Birlik kavramı, Bhagavad Gita'nın temel bir öğretisidir. Ancak farklılıklarımızı görmezden gelmek de etik değil, hatta zararlıdır.

İnsanların dini ve manevi uygulamalarını öğrenmekten daha çok zevk aldığım çok az şey var ve Gita'dan daha fazla tartışmaktan zevk aldığım birkaç kitap var. Bir yoga öğretmeni ve bir bilim adamı olarak benim için önemli bir kitap çünkü çağdaş yogiler için en önemli soru olarak gördüğüm soruyu soruyor: Birliğe adanmış bir hayat yaşamak ne demektir?  

Gita, birlik kavramını düşünmek için yararlı bir kitaptır. Gita'da Krishna, büyük savaşçı Arjuna'ya “en yüksek sırrı”, yani bir kişinin ruhunun (atman) evrensel ruhun (brahman) enkarnasyonu olduğunu öğretir . Bu, insanların Tanrı'dan ayrı olmadığı anlamına gelir. İlahi olan her yerde ve her şeydedir.

Gita'nın çağdaş küresel yoganın kutsal kitaplarından biri haline gelmesinin önemli tarihsel ve sosyo-kültürel nedenleri vardır. Gita'nın cazibesinin anahtarı ise insanların ilahi olduğu doktrininde bulunabilir, hayatlarımızı özel ve kutsal gösterebilecek güçlendirici bir doktrin. Aynı zamanda bizi birliğe işaret eder.

Krishna, Arjuna'ya çeşitliliğin ve farklılığın maya, bir yanılsama olduğunu söyler. İnsanlar farklı görünür, ama gerçekte değildir. Herkes temelde aynıdır, çünkü herkes ilahi olanın bir enkarnasyonudur. Eğer tanrı her şeydeyse, o zaman hepsi birdir. Krishna, Arjuna'ya dünyanın çeşitlilikle dans ediyor gibi görünse de, gerçekte tüm insanların ve tüm canlıların bir olduğunu öğretir.

Çağdaş küresel yogada, bu öğreti kalbin “Birlik” müjdesi oldu.

Birliğe inanmanın çekiciliği olduğuna şüphe yok. Psikolojik olarak, kendimiz ve yoga pratiğimiz hakkında iyi hissetmemize yardımcı oluyor. Fakat bilim insanlar arasında genetik farklılıkların olduğunu tespit etmiştir, Ve ilkel düzeyde tüm yaşamın yıldız tozu, yağmur ve topraktan oluştuğunu anlatır. İşin özüne gelince, birliğe inanmak basit ve kolay görünür.

Birlik ve aynılık

Politik olarak, bir bölünmeler dünyasında yaşıyoruz ve bu nedenle ortak noktalarımızı hatırlamak güven verici. Farklılıklarımıza rağmen, tüm insanlar acı çeker ve tüm insanlar bu acıdan kurtulmayı ister. Farklılıklarımıza rağmen, tüm insanlar güçlü, esnek ve sınırsız neşe, güzellik ve merak yeteneğine sahiptir. Ancak bir inancın gerçek ölçüsü, yaptığımız eylemlerde yatar. Birlik hakkında sorabileceğimiz en önemli soru, hayatımızı nasıl yaşadığımızı nasıl şekillendirdiğidir. Birliğe adanmış bir hayat yaşamanın birçok yolu vardır.

Birçok yogi için birlik aynılık anlamına gelir. Ancak, birlik aynılık anlamına geliyorsa, kültürümüzde süregelen çeşitlilik, kapsayıcılık ve sosyal adalet hakkında zorlu konuşma türlerine girmeye gerek yoktur. Bu tür konuşmalardan güvenle uzaklaşabiliriz çünkü bunlar maya olan, gerçek olmayan yanıltıcı konulara değinir. Ve bu da bir hata olabilir.

Birlik ahlakı 

Bütün birlik felsefeleri, birliğin aynılığa eşit olduğu varsayımını yapmaz. Örneğin, şair Walt Whitman Gita'yı okudu ve çalıştı ve o, Krishna gibi, her birimizin Tanrı'nın bir enkarnasyonu olduğuna inanıyordu. Ortak kutsallığımızda, aynı zamanda birçok dilin ve birçok inancın küresel bir projesi olan ortak yaşam projesinde birleştik. Birlik deneyimlerimiz çeşitlidir, yaşam öykülerimiz, kültürlerimiz ve dillerimiz tarafından şartlandırılmıştır. Bu farklılıklar yanılsama değildir. Onlar gerçek. Whitman için birlik aynılık değildir. Biz biriz ama aynı zamanda farklıyız.

Ne yazık ki dünyamız, bazı yaşamları diğerlerinden daha değerli gösteren hiyerarşiler ve yasalar üzerine kurulmuştur. Mutluluğu kovalamak veya ortak yaşamımıza katkıda bulunmak için herkese aynı fırsatlar tanınmaz. Birçoğu, ten rengi, cinsiyeti, doğdukları yer, cinselliği veya dini inançları nedeniyle aktif olarak dışlanmakta ve acı çektirilmektedir.

Bu tür bir adaletsizlik fazlasıyla gerçektir ve acı ve şiddete yol açar. Birliğe olan inancımız bizi onu görmezden gelmeye ya da onun bir yanılsama olduğu, onu görmediğimiz ya da farklılıkların önemli olmadığı konusunda ısrar ederek onu ruhsal olarak atlatmaya yönlendiriyorsa, o zaman ıstırabın yaratılmasında suç ortağı oluruz. 

Uygulamanın potansiyeli

Yoga pratiğimizin nihai amacı, kendimiz ve tüm canlılar için dünyadaki acı miktarını azaltarak neşe, mutluluk ve esenliği teşvik etmektir. Yoga, paylaşılan bir şifa uygulamasıdır. Yoga, kendimizi alevler içinde bir dünyada yaşamanın zorluklarını karşılamaya nasıl hazırladığımızdır.

Küresel yoganın tam potansiyeline ulaşması için, birbirimizden, özellikle de birbirimizin farklılıklarından öğrenme şansından uzaklaşmamalıyız. Hayatımızda ve yoga pratiklerimizde birliği nasıl somutlaştırdığımız hakkında daha derin düşünmeli ve daha açık konuşmalıyız. Dünyanın sorunlarına çözüm bulmak için gereken eylemden uzaklaşmak için birliği bir bahane olarak kullanmak, hiç kimseye, hatta yüz çeviren kişiye bile hizmet etmez.

Birliğe inanmak basit ve kolay görünebilir, ama öyle değil. Hepimizin bu işte birlikte olduğumuzu ve herhangi birimizin gelişmesi için kolektif bilgeliğimizin her bir parçasına ihtiyacımız olduğunu anladığımızda, o zaman birlik, hayatımızı nasıl yaşadığımıza dair hem kendi içimizde hem de dışımızda büyük değişiklikler yapmamızı talep eder. 

Yoga, sürekli gelişen eski bir uygulamadır. Çağdaş yogilerin, pratiğimizin temelini oluşturan fikirleri değerlendirme ve tartışma fırsatından uzaklaşmamaları hayati önem taşımaktadır. Bu fikirleri tek başına düşünerek ve birlikte değerlendirerek, temel inançlarımızın bize hizmet edip etmediğini veya bizi engelleyip engellemediğini belirleyebiliriz.

Sonuç olarak birliği herkes için eşit, daha kapsayıcı, daha çeşitli bir topluluk inşa etmek için etik ve politik bir meydan okuma olarak anlamamız gerekiyor. Belki o zaman dünyayı iyileştirecek yeni ittifaklar kurmaya başlayabiliriz.

Yazan   : Jeremy David Engels
Çeviren : Adya Ahu Kaya
Kaynak. : https://www.yogajournal.com/yoga-101/philosophy/oneness-yoga/




SİTEDE ARA

Go to top