Ortak Bir Şeyleri Olmayanların Ortaklığı* (Alphonso Lingis) diye bir kitap okumuştum yıllar önce. Özellikle ismini çok severim bu kitabın, bana birçok şey düşündürür. Ortak bir şeyleri olmayanların ortaklığının tam ortasında acı olduğunu düşünmüşümdür hep.

İnsanlığın ortak paydası… Farklı hallerde mutlu olabilir, sevinebiliriz, hatta farklı şekillerde hüzünlenebiliriz ama hepimiz acıyı aynı yerden duyumsarız. Acı yüreğimizi acıtır. Ruhumuzu yaralar. Hepimizin içinde, aynı yerde gizli bir nokta vardır sanki. Orası acır. Kendi canımız yandığında, bir sevdiğimizin canı yandığında hissederiz bunu. Bir de hiç tanımadığımız birinin acısını görüp duyduğumuzda hissederiz. En çok da o an insan olduğumuzu hissettiğimiz andır belki de. Bir kaya gelir, yüreğimizin orta yerine oturur. Bir ağırlık hissederiz. Nerede bir can yansa iyi insanlar hisseder bunu. Yakın zamanda İzmir’deki depremden sonra olduğu gibi…

Acı bize “bir” olduğumuzu hatırlatır. Can olmak, canlı olmak birlik olmaktır. Bir arada olmaktır. Bir “öteki” değil, canımızdır yanan. Bu duyguyu acı çeken insan hangi ırktan, etnik kimlikten, siyasi görüşten, cinsiyetten, dünyanın neresinden olursa olsun hissedebildiğimiz gün insanlık tam anlamıyla kazanmış demektir çünkü orada dayanışma başlar. Dayanışma hali zalimin zulmüne karşı ezilenlerin bir arada olma ve direnme yöntemidir. Mesela deprem, bir açıdan bakarsak afet değil. Önlem aldığınızda, sağlam, depreme dayanıklı yapılar yaptığınızda bir tehlike değil. Kuşkusuz bizi bu düzenin rant düşkünlüğü, adaletsizliği, üçkağıtçılığı, insana değer vermeyen yapısı öldürüyor. Biz binaların değil, “daha çok para” hırsının altında kalıyoruz. Bilinçsizliğin ve kötülüğün altında kalarak ölüyoruz. Yaşadığımız düzende hepimiz farklı nedenlerle acı çekiyoruz. Birbirimizi anladığımız yer ise; acı. Kim olursak olalım her canın bizim gibi hissettiğini fark etmek bizi uyandırıyor. Ayrı olduğumuzu düşündüğümüz bir rüyadan, “bir” olduğumuz gerçeğine uyanıyoruz. Acı bizi birleştiriyor.

Bu yüzden sadece ailemizden birinin değil, çok uzaklardaki birinin hikâyesine de açık olmalı kulaklarımız. Birbirimizin hikâyelerini dinlediğimiz sürece birlik olabiliriz. Hikâyeler bizi birleştirir çünkü hikâyelerde çoğunlukla acı vardır. Şaşırırız. “O da tıpkı benim gibi acı duyan bir insan.” Bir “yabancı değil” deriz. Filmler, romanlar, öyküler en çok bu işe yarar. Birbirimizi tanımamıza, anlamamıza, yalnız olmadığımızı hissetmemize ve bir haksızlık karşısında cesurca dimdik karşı durmamıza yarar. İnsanlığı ileriye götürebilmek için, yaşadığımızı ve insan olduğumuzu hissedebilmek için buna ihtiyacımız var. Hikâyelere…

İnsanlığın ileriye doğru attığı her adım çocuklarımızın daha adil, daha huzurlu bir dünyada yaşaması için atılmış bir adım kuşkusuz. Önyargısızca birbirimize kulak verdiğimiz, el uzattığımız her an insanlık için, gelecek için bir kazanım. Daha yaşanılır, insanî bir dünya için…

O zaman gelin, bugün sizden “farklı” olduğunu düşündüğünüz birilerini yargılamayı bırakın. Gelin, Anadolu’nun kadim tarihinde olduğu gibi bilgece kucaklayalım birbirimizi. Savaş, deprem, zalimin zülmünün olduğu her yerde “bir” olalım, birlik olalım. Gelin, bugün acının ortaklığını fark edelim. Gelin, her canın soğukta üşüdüğünü, elini taşa çarpsa canının yandığını hatırlayalım. Nerede biri bir haksızlığa uğrasa, canı acısa onunla kardeş olduğumuzu hatırlayalım. Bize unutturulmaya çalışılsa da insan olmak böyle bir şeydir.

Ortak bir şeyleri olmayanların ortaklığına herkes yeni bir şey ekleyebilir. Yeter ki o ortaklığı görebilelim.

Sevgiyle,

 

SİTEDE ARA

Go to top