Pratiğim bitmiş deniz kıyısında savasanada yatıyorum, kulağımdaki dalga seslerine ve beni bir yorgan gibi saran güneşin ısısına odaklanıyorum, kendime olan biteni hissetmek için izin veriyorum,  yattığım yerden kendimi ve dünyayı dinliyorum.

Hiç kalkmak istemiyorum ama kalkmam gerek, gözlerimi açtığımda karşımda bulduğum uçsuz bucaksız masmavi gökyüzünün içinde kaybolabilirmişim gibi geliyor, içimdeki kız çocuğu bulutları bir şeylere benzetmeye uğraşırken, ben onların üzerimden geçmesini seyrediyorum. Yattığım yerde dünyanın sonsuz gücünü, bu güç karşısında kendi ufaklığımı ve acizliğimi bir kez daha anlayıveriyorum.

Ne garip değil mi? Ölmeye doğduğundan adın gibi emin olduğun dünyada, kendini çoğu zaman sonsuzmuş gibi hissetmen, zaman sonsuz, dünya sonsuz birçok şey sonsuz ama sen sonlu bir varlıksın. Belki ilerleyen yaşım bunları daha çok düşünmeme sebep oluyor ama sık sık kendi varlığımın geçiciliğini ve bir gün hiç yaşamamış, bu dünyaya hiç gelmemiş gibi olacağımı düşünüyorum. Bunları düşünmek hüzün verse de aslında beni hayat karşısında bir köşeye çekilip kalmamak, bu dünyaya  katkıda bulunmak için çabalıyor olmak beni motive ediyor. Biliyorum yaş almanın, beyazlayan saçlarla, yüzünde her gün artan kırışıklarla herhangi bir ilgisi yok, eğer sen içindeki yaşamaya dair tutkunu kaybedersen, kendi ellerinle kendini yaşlı kategorisinin içine yerleştiriyorsun.

Bence büyümenin insana kattığı artıların tadını çıkaracağın zamanda kendini ve hayatını bir köşeye fırlatıp atmak, benden geçti etiketini üzerine yapıştırmak kadar saçma bir şey yok. Tamam, zamanı durdurmak, yavaşlatmak üzerindeki etkilerini yok etmek mümkün değil ama sen kendini hayatın içinde aktif tuttukça bu etkileri azaltmak her zaman mümkün. Eskiden büyükler konuşurken çok sık duyduğum, üstelik her duyduğumda, çok utanarak yazıyorum, içimden kıs kıs güldüğüm bir cümle var "bugünkü aklım, on sekiz yaşım’’ şimdi düşündüğümde fark ediyorum aslında anlatılmak istenen tecrübe ederek hayatı öğrenmek.

Hayat tecrübelerden oluşuyormuş ve onlar senin bakış açını, hatta hayatı algılama şeklini değiştiriyormuş. Değişirken fark ediyorsun, direnmeyip, kendini akışın içine bıraktıkça, ilerleyen yaşına rağmen başka türlü bir dünyanın mümkün olduğunu, vazgeçmedikçe hiçbir şeyin yoluna engel olamadığını görüyorsun. Hayatın bana iyi davrandığını düşünenlerdenim, hiç kimse benim, kendime çizdiğim yolları kesmeye, peşinden gittiğim düşlerime son vermeye, bir yerlerde sabit kalmaya zorlamadı. Hatta daha çok destek gördüm, en imkânsız hayallerimi bile gerçekleştirmek için beni sırtımdan ittiren insanların varlığı beni her zaman cesaretlendirdi. Cesaretle giriştiğim her işte ara sıra tökezlesem de edindiğim tecrübeler,  yoluma çıkan engelleri kolayca aşabilmem için bana rehberlik ediyor.

Tecrübelerin, rehberin olduğunda hata yapma olasılığın azalırken, başarı olasılığın artıyor. Başarmak derken en yükseklere çıkmayı, en iyi olmayı değil, yaptığın işi layığı ile yerine getirebilmeyi kastediyorum. Zaten önemli olanda bu değil mi? Yaptığın şeyi ne kadar iyi yaptığından çok, disiplinle, elinden geldiği kadarını yapmaya ne kadar gayret gösterdiğinin önemi var. O yüzden büyüyen yaşıma rağmen hala bir şeyleri merak edebiliyor olmam benim için yeterli oluyor. Merak ettikçe, hevesle yeni şeyler öğrenmeye gayret ediyorum,  fiziksel olarak ne kadar büyürsem büyüyeyim, içimdeki çocuk hep daha çok öğrenmenin peşinde. Ve biliyorum ki ben hayatıma sahibim ve sahip olduğum bu sonlu yaşamı son saniyesine kadar aynı hevesle yaşamaya çalışacağımı biliyorum. Kim ne derse desin, içimde hevesle koşturan çocuktan vazgeçmeye, kendimi bir kenarda bırakmaya hiç niyetim yok.

Büyüyen yaşımın bana en büyük hediyesi bana rehberlik eden tecrübelerim ve hayata daha geniş bir pencereden bakabilmeyi başarmak oldu. Kendi zamanını vaktinden önce durdurma, kendini bir köşede unutma, dal hayatın içine, yaşına falan takılma, hayat akıp giderken sende içindeki hevesli çocuğun elinden tut, onu takip et. Hareket halinde ve sağlıkla kalın.
Namaste.

SİTEDE ARA

Go to top