Hayatın koşturmacası içinde sanırım kendini kaybetmeyen az sayıda şanslı insan vardır. Zamanın ve kendinin farkında olan yaşadığı anın içinde kalmayı başarabilen ve hayatını bu bilinçle sürdüren insanlara hep özenmişimdir.

Kendimi kaybettiğim onca yıldan sonra kırklı yaşlarda az da olsa hayatın ne kadar kıymetli olduğunu, beklentiler ve planlar içinde yok olup gitmemesi gerektiğini öğrenmeyi başardım. Aslında en büyük yanılgımız zamanımızın sonsuz olduğunu düşünmekmiş, evet belki zaman sonsuz ama unuttuğumuz nokta bizim sonlu olduğumuz. Hiç sona ermeyen bir yarışın içinde yaşarken arkanda bıraktığın herkes, her şey geçen zamanın ve geçmişin bir parçası oluveriyor. Bir gün gelip büyüdüğünü ve o arada varsa eğer çocuklarını büyüttüğünü, tanıdığın birçok insanı sonsuzluğa uğurladığını fark ettiğinde bu farkında olmama halinin, hayatı kaçırmak demek olduğunu anlıyorsun.

Geçen geçmiş, giden gitmiştir ama sen artık önüne bakmayı ve yaşadığın zamanda kalmayı zorda olsa öğrenmişsindir, üstelik geçen her şey için yas tutmanın faydası da yok. Geç kalmak diye de bir şey yok, hayatı nerede yakaladıysan oradan devam etmeyi başarabiliyorsan eğer gerçekten şanlısın. Çok şükür bir ara bende hayatı yakaladım, geçip gidenler benden çok fazla şey götürmüş olsa da elimde kalanlar bana farkında olarak devam etmek için güç veriyor. Üzülmenin, vah vah etmenin bir manası yok, geçmişe takılmayı bırakıp, yolda kalmaya odaklanmak ve her sabah sevinçle hayata yeniden başlamayı öğrenmek gerek. Çünkü artık biliyorsun uyandığın her gün hayatının yeni bir gününe doğuşun demek, o yüzden kalkabildiğim kadar erken kalkıp kendimi hayatın akışı içine bırakıyorum. Farkında olmadan geçen onca yıldan sonra artık zamanımı kaybetmemeye kararlıyım. Bu açıdan baktığında zamanın ne kadar kıymetli olduğunu kendini olduramadıkların, belki de hiç olduramayacakların için üzmenin manasızlığını anlayıveriyorsun. Zamanın sınırsız olmasa da çok değerli bunu bilerek yaşarken yaşamaktan keyif alıyorsun, güne gülümseyerek başlamayı öğreniyorsun.

Sana iyi gelecek şeylerin peşine düşüyorsun, işe sevdiğin şeyleri yapmak ya da öğrenmekle başlıyorsun, bazen hobi olarak başladıkların işin haline geliyor. Kendinle baş başa kalmayı öğren, sanırım bu salgın döneminde en çok tecrübe ettiğimiz şey kendinle zaman geçirmeyi öğrenmek oldu. Başkalarının yargılarının ve eleştirilerinin bir önemi yok çünkü yaşamın sadece sana ait canın neyi nasıl yapmak istiyorsa öyle yap,  yalın ayak yürü, kışın soğuğunda denize gir, yapamazsın dedikleri her şeyi en az bir kez olsun mutlaka dene. Kendini başkalarına göre değerlendirme, içindeki çocukla barış o sana rehber olacaktır. İçindeki çocuğun rehberliği ile kendinle bağlantını tekrar kuracaksın. Yaşının kaç olduğunun, geçen upuzun yılların hiç önemi yok sen şu anda varsın o anın tadını çıkarmaya sevmeye, gülmeye, sarılmaya zaman ayır hatta en çok kendine sarıl. En çok kendi hayatını yaşa, başkalarınınkini değil, bırak onlar da kendi hayatlarını yaşasınlar ki herkes özgür kalsın.

Benim hayata, en çokta kendime karşı farkındalığım yoga ile başladı, yoga sanki dünyaya ve kendime baktığım pencerelerdeki kirleri temizledi. Görüşüm ve algım berraklaştığında zamanla aramdaki uyumu  yakalamak ve özellikle düşünceler geçmişe ve geleceğe seyahate çıktığında kolayca geriye dönebilmek mümkün oldu. Aslında yoga benim için gerçekten neyin önemli olduğunu fark etmem için bana alan açtı. O alanın içinde hala öğrenmeye çalışıyorum ve biliyorum ki eğer istersen öğrenilemeyecek şey yok. Hele de öğrendiklerin seni değiştirip, dönüştürüyor ve neye ihtiyacın olduğunu hatırlatıyorsa.

Farkında olun hayatın, zamanın ve hep farkındalıkla kalın.
Hoşça kalın. Namaste.

SİTEDE ARA

Go to top