Dilimizden düşmeyen “mindfulness” kavramına yaklaşabilmenin yolu, post-modern insanın en büyük gurur kaynaklarından biri olan özgür irade meselesine farklı bir perspektifle, biraz da şüpheyle bakabilmekten geçiyor olabilir mi?

Seçebilme hakkının kendinde saklı olmasının, aslında özgürlük anlamına gelmeyebileceğini varoluşçuluk çatısı altında açıklamaya çalışmak, başlangıçta bir parça karamsarlık yaratabilir. Fakat bu ihtimale göğüs gerip, özgür iradeye olan saplantılı sempatimizden sıyrılmayı başarmak bizi özgürleştirebilir dersek sanırım karamsarlık bulutları biraz dağılmaya başlayacaktır.  

Başta elbette felsefenin meselesi olmakla birlikte, farkındalık çıtamızı yükselteceği gerçeği son yüzyıldaki nöropsikiyatri çalışmalarıyla da desteklenmiş olan “özgür irade” kavramını sorgulamanın geçmişi epey eskiye dayanıyor. Bu konu bizleri; günümüzden neredeyse 350 yıl önce bu kavramın içerdiği yanılsamayı keşfetmiş olan, değeri modernizmle birlikte anlaşılan Spinoza’ya kadar götürür.

Spinoza, Descartes’ın miras bıraktığı dualist ve katı rasyonalist düşünce geleneğinin karşısında durarak, insanı; aklın mülkiyetiyle sınırlamayan, bilinç ve beden ayrımını tanımayan, bu yaklaşımıyla da varoluşçuluk görüşünde Doğu öğretileriyle epeyce örtüşen bir düşünür. Felsefe tarihindeki ayrıcalıklı yerini; tanrı kavramını doğa/töz ile özdeşleştirmesine ve aşkın bir tanrı fikrine karşı çıkarak, bir anlamda Budist düşünce yapısıyla paralel önermeler sunmasına borçlu. Hâl böyleyken modern çağda, varoluş üzerine geliştirilen savlar bir noktada Spinoza’dan köken almış sayılabilir. Nietzsche’den Heidegger’e uzanan zengin ontoloji serüveni, bu sayede giderek Doğu öğretilerindeki varlık kavramıyla daha da yakınlaşmıştır. Varoluşa dair soru işaretlerini takip ettiğimizde ve aslında varlık bilincinin nesne ve öznelere içkin olan -bir başka deyişle bizi aşmayan/ötemizde olmayan- yapısını keşfetmeye başladığımızda, farkındalık zeminine daha sağlam taşlar koymuş oluruz. Tam da bu noktada; varlık nedenimizi açıklama süreci, özgür irade kavramını irdelemeyi de gerekli kılar.

Spinoza; “varlığın, doğası gereği zorunlu bir şekilde var olması” önermesini temel alır. Ona göre doğada/evrende olasılık söz konusu değildir ve sürekli bir devinim içerisinde dönüşen belirlenimler ve etkilenimler vardır. İnsan da bu bütünün tıpkı diğer canlı/cansız varlıklar gibi cisimleşmiş bir formu olarak bu belirlenim ve etkilenimlere tâbidir. İnsanı diğer varlıklardan üstün görmeyen, diğer deyişle insanmerkezci olmayan bu görüş; bulunduğumuz sistemin içerisinde, eylem ve duyumlarımızın nedensellik zincirinden bağımsız olamayacağını savunur. Böylece; bilinen tabiriyle açık bir Determinizm(gerekircilik) çatısı altında, varoluşumuz, iradeye ve kararlara dayalı tanımlarla sınırlandırılmamış olur. Zorunluluk kulağa çok sempatik gelmese de aslında gerçek özgürlüğün kaynağıdır. Spinoza’nın tanımıyla söylersek; kendi doğasında mevcut olan zorunluluklara uyabilen, buna göre eylemde bulunan varlık özgürdür. Doğanın/tözün kendisini görünür kılma biçimleri olarak; nesne, insan, hayvan, bitki, kavram, olgu, düşünce vb. her şey; birbiriyle sonsuz bir etkileşim ve belirlenim döngüsü içindedir. Dinamik bir şekilde birbirini etkileyen ve birbirinden etkilenen her şey; bir öncekinin sonucu, bir sonrakinin nedenidir.

Bizi bu nedensellik zincirinde en çok ilgilendiren ise; bilinç, zihin ve beden sıfatlarımızla buna dahil oluş biçimimiz. Spinoza etkili modernist varoluşçulukta; beden ve zihin ayrımının olmadığından söz etmiştik. Bunu bir adım öteye taşıdığımızda ise zihni oluşturanın aslında fiziki beden algısı olduğunu söyleyebiliriz. En erken Spinoza tarafından dillendirildiğinden, o dönem için bir çeşit devrim niteliği taşıyan bu savunuya göre; beden ve zihin ayrı olmadığı gibi birbirlerinin sonsuz bir döngüdeki nedenleridir. Zihin olmasaydı beden fikri, beden olmasaydı zihin hiç bir koşulda varolamazdı. Bu durumda, dünyayı ve bizi etkileyenleri algılayış sürecimizi başlatan beden ile duyumların gerektirdiği gibi yönlendirilen zihin; hem dış etmenler ve koşullardan hem de kendi düşünceler ve ideler akışından devamlı suretle etkilenir. Bir sonraki eylemi ya da düşünceyi doğuran tam da bu belirlenim sıralamasının varlığıdır. Zihin deneyiminin; geçmiş, şimdi ve gelecek çemberindeki fiziki duyumlarımızın döngüsel olarak yüzeye çıktığı yeni etkileşimlerin ve neden-sonuç ilişkilerinin yuvası olduğunu fark edersek; Spinoza’nın, özgür iradenin zihnin bir yanılsaması olduğu görüşüne ulaşmış oluruz. Seçenekler arasında karar verebiliyor olma kapasitemiz, bu gerçeği değiştirmez.

Peki negatif bir önerme gibi duyulan özgür irade yanılsaması, neden bilakis insancıl ve pozitif bir kavramdır? Çünkü; özgürlük, eylem ve düşüncelerimizi etkileyen “şey”leri fark ettiğimizde başlar. Sürecin doğasındaki zorunluluk sarmalını yukarıdan ve kapsayıcı bir bilinçle algılayamasak da kendi bireysel varoluş ve eylem çemberimizdeki belirlenim düzenini anlamaya odaklanabiliriz. Nitekim, nedenler ve bizdeki sonuçları arasındaki ilişkiyi kabul ettiğimizde, nedenlerin zihnimizin üzerindeki baskısı ve dürtüsellik azalır. Doğanın/tözün bünyesinde sürekli devam eden ve bizi de kapsayan etkilenimlerin farkına vardığımızda, yanılsamadan bağımsızlaşırız. Beden ve bilinç ekseninde; eylem ve düşüncelerimizin kökeninde yatanları, zorunluluğun bilgisini, berrak bir algıyla görmeye açık olmak bizi özgür kılar. Bu deterministik özgürlük tabiri; semavi dinlerdeki amaçsallığın, aşkıncı görüşün tersine hedefli zihni, geleceği ve geçmişi göz önünde bulundurmaz. Özgür ve farkında insan; bir erek çerçevesinde eylem ve düşüncelerini tayin eden değil, şimdi ve burada olanla ilgilenen, kendisinin ve dünyanın kavrayışına doğallıkla erişendir. Bu içkinlik bizi tam da kendi bilincimizin farkında, “mindful” ve anın gerekirciliğine uyumlu varlıklar hâline getirir. Özgür iradenin bir yanılsama olduğunu farkındalıkla ve bilinçle keşfetmek, varoluşumuzun doğasındaki nedensellikle birlikte akabilmek bizi uyanık tutar; çünkü bu akış her daim “şu an”dadır.

 

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  • Spinoza, Benedictus (Baruch). Ethica. Alfa Yayıncılık, 2014
  • Akarsu, Bedia. Çağdaş Felsefe Akımları. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1979.
  • Balanuye, Çetin. Naturans, Yeni Bir Ontolojiye Doğru. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2020.
  • Yalom, Irvin D. Spinoza Problemi. İstanbul: Pegasus Yayıncılık, 2019.
  • Fromm, Erich. Olma Sanatı-Oto-Analiz, Öz-Farkındalık ve Meditasyon Üzerine. Say Yayınları, 2017
  • Damasio, Antonio. Spinoza'yı Ararken. ODTÜ Yayınevi, 2018

 

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top