"Stresli zamanlar, büyümenin işareti olan zamanlardır. " der Abraham J. Twerski.

Bu sözü her duyduğumda ıstakoz hikâyesini anımsarım. Bilmeyenler için kısa bir özet geçeyim;

“Istakozlar, yumuşak ve pelte kıvamında bir vücuda sahiptirler. Bu halleri ile kırılması oldukça zor olan ve hiç genişlemeyen kabuklarının içinde yaşarlar. Vücutları büyür ama kabukları aynı kalır, vücutlarıyla beraber büyümez ve zamanla kabukları dar gelmeye başlar, içinde sıkışıp kendilerini baskı altında ve rahatsız hissederler. O duruma geldiklerinde, bir kayanın altına geçip hem avcılardan saklanıp hem de mevcut kabuğundan sıyrılıp kendine yeni bir kabuk üretirler. Ve bu döngü büyümeye devam ettikleri sürece böyle ilerler.”

Istakozun büyümesini sağlayan güç kendini rahatsız, sıkışık hissetmesiyle başlar. Zaten kabuğunu kırmak söylemi de buradan gelir ya.  

Hem, hep öyle değil midir zaten?

Bizi en çok harekete geçiren şey itici güçtür.

Göçlerin oluşmasının ana etkeni göç edilen yerin çekiciliğinden ziyade göç ettiği yerin iticiliğidir. Bu her zaman böyle olmuştur. Sıkılmaktan patlamak diye bir deyim vardır ya. Onu deyim olarak değil de gerçek manasıyla düşündüğümüzde fevkalade bir anlam çıkıyor. Sıkılmaktan patlamak. Bu büyük bir değişim, bir hayli büyük… Aynı evrendeki büyük patlama gibi, aynı yumurta kabuğunu kıran civciv gibi, aynı doğum sırasındaki son ıkınma gibi, aynı yağmurdan önceki gök gürültüsü gibi ve aynı bir süpernovanın patlaması gibi. Bu patlama bizi yepyeni bir hayata götürecek. Yeni bir doğumumuz olacak bu patlama.

Ne derler bilirsiniz, insan üç kere doğarmış; ilki annesinden, ikincisi tercihlerinden, üçüncüsü hatalarından.

Yeniden doğumumuza…

Kalbimle kucaklıyorum.

 

SİTEDE ARA

Go to top