Yakın bir zamanda, tasarım dünyasının metodolojilerinden biri olan “tasarım odaklı düşünme” kavramını yaşamımıza nasıl uygulayabileceğimiz üzerine bir TEDX konuşması izledim. İlgilenenler videoya şuradan erişebilirler: 5 steps to designing the life you want | Bill Burnett | TEDxStanford (https://www.youtube.com/watch?v=SemHh0n19LA)

Hepimizin, özellikle de yaşamımızın daha erken yıllarında (otuzlar, kırklardan önce) nasıl bir yaşamımız olacağına dair hayalleri var. Bu hayaller elbette sadece gençlikte değil, ileriki yaşlarda da var. Ama ileri yaşlarda belki daha gerçekçi, daha hayal değil plan olarak kurgulanıyorlar. Konuşmada özetle, anlamlı ve tatminkar bir yaşam için aslında nasıl seçim yapabileceğimizden, daha doğrusu o seçimleri yaparken kullanabileceğimiz yöntem ve yaklaşımlardan bahsediliyor. Hayatımızı anlamlı yaşamak için şu üç nokta arasındaki bağlantıyı kurabilmemizin önemli olduğu vurgulanıyor: Kim olduğumuz, neye inandığımız ve ne yaptığımız.

Değerlerimiz çok erken yaşlarda oluşuyor. Alışkanlıklarımız değişebiliyor ama değerlerimizin değişmesi çok zor. O yüzden bizi biz yapan değerlerin ne olduğunu anlamamız, kendimizi daha iyi tanıyabilmemiz açısından önemli bir başlangıç. Çünkü onları değiştiremeyeceğiz. Videoda “yerçekimi problemi” diye bir şeyden bahsediliyor. Yerçekimi örneği, maruz kaldığımız ve/veya değiştiremeyeceğimiz şeyleri anlatmak için veriliyor. Bizim için yerçekimi problemi gibi olan şeyleri farketmemiz ve bunların varlığını kabul etmemiz, sağlam bir başlangıç - bizi olduğumuz kişiye biraz daha yaklaştırabilecek bir yolun başlangıcı. Yoga ve meditasyon, bu yoldaki araçlarımız. Daha "iyi" bir insan olmak için değil, kim olduğumuzu görebilmek için yararlanabileceğimiz araç ve teknikler. Michelangelo’ya o heykelleri nasıl yaptığını sorduklarında, “Heykeller zaten taşın içinde, ben sadece fazlalıkları alıyorum” demesi gibi, dikkatimizi ve özenimizi kendimize yoğunlaştırarak, fazlalıkların altındaki esere erişmemiz mümkün.

Bildiğimiz, duyduğumuz, uyguladığımız veya inandığımız öğretilerin çoğu; değişimin - sanılanın aksine - dışarıdaki şeyleri değiştirmekle değil, kişinin kendisinin dönüşmesiyle ilgili olduğuna dikkat çekiyor. Dışarıda bir şeyi değiştirmek isteyenin, önce kendisinde bu değişimi yaratması gerektiğini vurguluyor. Hatta başka türlüsünün de mümkün olmadığını… Bu çok heyecan verici bir düşünce değil elbette. Çünkü çokça dikkat, sabır ve emek isteyen bir şey kişinin kendini dönüştürmesi. En başta da inanç...

Peki bazı şeyleri de değiştiremeyeceğiz dedik. Bu iki yaklaşım biraz çelişkili duruyor gibi ilk bakışta, değil mi? Öyleyse kendimizi nasıl dönüştüreceğiz? Kendimiz dediğimiz şeye dikkatlice bakabilmek, gözlemlemek, moda tabirle “farkındalık” ile yaklaşabilmek, dönüşümün başlangıcı aslında. Çünkü sadece farkında olduğumuz şeyleri farklı yapabilme şansına sahip oluruz. Eğer yaptığımız şeyin farkında değilsek, onu nasıl farklı yapabiliriz ki? Otomatiğe bağlanmış bir davranış kalıbı, bilincimize pek de ihtiyaç duymadan kendini tekrarlama gücüne sahiptir. Zihnin, araç kullanırken işimize yarayan bu özelliği; başka bir çok konuda bize çok faydasız hatta zararlı bir güç olabilir.

Gözlerimiz hep dışarıya odaklı. Nazmi Gür ustamın da dediği gibi, içeriye bakmıyor. Oysa kendimize dışarıdan bir gözlemci gibi bakabilmeye başladığımızda, tekrarlayan kalıpları, farkında olmadan otomatik yaptığımız ve düşündüğümüz şeyleri fark edebilme şansımız doğuyor. Günde on dakika olsun sessizce meditasyona oturduğumuzda, duyularımızı içeri yönlendirdiğimizde, zihnimizin deli bir maymun gibi daldan dala sıçrayışını yargılamadan izlediğimizde, kendimizle ilişkimiz farklılaşmaya başlıyor. Kendimiz sandığımız şeyle olduğumuz şey arasındaki muazzam uçurumu görmek çok çarpıcı bir deneyim, belki de dönüştürme gücü buradan geliyor.

Yani aslında değişmek değil mesele, dönüşmek. Üstelik başka bir şeye veya kişiye de değil, aslında en baştan beri orada durana, yani özüne…

Hep çok severek okuduğum, Doğu mistisizmine de oldukça meraklı bir bilim adamı olan Carl Gustav Jung’un bir sözüyle bitirecek olursam:

“Kimse ışığı hayal ederek aydınlanmaz. İnsanı aydınlatan karanlığı idrak etmektir.”


SİTEDE ARA

Go to top