İzmir de deprem olduğunu duyduğum andan beri yitip giden hayatlar, yarım kalan hayaller bir daha birbirlerine hiç sarılamayacak olanlar ve ateş düşen ocaklar için yas tutuyorum.

Ve hayatın boşluğu içinde yüzerken, nefesimiz kadar bize yakın ölümü nasıl görmezden geldiğimizi yeniden fark ediyorum. Sanki sonsuzmuş gibi yaşarken ölüm bize öyle bir çelme takıyor ki düştüğümüz yerden zor kalkıyoruz. Her ölüm çok zor biliyorum ama bence en zoru başkasının açgözlülüğü yüzünden enkaz altında kalarak ölmek.

Öyle üzgünüm ki deprem olduğu günden beri televizyon seyretmiyorum, zaten sosyal medyadan yeterince acıya bakıyorum. Göçük altından canlı çıkanlar umut olurken, kaybedilenlere ağlıyorum. Acının dili, dini, ırkı olmaz evrenseldir, bu Kürt, bu Alevi ya da yabancıydı deyip acıyı nasıl görmezden gelebilir ki insan, bir yanda acısıyla yananlar varken nasıl yüreği sızlamaz, ne ara bu kadar duyarsız bir toplum olduk.

İnsan diyebilir misin başkasının acısına kayıtsız kalanlara, ben bunları yazarken 91.saatte enkaz altından çıkarılan Ayla bebeğin görüntüleri düşüyor ekranlara sevinç gözyaşlarım sel ve umut oluyor. Deprem doğal bir afet ve hepimizin bildiği gibi deprem değil, binalar öldürüyor ve üç kuruş fazla kar etmek için eksik malzeme kullananlar, binanın altını kafe, market yapmak için kolonları kesenler yok etti onca canı, boşuna suçu depreme yıkmaya çalışmayın. Depremin neden olduğu ile ilgili anlamsız olduğu kadar gaddarca öyle şeyler yazıldı ve söylendi ki ben yazmaya utanıyorum onların yüzü bile kızarmıyor, rahmetli anneannem insanın ar damarı çatlamasın, çatladıktan sonra ona insan denmez derdi. Şimdi ne demek istediğini daha iyi anlıyorum, bizde çürük bina yaptık diyenlerin yüzsüzlüğü ve pervasızlığını aklım almıyor acaba yanlış mı duydum diye düşünüyorum. Ve anneannemin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha görüyorum, karşımızda ki insanlıktan nasibini almamış, parası var diye kendilerini üstün insan zannedenlerin ucuzluğu ve hadsizliği midemi bulandırıyor.

Çirkin, açgözlü ve vicdansızsınız diye bağırmak, suratlarına tükürmek istiyorum, siz kendinize istediğiniz kadar insan deyin bizim gözümüzde hiçbir tanımınız yok sizler bizim için yoksunuz. Sizin kadar ucuz insanları var edenlere sövüyorum, aklıma ne gelirse sayıyorum, içim soğumuyor, bu canların hesabını soracak adaletin bir an evvel sağlanmasını, abuk subuk açıklamaların yapılmamasını istiyorum. Kulaklarımla duyduğum pişkin, anlamsız bir sonuca varmayan açıklamalar kanımı donduruyor. Allah aşkına bir susun, konuşmayın, sesiniz çıkmasın, anladık ki acıyla yananlar için vicdanınız sızlamıyor bari saygı duyun. Acınız, acımız diyorum yüreğine ateş düşenlere, biliyorum kelimeler kifayetsiz, söylenen teselli sözleri acısıyla yanana ulaşamıyor ve biliyorum acıları ile yana yana kül olacaklar, bir süre sonra bu olağanüstü günler geçince unutulup gidecekler. Çünkü hep böyle olur, dünyanın vahşi düzeni içinde unutulacak bütün yaşananlar, kayıplar sadece sayıdan ibaret kalacak ve hiç olmamış gibi aynı hırslarla tekrar hayatın kollarına atlayacağız.

Ama ben bu yaşananları bu acıları unutmayalım, hesaplar sorulsun, acılı yürekler biraz olsun soğusun istiyorum. Bugünleri unutmayalım, unutturmayalım belki bu açgözlü, pervasız suçlular haktan önce, adaletin önünde cezalarını bulurlar. Her türlü nakil yapılıyor ama ne yazık ki vicdan nakli söz konusu değil ve biz bu kendi kazanacakları paraları düşünenlerle aynı dünyada yaşayıp, çok şükür ayrı yollarda yürüyoruz. Bir daha aynı acılarla imtihan olmamayı ne kadar yürekten dilesem de, para kazanma hırsları ile sadece gözleri değil, vicdanları körleşmiş olanlar ceza almadıkça, üzülen her zaman bizler olacağız.

SİTEDE ARA

Go to top