“Kal
bimle aklım arasında kaldım, peki hangisini dinlemeliyim?”

Hepimiz hayatımızda bir kere de olsa bu ikilemi yaşamış, bu soruyu sormuşuzdur. Rasyonel düşünce hep akıldan yanadır ve önemli kararları verirken kalbin sesine aldanılmaması gerektiğini öngörür.

Beynin günlük yaşamdaki tüm eylemleri tanımlayabildiğini söyler. Ama verilmesi gereken öyle kararlar vardır ki  akıl da neymiş at çöpe gitsin dedirtir. Peki kazanan kim olur kalbini dinleyenler mi yoksa beynini mi? Ya da bu seçimin bir kazananı var mıdır ki?

Araştırmalara göre kalp cenin halindeyken gelişen ilk organdır ve diğer tüm organlardan daha fazla elektromanyetik alanlar üretebildiği ortaya çıkmıştır. Yani buna göre kalbin görevi sadece kan pompalamak değildir, gerçeklik algısının yaratılmasında büyük bir rol oynar.

Hayat ile ilgili kritik kararlar alırken analitik olmak tavsiye edilse de son araştırmalar bunun her durumda faydalı olmadığını ispatlar. Mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmenin ana yolu kalpten geçer ve aynı zamanda hayatı kolaylaştırır. Kalbinin sesini dinleyip hayatına devam edenlerin kendilerini, sadece mantığıyla yaşayanlara göre çok daha rahat hissettikleri görülmüştür.

Gelişmiş toplumlarda yaşayan biz insanlar yiyecek, maddiyat, barınma yani tabiri caizse “normal yaşam” kıstaslarına ulaşmamızda bir sorun yoksa, mutlu mesut bir yaşam sürdüğümüze inanırız. Aslında bu yaşayan milyarlarca insanın yegane yaşama amacıdır. Bu düşünce tarzı, çok genç yaştan itibaren bilinçaltımıza kazınır. Rahat ve iyi bir yaşam sürmek çoğumuz için birincil önceliktir.

Fakat birçok durumda, arzu edilen bir yaşam sürmek, aslında kalbimizi tam olarak dinlemediğimiz anlamına gelir. Kalp ve akıl arasında seçim yapmak özgürlük ve rahatlık arasında seçim yapmak gibidir. Çünkü ne yazık ki, özgürlük ve rahatlık her zaman bir arada değildir ve biz çoğu zaman ikincisini tercih ederiz.

“Kalbinin bugün hissettiğini, aklın ancak yarın anlayacak.” -Anonim

Kalbiniz özgürdür ve gerçek bağımsızlığımızın bulunduğu yer orasıdır. Yalnızca kalbimiz ne istediğimizi ve neyi arzu ettiğimizi en iyi şekilde bilir. Söyledikleri bazen hoşumuza gitmeyecek olsa da, her zaman için kalbimizi dinleyecek ve anlayacak cesaretimiz olmalıdır.

Joe Dispenza’ya göre kalbin de bir zekası vardır ve bilgeliği, sezgileri, rehberliği sembolize ederek yaşamın merkezi, insan bilgeliğinin kaynağıdır. Çünkü tüm organlar arasında sadece kalbin bir zekası vardır ve kalpteki yüksek duygular bizi sevgi, şefkat, şükran, sevinç, birlik ve kabulleniş bilincine bağlar.

“Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye

Ne zaman yıkılıp gidecek bu güzelim kubbe

Aklın yollarıyla ölçüp biçemezsin bunu sen

Mantıkların, kıyasların sökmez senin bu işte” -Ömer Hayyam

Kalp her zaman özgürdür, ne istediğini hep bilir. Fakat maalesef, toplum ve hayat şartları her zaman için kurduğumuz hayaller ve arzu ettiğimiz yaşamlar çerçevesinde dönmez. Bu süreçte kalbimizi görmezden gelip geri plana atar, sistemin bize dayattıklarına sürekli boyun eğersek zamanla iç sesimizi, isteklerimizi dinlemeyi unuturuz. Ve eğer kalbimizi dinlemezsek, asla özgür olamayız. Kalbimizi dinlemediğimiz sürece mutluluk hep ulaşılması çok güç bir evre olarak kalıp yarım kalmış hayaller ve amaçlar ile dolu bir hayat yaşamak zorunda kalırız. Kendimizi de özgür hissetmek adına onu dinlemeliyiz. Kendimizi kalbimize kapatıp sorumluluklarımızın bizi kör etmesine ve sadece aklımıza odaklanıp kalbimizin sesini duyamayacak kadar bizi yanlış yollara sokmasına izin vermemeliyiz. Mantık da önemlidir ama, duyguların, hayallerin ve hislerin tariff edilemez etkisi var; her zaman ihtiyaçlarımızı, özlemlerimizi, arzularımızı ve hayallerimizi aklımızın bir köşesinde canlı tutmak hayal ettiğimiz hayatı yaşamanın yegane yolu.

“Aklın ile dinleyip, kalbinle konuşmalısın.” – Marguerit Yourcenar

*Yaşamda başımıza gelen durumlarda, özellikle de zorlayıcı olanlarında bir gizem vardır ve bunu görebilmemiz için kalbimizi açmaya hevesli olmalıyız. Kalp bilincin mekanıdır ve sezgiler için ayna görevi görür. Kalbi açmak sancılıdır fakat cesaretle onun katmanlarına inebildikçe ipuçlarını, gizemleri, gerçeklik sırlarını görebiliriz. Hiçbir duygu hali tesadüf değildir ve nihayetinde tüm arayışlar bizi kalbimizle buluşturur, yaşam hikayemizin nedeni budur. Bu kalbin yoludur ve o yolda olacakları görebilmek için kalbe izin vermek gerekir, izin vermek… Kalbin yolunda olmak sezgiler ve deneyimle gerçek özümüzü bulma halidir ve evrenseldir.  Sufilerin “Hal” dediği o kelimelerin ve somut tasvirlerin ötesinde bir tecrübedir. Sufiler bu sezgi yoluyla bilme halini “özü kendi kalbine kazıma” olarak betimlerler. Basit ve dolaysız bir biliş hali… Ve bu deneyim herhangi bir zihinsel süreçten çok daha etkilidir. Kalp yolculuğu başı ve sonu olmayan bir yolculuktur.

“Yapmaya değecek tek yolculuk, içimize yaptığımız yolculuktur; o özgün çağrıya kulak vermeli, yüreğimizin götürdüğü yere gitmeliyiz.” -Susanna Tamaro

Kendimizi kaybolmuş gibi hissettiğimiz anlarda eğer onu gerçekten dinleyebilirsek, kalbimiz neye ihtiyacımız olduğunu bilecektir. Tek yapmamız gereken sakin bir şekilde onu dinlemektir. Onun bize ne söyleyeceğini dinlemekten korkmadan sadece durmalı ve dinlemeliyiz. Anlatacak o kadar çok şeyi vardır ki kalbimizin…

“Çünkü sevdim ve ben kalbiyle yaşayanlar zümresindenim.” –Nazan Bekiroğlu

 

*Gülenay Pema’nın Kalbin Yolu Öğretisi kitabından derlenmiştir.




SİTEDE ARA

Go to top