Hayatın en başında hep bir beklenti içinde oluyor insan, onca yıldan sonra şimdi  beklerken hayatı kaçırmışız gibi gelmesi çokta tuhaf gelmiyor.

Sonra bu beklentiler ve telaş içinde yaşam sürerken, sen kendini o fidan yaşlarından bir ağaç haline gelmiş buluveriyorsun ama bir taraftan büyürken olgunlaşmış, bilgeleşmişsin. Bu bir uyanış gibi geliyor, kaçan zamana inat, önündeki zamanı kaçırmadan yaşamak için çabalıyor olmak bile bugünün için bir şeyler yapmak demek.

Bu çabalama hali ve yeni bir şeyler öğrenmeye gayret etme hali sanki beni bugünün içinde, yaşamın farkında olarak tutuyormuş gibi geliyor. İnişleri, çıkışları ve uçurumları ile hayatın yolları bence her daim yürünmeye değer. Hiç bir şey öyle kolay değil ve bazen ümitsizlik verici şekilde zor ama buna rağmen olumsuzluk girdabına kapılmamaya gayret ediyorum. Evet, hayat bazen hiç beklemediğin bir anda seni  uçuruma itiveriyor ve sen çakılıyorsun.

Çakıldığın yerde herkesi, her şeyi suçlayarak kalmak mümkün tabi ki, ama biliyorsun ki  bu suçlama halinin sana her hangi bir faydası yok ve yine biliyorsun ki oradan ancak sen istersen çıkabilirsin. Çabaladıkça güçleniyorsun, bu öyle fiziksel bir güç değil, buna  daha çok dayanma, mücadele etme ve sonuçta kendi hayatına istediğin yönü verebilmeyi başarma gücü diyebiliriz. İnsan olmak zor, bazen her şey üstüne üstüne gelirken kaçıp saklanmak istiyorsun, bazen üstüne üstüne gelenlerin, üzerine yürüyorsun, bazen kaçıp saklanıyorsun,  bazen de başka bir pencereden bakmayı deniyorsun.

Seçimlerin, tercihlerin ve zamanla heybene doldurduğun tecrübelerinle yürüyorsun, seni en çok sen yapan bunlar ve biriktirdikçe gelen değişimi ta içinde hissediyorsun. Bugünlerde kendi hayatımda hiç gelmeyeceğini düşündüğüm bir yerdeyim, çocuklarımın asla büyüyeceklerini düşünmemiştim mesela (sanki büyümeden kalan varmış gibi) ama şimdi herkes kendi yolunda yürüyor. Ve ben bir ev dolusu erkekle başa çıkabilmeyi başarmış bir kadın olarak, sadece benim olan zamanların keyfini sürüyorum. Sanırım kendimi meşgul tutmayı başarmamış olsam bu kadar işsiz güçsüzlükte bir boşluğa düşmem kaçınılmazdı, kendine ayıracak zamanı olmayan insandan, önünde kendine ait zamanları olan birine dönüşebileceğimi hayal bile edemezdim. Kocaman bir alan açıldı önümde o alanı kendi iyiliğime hizmet eden alışkanlıklarla doldurmaya özen gösteriyorum. Elimden geldiğince, dilim döndüğünce yazmaya çalışıyorum, yazı o kadar kalıcı bir şey ki yıllar öncesinden sana uzanan kelimelerin, yıllar sonra başkasına uzanabilir, gülümsetebilir ya da hüzünlendirebilir.

Yaşın kemale erince, sana fazla gelen, yük olan her şeyi bırakmayı öğrenmek o kadar güzel ki,  pişman olmadan her şeyi, insanlar dahil bırakıveriyorsun. Bu çok hafifletici bir deneyim herkese tavsiye ederim, kalanların sana ömrünün sonuna kadar yeteceğini düşünüyorsun. Geçen gün bir terapi öğrencim "Telefon rehberimden yaklaşık bin kişiyi sildim, bunu yapınca kendimi çok iyi hissettim, rehberimde kalanlar bana yeter.’’ dedi. Öğrencimle konuşunca çoğu zaman sadeleşmenin evdeki eşyaları azaltmakla ilgili olduğunu düşündüğümü fark ettim, aslında sadeleşmek eşyadan çok seni yoran insanların hayatından çıkarabiliyor olmakmış. Hayatın sağlamasını yapıyorum, yeni alışkanlıklarım, yeni bir işim (yoga eğitmenliği bir iş ama ben o kadar severek yapıyorum ki iş gibi gelmiyor) uzun uzadıya bir yapılacaklar listem var. Kendi hayatımdan çıkardığım her şeyi ve herkesi yolun bir yerinde bırakırken hiç pişmanlık duymadım. Çünkü bu hayat benim hediyem ve ben onu alıp kabul etmişim, son gününe kadar en iyi şekilde yaşamaya karar vermişim. Çünkü kendi hayatınız hakkındaki kararları başkasına bıraktığınızda o sizin değil kararları alanın hayatı oluyor, buna izin verme ve sen kendi hediyene sahip çık.

Sevgide kalın. Hoşça kalın.
Namaste

SİTEDE ARA

Go to top