Kendimizi bilmeye başladığımız ilk zamanlardan bu yana bizlere, kendimize şefkat göstermeyi, gözetmeyi ve kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeyi öğretmediler. Bizden beklentilerini hep yüksek tuttular oysa biz sıradan insan evlatlarıydık, öyle süper güçlerimiz falan yoktu.

O yüzden biz kendi kendimize üçüncü tekil şahıs bile olamadık, dış kapının dış mandalıydık, çok nadir bile olsa kendimiz için bir şey yapmaya kalksak bencillik ettiğimiz söylendi. O zamanlar maalesef ki bunun bencillik değil, öz şefkat olduğundan bir haber olduğumuzdan çoğunlukla kendimizi suçlu hissettik. Her zaman öncelik diğerlerinde olmalıydı.

Bizim toplumumuzun arızası bu sanırım, kendinden önce başkalarını düşünmek onlar için, onların belirleyeceği kurallarla yaşamayı baştan kabul ediyor olmak, böyle yaşamayı reddettiğinde bir sürü farklı şekillerde etiketleniyorsun. İşin asıl tuhaf olanı bunun normal olduğunu hiç itiraz etmeden rıza gösteriyorsun, sanki bu genlerine kodlanmış, karşı çıkmak aklından bile geçmiyor. Çok az insan itiraz ya da isyan ediyor diğerlerimiz bu kurallar bahçesinde kaderlerine boyun eğmiş olarak yaşayıp gidiyoruz. İçinde yaşadığımız toplum ne diyorsa o, her kurala hiç itirazsız uyuyoruz ama çok nadir taktir ediliyoruz, genelde eleştiriliyoruz.

Acaba hayatın içinde kendimizden çok başkaları için yaşarken o hayat, bizim hayatımız demek doğru olur mu?

Ya da kendini hayatının merkezine oturtmadığında o hayat senindir diyebilir miyiz? Kırklı yaşlardan sonra kafamda beliren bu ve benzeri deli sorular, kendimizle ne alıp veremediğimiz var  anlayabilirsek eğer soruna bir çözüm bulabilir miyiz diye düşünüyorum. Aslında sorun değer diye bize öğretilenler, bizden öncekiler öyle görmüşler, öyle öğrettiler, başkaları için kendinden vazgeçmek faziletli bir şeymiş gibi önümüze koydular ve bunu almamız için de ısrarcı oldular. Tabi ki bir gün maymun gözünü açtı bunun fazilet değil bildiğin hiç alınmaması  gereken bir yük olduğunu gördü, insan kendini öncelemeden, kendi isteklerini karşılamadan, kendine anlayış göstermeyi öğrenmeden başkaları için bunları görev bilinciyle yaptığında bu o insan için büyük bir yük oluyor.

Yıllarca böyle yaşadım arada minik boş vermişlik anları olsa da hayat hep diğerlerini daha çok önceleyerek geçti. Bazı öncelikli görevler tabi ki bu zorunlulukların dışında çünkü bazı yükler var ki o yükü almaya gönüllü olarak yola çıktığını en başından biliyorsun, o yüzden doğurduklarının bakımı senin için yükten çok gönüllü olduğun bir hayat tarzı ama tabi bu da bir yere kadar sonsuza kadar sürmemesi gerekiyor. Büyüttüklerin, kendi ayaklarının üzerinden durmayı başarıp, kendi yollarına çıktıklarında, ilk başlarda sadece kendi yüklerini sırtlanmalılar ki ayakta kalıp kendileri için bir yol çizebilsinler.

Çünkü artık yeni nesil önceliğin kendinde olması gerektiğinin çok iyi  farkında, kimse için kendilerinden vazgeçmiyorlar en doğrusunu yapıyorlar. Canım kendim hayat öyle sıkı sıkıya tutunacağın, başkaları için kendinden vazgeçmeyi göze alabileceğin kadar uzun değil, çok geç olmadan kendini ve ne istediğini fark etmen şart ve sana güzel bir haber geç kalmak diye bir şey yok. Yaşın kaç olursa olsun önemli değil, sen yüzünü kendine döndüğünde ve sırf kendi iyiliğine hizmet için bir şeyler yaptığında önüne bir sürü seçenek çıkıyor sana uyanı al ve devam et.

Kim ne derse desin ya da içinde ki dırdırcı sürekli eleştirilerde bulunsun sen onu ve diğerlerini duymamayı seç kendi içini dinle, içinden geleni yapmakta özgür olduğunu bil. Evet, bazen bunu yapmak konfor alanından çıkmak, karşı durmak çoğu zaman çeşitli etiketlerle etiketlenmek demek ama olsun bunu yapacak cesareti bulmuşsun ya bence sen her şeye ve herkese karşı durabilirsin. Ne dersin? Çok geç olmadan kendin için yaşamayı seçebilir misin? İlk önce kendinize gülümsemekle başlamayı deneyin, sonrası içinizden ne geliyorsa o olsun.

Hoşça kalın. Öz şefkatle kalın. Namaste

 

SİTEDE ARA

Go to top