Koşturmayı seven bir yanım var, bir çok işi aynı anda yapan. Hızlı aceleci. Bir de durmak isteyen bir yanım, dinlenmeyi, kendi ile kalmayı sessizliği seven.

Eğer insanın çocukları varsa bu dinlenmeyi seven yan ile çok da hemhal olmak mümkün olmuyor ve insan hayatının bir yerinde yeni yollar yeni haller keşfederek uyum sağlıyor hayata ya da sağladığını düşünüyor.

Tatil olmuş oh! diyorum evdeyim bugün. Uzat ayaklarını boş ver herkes bakar başının çaresine, dinlen kendinle kal. İçimden bunlar geçerken, hop telefon çalıyor. Eyvah diyorum. Hava da kötü kesin bişey oldu. 

Arayan kızım;

- Anne dizim çok ağrıyor bir de çok mutsuzum keşke burada olsaydın sarılırdık şimdi.

Cevap veriyorum şöyle yap böyle yap. Yanındayım unutma. Hava kötü olabilir ama bu bir döngü, vesaire. Biliyorum kötü havalarda hep mutsuz olduğunu...

Kapattığımda yaşadığım endişe. Şimdi niye böyle oldu ki? Düştü mü? Kaç gündür vardı bu ağrı? Neden bu kadar mutsuz? Neden fark etmedim? Endişe, kaygı, şefkat bütün duygular bir arada. Oysa kendi bedenimde bir yer ağrıdığında ya da canım çok yandığında, çok mutsuz olduğumda nasıl erteliyorum, nasıl da yok sayıyorum çoğu zaman.

Sevdiklerimize bir şey olduğunda acaba yeteri kadar ilgilenemedim mi hissi neden olur? 

Dün oturdum bunları düşündüm ve bu duygumu geçersiz kılacak pek çok bakış açısı yaratmaya çalıştım kendime. "Neden fark etmedim?" endişesinden kurtulup kendimi nasıl rahatlatabilirim diye sorup durdum.

Her şeyi kontrol edemeyiz, her an sevdiğimiz herkesin yanında olamayız dozunda endişe bizi hayatta tutar. Şefkate gelince; şefkatli ebeveyn çocuğunun acısını görür dinler ama aynı zamanda sorumluluk almayı da öğretir. Bazen yalnız kalacağını, canının yanacağını, bazen bedensel bazen ruhsal yaralar alacağını da öğretir. Tüm bunları öğretmek için önce kendi ıstırabının farkına varmak gerekir. Kendinle empati kurmak sevgi dolu bir ilişkiye girmekle olur.

Sevdiğimiz kişilerin yaralarını sarmak için de önce kendimize şefkat göstermeliyiz ki sağlam duralım.

Bu satırları yazarken sözün sahibini hatırlamıyorum ama şöyle bir şey duymuştum "Dünya sevdiklerinizin başına yıkıldığında siz de onunla birlikte yıkılırsanız, elinizde iki harabeden başka hiçbir şey olmaz’’

Ne kadar da doğru.

O yüzden önce kendi travma izlerini acını, öfkeni, kaygını bypass et. Kendine gerçekten zaman ve alan açmayı öğren. Kendini dinle, önce kendine şefkatli ol. Kendine hassas olan bir kalp zaten yakını olmasa bile her acıya, her sıkıntıya duyarlı olacaktır unutma. Sen sevdiklerini iyileştirme arzusuyla hareket ederken aslında sen de onlardan bir parçasın fark et.

O yüzden kaygının, yardım etme isteğinin, şefkatin ard arda gelmesinde bir yanlış yok. Lakin sürekli empatide olmak, sürekli yardım edemiyorum, az mı ilgilendim hissi kalbi yorar. Hatırla...

Sevdiklerin üzgünken hastayken, şipşak geçirme çabasına girme. Onunla durmayı öğren. Bu öğrenme hali de sadece kendinle çalışmaktan geçer unutma. Sevdiklerin kırılıp dökülürken sana tutunsun istiyorsan, sağlam durmak zorundasın. Bu yüzden kendinle içsel çalışmalar yapmak, kendine şefkat göstermek sana  güç kazandırır. Zira içsel çalışmanın kabı şefkattir. Belki de mesele sadece kendini feda ederek, kendini kurtarıcı rolüne sokarak sevdiklerinin yanında olmak değil de, acısının yanında, şefkatli durmaktır. Ne dersin?

Dilerim ki; sevdiklerimize nazik olduğumuz kadar kendimize de nazik olalım.
Dilerim ki; olanı olduğu haliyle sevelim.
Dilerim ki; Sevdiklerimizin her kötü anında yanlarında olacak gücümüz olsun.
Ve yine dilerim ki; olamadığımızda kendimize affedici olalım.

Sevgiyle kal,


SİTEDE ARA

Go to top