“Sevgi”lilik:

İki prananın kavuşumu,

İki atmanın tüm evreni ve evrensel ruhu (brahmanı) imgeleyen birlikteliği...

İçkinin, aşkına dönüşmesi,

Bir’liğin bilgeliği,

Sonsuz bir keşif alanı,

Uhrevi, dünyevi ve spiritüel bir deneyim,

Riyazet dolu,

Hem didaktik hem lirik,

Kalbin mitosu (öğretisi),

Tensel ve tinsel,

Oldukça retorik… 

Birliktelik, sevgililik, evlilik; bir nihayetten öte her iki ruhun bütünlüğü tadabilmesi için bir’likte yürüdüğü, yürürken birbirlerini iteklediği, yeri geldimi adımlarının birbirine dolandığı, şekatli iletişim, keşif ve güven alanı dengesini tutturunca muhteşem bir deneyim iken, bu dengeler şaşınca yani söz gelimi ipin ucu kaçınca birlikten, benlik (ego) savaşına dönüşen kurumsal(özellikle evlilik) bir dinamiktir. 

Hayatta olmak bir ilişkinin içinde aktif oyuncu olmaktır, yaşamla teati içinde olmaktır. Tüm dinamikleri değiştiren, talep eden, gözeten, seyreden, dahil olan, hibe eden yeri geldi mi pes eden, güven inşa eden, sükut-u hayale uğratan, sevgiyi, çoşkuyu, aşkı gark eden, muhasara eden, tinsel ve cinseli içine alan, rasyonelize edilemeyen ideallere sığamayan adı “ilişki”olan bir sanat... 

Çok yönlü, çok boyutlu, herkes tarafından o kadar farklı algılanan ve yaşanan bir kavramki ilişki, evlilik, sevgililik hangisi olursa olsun farketmez :)  

Evliliği kendim idealize edecek olursam şunları söyleyebilirim; egoların savaşmadığı, büyük enerjinin küçüğü manipüle etmediği, erkli olanın naifi zapt etmediği, hiç bir şeye istinad etmeden, kimsenin bir diğerinden mesul olmadığı, alfasız sadece sevip, sevildiğini hissedeceğin bir kurum olmalı... 

Evlilik bir çeşit Kült’tür, tapınmadır. 

İlahiye yaklaşmak için bir basamaktır, her kültürde vardır, ister poligamik (çok eşli) ister monogamik (tek eşli) olsun. 

Kendi kalibrende bir eş seçimi yaparsan dünyanın en mutlu insanı olabilirsin çünkü kendinde olmayanı bulmuş, tamamlanmışsındır... Hiçbir şeyin hiçbir zaman kusursuz olamayacağı gibi kusursuz bir ilişki de yoktur, sınandığın bu yüzden hayıflandığın anlarda elbet olur ancak buda bir pratiktir ve bu pratikten ilişkiyi sağ çıkarmakta, olaylarla (olanlarla) baş etme bakış açınla ilgilidir.  

Sınandığın şeyin, karşı tarafın bir noksanı değil (elinle karşı tarafı işaret ettiğinde 1 parmağın onu gösterirken 3 tanesinin seni gösterdiğini unutma) kendi noksanın olduğunu ve bunun sana bir şeyler öğrettiğini bilir, kabul edersen kendi nazarında infaza sürüklediğin o kişiyi yani partnerini el üstünde tutmaya devam edebilirsin çünkü onun senin rehberin ve sana durmadan seninle ilgili bir şeyler farkettiren daimi bir yoldaş olduğunu idrak edersin bu sayede ilişkinize karşıt bir harekatta bulunmak yerine yapıcı olmayı seçebilirsin, olanları derinden anlamayı seçebilirsin... 

“Yargılandığın her şey senin öğretmenindir, öğrenirsen ilerlemeye devam edersi, öğrenemezsen yargılanmaya devam edersin” 

Tüm yargılar, yargı dağıtan kişiyle ilişkilidir, işaret ettiği kişiyle ilgili değil. O, kendi gözünün gördüğünü yargılıyor, aslen olanı değil... 

Partnerinin rehberliğine direnç göstermeden izin verirsen, içindeki evreni keşfedebilirsin. Kendini onda, kendinde onu keşfedebilirsin bu müthiş bir deneyim... Evlilik ve ilişki tam bir “YOGA” hali (hal diyorum çünkü spiritüelliğin ve içselleşmenin doruklarını tadabileceğin ultra dünyevi, zor gibi görünen ama kolay bir pratik) 

Partnerden sevgiyi dilenmemeliyiz ve ona bunun sorumluluğunu vermemeliyiz, zaten dengeli bir ilişkide bunlar söz konusu bile değildir. Her biri talep ettiği kadarını verir ardından karşılığını alır harika bir alma-verme dengesi :) son derece sessiz ama etkili. 

İsteklerinin karşılanması için önce sen o istekleri ne kadar ona hatırlatıyorsun bir bak mesela sevgiyi? Hiç sevgi vermeden sevilmekte, sevilmeyi beklemekte psikolojik bir rahatsızlığın belirtisi olsa gerek... Bu durum reelde olsa dahi sağlıklı da değil zaten. 

Sevgi’linde keşfedecek alanlar bırak, ona kendini ortaya koyabileceği anlar bırak ki sonrasında onda keşfedecek alanlar bulasın. Birbirinizin içine çok düştüğünüz, belirli zamanlarda ayrı pencerelerde kalmadığınızda bir ilişkide keşifsel bir nokta kalmaz ve monotonluğun getirdiği sıkıcı, heyecansız bir ilişki halini alır. 

Kendini değer vermeye değer kıl...

Kendine yenilikler getirdikçe, göreceksin ki ilişkin yenilenmiş ve canlanmış olacak!

Nitekim katılaşmış bir bedeni farklı pozisyonlara sokarak açan bir asana pratiğinden sonraki hissettiğimiz enerji artışı ve iyilik hali gibi ilişkimizdede farklılıklar bize canlılık katar. 

Ayrıca kendine değer veren kişi başkasından gelen sevgiyede değerede ihtiyaç duymaz.

Egosunu tatmin edecek dışsal bir desteğe ihtiyacı yoktur o sadece partneriyle sevgiyi paylaşır, paylaşarak çoğaltır. 

Sevgili’lik bir araçtır, en güzel araç çünkü sevgi evrendeki en güçlü varoluştur bu bağlamda amaç gördüğün her şeyin bir araç olduğunu bilince dört dörtlük bir hayatında olsa hiç bir zaman başı göğe ermiyor:) KİBİR (en arıza gölge yanlardan biri) ortadan kalkıyor... Geriye sadece saf sevgi kalıyor ve herkes/her şey senin sevgi’lin oluyor. 

Kalbimden, kalbine,
Sevgi’lerimle,

Namaste

 

 

Betina:)

SİTEDE ARA

Go to top