“En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız.”
diyor Nazım Hikmet.

Ama sen Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’nde söylediği “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”  sözünde takılı kaldın değil mi?

Zihnen, eskiden yaşanmış olduğun ve bir türlü çözemediğin olaylardasın hala değil mi? Tekrar aynı şeyleri yaşamamak, kötü hissetmemek için de saklandın, kendi hayatının enkazının altına… Evet, yıllarca kendi hayatının enkazında saklandın ve kafana dökülmeye başladığında fark ettin bunu.

Biliyorum.

Fakat acı çekmemek için saklandığın yer acının ana kaynağı. Ne yapıp ne edip oradan çıkmak zorundasın; kendin için buna mecbursun. Çünkü bir enkazda korunamazsın, elbet bir gün altında kalırsın. Gerçekten korunaklı bir yere gitmelisin. Kendi hayatının enkazından uzakta, yeni ve gerçekten korunaklı bir yere.

Hadi artık! Zaman geldi.

Enkazı kabul edip yıkıntının içinden çıkmalı, üstünü başını silkeleyip farklı bir yere gitmelisin. Ve artık kabul et, olacak olan her şey oldu ve bitti. Yapacak bir şey yok. Artık kabul etme zamanı ve hatta kabul edip dans etme zamanı.

Ne diyor Mevlana Celaleddin Rumi:

"Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım."

Kalbimle kucaklıyorum.

SİTEDE ARA

Go to top