Her şeyin öğrencisi olmak, hayatta bir pozisyon almaktır. “Bilmiyorum” demektir. Bilmediğini bilmek, kabul etmek ve yolda olmaktır…

Hep öğrenci olmak bilgeliktir. İyi öğrenci öğrenme aşkıyla yanar. Hayat sadece öğrenmeye açık olana öğretir. Hayat en bilge öğretmendir. Bir Şaman öğretisi şöyle der; “Ders, sen öğrenene kadar tekrar eder.” Hiç “Neden benim başıma hep aynı şeyler geliyor?” dediğiniz oldu mu? İşte bu yüzden. Öğrenmediğiniz için. Hayatın alfabesi olaylardır. Hayat olaylarla konuşur. Hayata “Ben bu olay veya durumdan ne öğrenebilirim?” diye yaklaşırsanız ne olur biliyor musunuz? Öğrenir, gelişir ve kendi ideal versiyonunuza daha çabuk ulaşırsınız. Bu, hem sizin hem de dünya için faydalıdır.

Benim yakın zamanda hayattan öğrendiğim bir şey; Sınırlarımızı biz çizeriz. Hiç kimseyi “sınırlarımı aşıyor” diye suçlamayın. Herkes sizin sınırlarınızı, siz izin verdiğiniz ölçüde işgal edebilir.

Hayata bir öğretmenmiş gibi yaklaştığımızda büyüleyici bir boyutla karşılaşırız. Makro veya mikro, toplumsal veya bireysel, olagelen her olay veya durum bize yeni bir şey öğretir. Toplumsal veya bireysel olarak, kötü tecrübelerle yüzleşmediğimizi görebiliriz mesela. Aslında dönüp de kendimize hiç bakmadığımızı fark edebiliriz. “Ben böyle mi yaşıyormuşum?”, “Biz iki yüzlü bir toplummuşuz.” dediğimizde boyut değiştirmişizdir. Bilincimiz yükselmiştir. İşte o zaman sandığımız kişi olmadığımızı, hep bildiğimizi zannettiğimizi, zamanı boşa harcamış olduğumuzu ve daha birçok şeyi fark ederiz.

Herkesin ihtiyacı olan bilgi farklıdır aslında. Kimisinin kendi alanında teknik bilgiye ihtiyacı vardır. Kimisinin kendini dinlemeye. Kimisi bildiklerini uygulayamıyordur, sorgulamaya ve düşünmeyi öğrenmelidir. Kimisinin sarsılıp şaşırmaya ihtiyacı vardır; hayatı alt üst olmalıdır ki, yeniye kucak açabilsin. Çoğu zaman bir şeyler yıkılmadan yeni bir şey inşa edemezsiniz. Bilincimiz, bildiğimizi sandığımız şeyler veya ruhumuz için de geçerlidir bu. İnançlarımız beton duvarlar olmamalı, kendimizle ve hayatla ilgili yargılarımız değişebilir olmalı. Ağır değil, hafif olmalıyız… Neden mi?

  1. Sağlıklı kararlar alabilmek için.
  2. Tekamül edebilmek için.
  3. Gelişmek için.
  4. Daha az pişman olmak için.
  5. Kendimizi gerçekleştirmek için.

Dünya değişiyor. Küçük hayatlarımız da. Buna bağlı olarak büyük fikirler bile geçersizleşebiliyor. Büyük düşünürlerin, yazarların hayatlarını okumayı severim. İlgimi çeken bir ortak nokta olmuştur hep. Kendilerinden çok öteye, bir zamanlar savundukları şeyden tam ters bir noktaya, zaman zaman tam ters köşeye geçiş yapmışlar. Kendilerini yanlışlayabilmişler hatta kendilerine hep dışarıdan bakıp bu konu üzerine bile yazmaya devam etmişler.

“Kendi üzerinde çalışmak” diyorum ben buna. En çok bunu çalışıyorum ben; kendime hep “Tanrısal” bir gözle bakabilmeyi... Hep yukarıdan, hep mesafeli çünkü insan kendine bulunduğu seviyeden baktığında görecekleri sınırlı. Oysa “Tanrısal” seviye her şeyi görmeye muktedir. Kendini bilmenin başka yolu yok.

Hepinize hayatın öğrencisi olduğunuz bir ömür dilerim, dostlar…

Sevgiyle,    



SİTEDE ARA

Go to top