Hayatta öyle anlar olur ki hep akacak sandığınız nehirler kurur, toprakta çatlaklar açılır. Yaz bildiğin mevsim kış olur. Pembe bahar dalı bir rüzgârla çiçeklerini döker geriye sadece kahverengi kuru dikenli çalısı kalır. 

Bazen gün çok yavaş başlar, tam uyanmadan bir kere daha uyumak istersin; yatağına köklenmek, yorganına sarılmak, göz kapaklarını bir yorgan gibi gözlerinin üzerine örtmek... Kendi kabuğuna çekilmek, kabuğunun içindeki evini keşfetmek… Ufacık kalıp kalbinin içine girmek istersin bazen.

Bazen tren raydan çıkar, gömleğini yanlış düğmeyle iliklemeye başlarsın ve bunu son düğmede fark edersin. Bazen baştan başlaman gerekir ve tek bir adım atacak halin yoktur.

Gerçekler gözünün önünde durur bazen bir türlü göremezsin. Beynin anladığını kalbin bir türlü kabul etmez.

Beklersin bazen neyi, kimi beklediğini bilmeden; daha iyiyi, daha güzeli ve daha çok mutlu olmayı. Daha, daha, daha… “Daha” olabilmek için “hiç” olursun. Ve bazen bir türlü gelmez beklediğin, olmaz istediğin. Aslında hiç başlamayan bir şeyin bitişine üzülürken bulursun kendini; hiç sahip olamadığın hayatın, aşkın, yanlış iliklediğin o ilk düğmenin yasını tutarsın.

Büyü bozulur bazen, tam oldu dersin olmaz, en sağlam sandığın yerinden kırılır fincan. Atamaya kıyamadığın kırık fincan karşına çıkar bir gün. Konuşamadığın cümleler, dinleyemediğin şarkılar ve düşünmek istemediğin konuşmalar bir gün kulaklarında çınlamaya başlar; beynin kaşınır, ruhun acır. Sıkışır kalırsın.

Fakat bir gün olur, o gün gelir; nemli, karanlık, havasız, daracık odadan, mavi gökyüzünün olduğu geniş ferah bir alana çıkarsın. Tüm olmayanların, sana gelmeyenlerin ve senden gidenlerin ortasından geçip gidersin. Onların dışına çıkarsın. Her bir hücreni ısıtan güneşe doğru yürürsün, nemli çimene uzanırsın, yüzünü serin bir rüzgâr yalar. Beynindeki kelepçeler açılır, ruhun genişler, kalbinle tebessüm edersin. Yerine bir türlü gelmeyen puzzle gibi, tetriste yeri önceden hazır olan ve ne zamandır beklenen uzun çubuk gibi, baharda açan erik çiçeği gibi, tüm boşluklar dolmuş, her şey birbiriyle uyumlu olmuştur.

Ve gün gelir, bir rüzgârla pembe çiçeklerini döken bahar dalı; kahverengi kuru dikenli çalısından yine pembe çiçekler açmaya başlar.

Yenilenir, yinelenir hayatın. Aynı doğa gibi, döktüğün yaprakların yerinden taze filizler gelir, çiçeğini dökersin yerine erik verirsin.

Bir dönüşümdür yaşamak.

Ve şimdi doğanın bir parçası olan bizlerin dönüşümü için burnundan derin bir nefes al.

Çeneni yukarı kaldır, omuzlarını arkaya çevir, sırtını dikleştir. Burnundan derin bir nefes daha al, içinde tut ve nazikçe nefesini boşalt. Tekrarla; nefesin içinde dolaştığını hisset, kaburgalarında, kalbinde… Sağ elini midene sol elini kalbinin üstüne yerleştirip derin nefeslere devam et. Önce kalbin mi yoksa miden mi nefes alıyor? Bunu fark et ve tekrarla. Eğer önce kalbin havaya kalkıyorsa önce kalbin nefes alıyor demektir. Bir daha ki sefer nefesi midenden almaya çalış. Dört saniye nefes al, dört saniye içinde tut ve dört saniyede ver. Seni korkutan, seni üzen, bir türlü olamayanlarının ortasından geç, tüm hücrelerine dokunan güneşe doğru ilerle. 

İşte buradasın, dünyadaki en güvenli yerdesin, özünde tam da olman gereken yerdesin. Kendi bedenini nefesini fark ettiğin hayatını anladığın yerdesin. Gülümse.

Hayatının her anında kendi elini sakın bırakma.

Kendini sev,

Kendine sahip çık,

Kendini yalnız bırakma.

Kalbimle Kucaklıyorum… 

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top