Himalaya geleneğindeki pek çok değerli ustadan bizim için yeri ayrı olan Swami Rama’nın konuşmalarından bir bölümü paylaşmak istiyorum:

- Bugüne kadar bildiğiniz her ne varsa, başkalarından öğrendiniz. Upanishad’lar “direkt bilgiyi edinin” derken, gerçekten böyle yapıyor musunuz? Şu an olduğunuz kişi, babalarınızın, annelerinizin, arkadaşlarınızın, akrabalarınız, toplumunuzun, okullarınızın, üniversitelerinizin, kocalarınızın, karılarınızın söylediği şeyler. Kocanız “iyisin” dediğinde bu hoşunuza gider; eğer birisi “kötüsün” derse üzülürsünüz. Ama bu, siz değilsiniz. Bu şekilde, yaşamanıza izin verilmez. Birisi çok iyi olduğunuzu söylediğinde bu kibirle kabarırsınız. Birisi “kötüsün” dediğinde ise büzüşürsünüz. Günlük yaşamda Buddha’nın yüce öğretilerini hep hatırlayın. Eğer hayatta ayaklarınızın üstünde durmak istiyorsanız, yaşamın tadını çıkarmak istiyorsanız, bunu öğrenin.

Bir keresinde Buddha, günlük rutinini sırasında, öğrencisi Ananda ile dilenmeye çıkmış. O günlerde, bugün hala varlığını sürdüren küçük bir kasaba olan Rajgir’deki bütün ev sahipleri rahatsızmış. Çünkü etrafta çok fazla swami ve feragat etmiş insan varmış ama çok az ev sahibi kalmış. Birbiri ardına ev sahiplerine gelip sadaka dilenirlermiş. Bu küçük kasabada, bu kadar büyük bir kalabalığın ihtiyaçlarını karşılamak zormuş. Buddha, öğrencisi ile bir kapıya gelerek “Ana, bana yiyecek bir şeyler ver” demiş. Kadın bu durumdan çok rahatsız olmuş. Çok az yemek varmış ve swamilerin ardı arkası kesilmiyormuş. “Sabahtan akşama kadar bu işe yaramazlara sadaka verip duruyorum. Bunlar topluma, ülkeye, hatta kendilerine bile yük. Akın akın geliyorlar, gidiyorlar. Üstelik de hiçbir mükafatı yok. Bize bir teselli mükafatı olmalı. Çocuk, önündekinden bir miktar alarak Buddha’nın çanağına koymuş. Buddha gülümseyerek kasesini geri çekmiş, durumdan memnunmuş. Peki kim rahatsız olmuş? Ananda, Buddha’nın öğrencisi. Neden? Çünkü aydınlanmış olan, efendisi Buddha’ya yapılan bu hakareti tolere edememiş ve demiş ki: “Seni öldürürüm kadın!” Buddha: “Böyle söyleme Ananda” demiş. “Birisi ‘sen kötü bir insansın’ dediğinde neden kabul ediyorsun ki? Çünkü zayıfsın. Herkesin sana verdiği her şeyi kabul etmek gibi bir alışkanlığın var. Sen bir dilencisin. Ben senin bir ‘Efendi’ olmanı istiyorum. Sen bir Efendi’nin takipçisisin, sen Lord Buddha’nın öğrencisisin; bir dilencinin öğrencisi değilsin. Diğerlerinin söylediği hiçbir şeyi kabul etme.”

Öyleyse kendinizi nasıl bileceksiniz? Bunu kendi kendinize yapmalısınız… Bunu kavramayı öğrenin.- [1]

 

Swami Rama’nın kendi yorumunu da katarak anlattığı bu hikayeye; ben de yaşadığımız coğrafyadan, Mevlânâ’dan bir alıntı ile devam etmek isterim:

“Zavallı insan, kendisini hakkıyla tanıyamadı, bilemedi. Fazîlet makâmından geldi, lâkin noksan âlemine düştü.
İnsan kendini ucuza sattı. Atlastı, kendini bir hırkaya yamadı gitti.
Yüz binlerce yılan ve dağ insanın hayranı iken, o niçin yılanın -mal ve mülkün- hayranı ve dostu oldu?
İnsan bir dağa benzer. Böyle sağlam iken insan nasıl aldanır, fitneye düşer de yılan gibi mal ve mülke hayran olur?[2]

Ve bir başka yerde de şöyle demiştir:

“Sen değerinle ve düşüncenle iki âleme bedelsin. Ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun. Kendini ucuza satma, çünkü değerin yüksektir.”[3]

Mevlânâ’ya göre her bir insanın değerini belirleyen kıstas, insana verilen ilahî emanete vefa göstermedeki başarısıdır. [4]

Yani bu yolculuğa yorulmadan, yılmadan devam etmeli insan. Özüne ne kadar vefa gösterir, ona yaklaşırsa, değerinin o kadar farkına varır. Bâyezid-i Bistâmî’nin dediği gibi “Hakikat aramakla bulunmaz, lâkin bulanlar hep arayanlardır.”

İnsanın kendini arama, değerini keşfetme yolculuğunda, yolda karşılaştığı pek çok yoldaş ve çok sayıda zorlukta, bize ışık tutan rehberlerin bu öğretilerinin gönlümüze ulaşması, halimize yansıması dileğiyle…

 

Kaynaklar:

[1] https://www.himalayaninstitute.org/wisdom-library/know-lesson-buddha/
[2] Mesnevî, c. III, s. 80, b. 1000
[3] Fîh, ss. 24-25
[4] https://semazen.net/mevlanaya-gore-insanin-degeri/

 

 

 

SİTEDE ARA

Go to top