Dün Bornova Büyük Park’ta çekilen bir fotoğrafımda çok ciddi çıkmışım. Bankta elimde karton bardakta kahveyle bacak bacak üstüne atmış şekilde oturuyorum. Gülümsemiş olmama rağmen oturuşum, duruşum oldukça ciddi.

Kendimle alay etmeyi severim. Bu fotoğrafa “Parklar ve Bahçeler Müdürü” ismini verdim. Pek güldük. Kendime zaman zaman böyle derim. Parkları ve bahçeleri de gerçekten çok severim. Kendimi bu konuma uygun buluyorum. Şaka bir yana, parklar ve bahçeler olmasaydı ne yapardık?

Şehirde dolaşırken sokak seçerim. “Hadi, şu ağaçlı sokaktan geçeyim.” “Hani şu bahçeli evlerin olduğu sokak vardı ya, ordan gidelim!” Bir ağaç, bir bahçe, bir park çok şeyi değiştirir. Herkes bahçeli bir evi olsun istemez mi? Veya hiç olmazsa bahçeli, az katlı bir apartmanda oturmayı? O da olmadı böyle ağaçlı, çiçekli, bahçeli yollardan yürümeyi istemez mi herkes?

Hepimiz doğanın bir parçasıyız. Kendimizi bu yüzden doğada huzurlu hissederiz, ait olduğumuz yerdir burası. Yoga yaparken dünyayla bir bütün oluruz. Aslında belki de tam olarak bu bütünlüğü yaşamak için yoga yaparız bile denebilir. Kurduğumuz bu medeniyetle doğa arasında hep bir mücadele süregeldi. Oysa doğayla aynı tarafta olmalıydık. Onun düşmanı değil.

Bu yüzden aslında herkes Parklar ve Bahçeler Müdürü olmalı bu hayatta, öyle hissetmeli. Bir de kaybolan bir kültür var; mahalle. Eskiden mahallelerde sokakları bile temizlerdi orada yaşayanlar. Apartman bahçeliyse beraberce bakımını yaparlardı toprağın, çiçeklerin… Her konuda olduğu gibi bu konuda da dayanışma vardı. Mahallelerine sahip çıkardı oranın sakinleri, mahalledeki parka da, ağaca da. Şimdi imkânı olan birçok insan biraz da olsa bu kültürü yaşayabilmek için küçük yerlere göç ediyor. Tersine göç. Kentten köye. Şehirler “kentsel dönüşüm” denen şeyle betonlaşıyor, plazalaşıyor. Balkonsuz, elli katlı plaza-apartmanın olduğu yerde komşuluk, mahalle kültürü mü olur?

Bu “müdürlük” benzetmesinde elbette “sorumluluk” var. Hep “devlet baba”dan bekliyoruz. Oysa bizim her alanda, her konuda sorumluluk alıp “müdür” gibi davranmaya ihtiyacımız var çünkü bugün geldiğimiz nokta ortada. Burası bizim ülkemiz. Bu dünya bizim. Bizim sokaklarımız, bizim ormanlarımız, bizim dağlarımız, bizim göllerimiz bunlar… Hadi, gelin, hepimiz bir yerlerin, bir şeylerin müdürü olalım. Müdürlükler bizim elimizde olsun. Sevgi ve Saygı Müdürlüğü, Sokak Kedileri Müdürlüğü, Dağ Keçileri Müdürlüğü, Eşit Haklar Müdürlüğü, Kız Çocuklarını Koruma Müdürlüğü, Aşıklar Müdürlüğü, Yağmur Sevenler Müdürlüğü, Çocuklar ve Hep Çocuk Kalanlar Müdürlüğü… diye gidiyor.

Kendinize dilediğiniz müdürlüğü seçebilirsiniz. Yüreğinizden ne geçiyorsa kendinizi o konunun müdürü ilan edin. İşte bu kadar ve hemen çalışmalara başlayın. Sosyal medya hesabı açın; insanları bir yere toplamanın en kolay yolu. Seçtiğiniz alanla ilgili bilgilendirici paylaşımlar yapın. Projeler oluşturun. Yaratıcılığınızı kullanın. Artık siz de müdürsünüz. Bence çok havalı ve eğlenceli. Bir de herkes müdür olduğunda ortada hiyerarşi kalmayacaktır. Bu da işin güzel kısmı zaten.

Siz meseleyi anladınız. Gerisini size bırakıyorum. Müdürlüğünüzün keyfini çıkarın. İcraatlarınızı duyurmayı unutmayın.

Sevgiyle,

SİTEDE ARA

Go to top