. Evi temizliyorum. Çamaşırları asıyorum filan. “Bu da böyle bir dönem demek ki.” diyorum kendi kendime.

Neyi kaybettim? Neyi bekliyorum? Belki de bilmediğim bir şeyi bekliyorumdur. Belki de Benjamin haklıdır ve kuluçkaya yatmışımdır. Belki… İzlenecek filmler, okunacak kitaplar, yazılmayı bekleyen bir iş… Hepsi ama hepsi bana bir süredir çok uzak. Ne tuhaf. Oysa evrenin can sıkıntısından doğduğu söylenir…

Can sıkıntısı öyle acayip bir şey ki, içinde tuhaf bir çaresizlik barındırıyor. En azından benimki böyle. Miskin bir can sıkıntısına benziyor. Depresif olan türden ve bu hiç sevimli değil. Geçici olduğunu düşünüyorum. Bir motivasyon kırılması sanki... Her depresyonun içinde yeşermeyi bekleyen bir çiçek vardır bence. Bu yüzden bu süreci sabırla atlatmak, iyi gelen şeyleri yapmaya devam etmek önemli. Bu, depresif halden çıkmaya vesile olacaktır. İnsanın depresif zamanlarda kendine nasıl davrandığı kaderi değiştirebilir. Kendi üstümüze gitmemeliyiz ve kendimize zaman vermeliyiz. Ruhumuzu bir arkeolog gibi kazmak için. Nedenleri tek tek bulup çıkarmak için. Ben mesela şu anda bu yazıyı yazarken bir yerden haber beklediğimi hatırladım. Yani bekleme halim gerçek bir bekleyiş. Bu, anlaşılır bir şey. Bir yandan üzerinde çalıştığım işin içine girmeye korktuğumu fark ettim. Bu da beni atalete iten diğer neden. İşin zorluğu beni korkutmuş olmalı. Bu durumda denemek için cesarete ihtiyacım var. Zaman bana iyi gelecektir. Can sıkıntısından sıkılmaya başladığımda, yüksek ihtimalle sipariş vereceğim yeni kitaplar geldiğinde okuma heyecanıyla atalet dağılacaktır diye tahmin ediyorum. Belki de sebep şu anda tahmin edemediğim bambaşka bir şeydir. Kim bilir? Bazı şeyler yaşamadan anlaşılmıyor. Ruhun dinlenmeye ve biriktirmeye ihtiyacı vardır belki de.

Okumak yeniden harekete geçmek için en iyi başlangıç olabilir. Sipariş verdiğim kitapların gelmesini merakla bekliyorum mesela. Öyleyse kitaplar gelene kadar kendime biraz daha sıkılma hakkı verebilirim. Bu hâl kitaplar geldiğinde de devam ederse geçmesini beklemekten, araştırmak için iç sese kulak veren yazılar yazmaktan başka çare yok. İç ses ne güzel bir şeydir. Gündelik koşturmaca içinde onu dinlemeyi ihmal ederiz çoğu zaman. Oysa sessiz yerlere çekilmeli, belki bir kalem ve defter almalı ve iç sesi dinlemeli. Tıpkı benim şu anda yaptığım gibi. Evet, bu yazıyı yazmaya başladığımdan beri can sıkıntım geçti. Yemek yaparken canım sıkılmıyor. Yürürken sıkılmıyorum. Sohbet ederken iyiyim. Eve dönüp de masanın başına oturduğumda başlıyor sıkıntım. Sanırım burada yüzleşmem gereken bir şey var. Üzerinde çalıştığım, taslağını hazırladığım işle mi ilgili? Yoksa kafamı geleceğe mi taktım? Anda yaşamayı bırakmış olabilir miyim? Şöyle bir laf vardı: “Depresifsen geçmişte yaşıyorsun. Kaygılıysan gelecekte yaşıyorsun. Huzurluysan şimdide yaşıyorsun.” Kim söylemiş bilmiyorum ama çok doğru. Peki, ben geçmişte mi yaşıyorum? Hayır. Sadece sıkılıyorum. İçinde kaygı olan bir sıkıntı mı peki bu? Biraz. Bazı psikiyatristler belirli dozda kaygının sağlıklı olduğunu söylüyor. Yapıcı bir kaygı diye bir şey olmalı öyleyse. Kaygıyı gidermek için ilaç almak yerine nedenini bulup yerine keyifli bir şey koymalı.

Bu durumda, yakında daha önce hiç denemediğim bir şey yapmaya karar verdim. Ne olduğunu henüz ben de bilmiyorum. Tek bildiğim, okumak ve yazmak dışında, hayatı zenginleştiren bir uğraş arayışına ihtiyaç duyduğum. Bu, hem sıkıntıyı, hem kaygıyı alıp götürecektir. Bulunca haber ederim. Size de yeni şeyler denediğiniz günler dilerim.

Sevgiyle,

 

 

  

SİTEDE ARA

Go to top