Anlatılan bir efsaneye göre mitolojik çağlarda bütün insanlar tek bir yerde yaşarmış. “Unutuş Şehri” denilen bu yerde hiç gece olmazmış. Şehir ismini tam ortasından geçen “unutuş nehri”’den alıyormuş.

Yeryüzündeki bütün sular ondan gelir ve ona geri dönermiş. Bütün su parçaları ondan ayrıldıktan sonra ona dayanılmaz bir özlem duyarmış, ayrıldıklarında kendilerini hatırlar, onla birleştiklerinde ise onda kendilerini unuturlarmış. Her kim ki bu nehre girerse bambaşka insanlar olarak hayata dönermiş. Çünkü nehir insanların hem “kendi” oldukları hem de “kendilerini” yitirdikleri tek yermiş. Kim nehre girerse geçmişte yaşadıkları bütün acıları unutur ve nehir onlara istedikleri kaderi yaşamalarına izin verirmiş. Yalnız, nehre girmesi gereken kişinin vermesi gereken çok önemli bir karar varmış. O da nehre ne zaman gireceğiymiş. Çünkü nehir herkese bu hakkı sadece tek bir kez tanırmış.

Yüzyıllar içinde seçim zamanı ve boğulma konusunda kulaktan kulağa pek çok gizemli hikaye anlatılır olmuş. Ama en yaygın olanı şuymuş:

Nehire girmekten ve boğulmaktan korkmayan herkes, sonsuz bir hayata gözlerini açarmış. Çünkü aslında unutuş nehrine giren, kendisini unuturmuş ki kendisini hatırlayabilsin.

Boğulmaktan korkanlar ise insanlıklarından olur, sonsuzluğun sahte bir görünüşünü yaşarmış.

Tabii ki her hikaye de olduğu gibi inanlar ve inanmayanlar kadar hikayenin aslını merak eden birkaç kişi de varmış.

Bunlar içinde bulunan kendisinden çok emin Lethe isminde bir genç hiç kimseyle paylaşmadığı gerçeği keşfetme kararlılığı ile bir gün ansızın meraklı bakışlar altında nehre girivermiş. Onu bir daha gören olmamış. Şehir halkı onun da diğerleri gibi korktuğundan boğulduğunu düşünmüş…

Oysa Lethe nehire girer girmez sonsuz ışık demeti gözlerini kamaştırmış, suyun içerisinde nefes alabildiğini farketmiş ve o zaman nehir onu en derinine çekmiş.

Lethe birden kendini daha önce hiç görmediği bir yerde buluvermiş. Etrafına toplananlardan bazılarını tanımış, önceden boğulduğu düşünülen kişilermiş bunlar…

“Neden bu kadar geciktin ?” demiş içlerinden biri.

Lethe şaşırmış ve herhangi bir cevap verememiş.

Başka bir kişi devam etmiş:

“Biz gerçekten boğulmaktan korkmayanlarız, tam anlamıyla nehirde kendini unutmaya hazır olanlarız. ”

“Anlıyorum ama neden diğerlerinden bu saklanıyor? ”

“Kimseden bir şey saklandığı yok, sadece herkes kendisi bulmak zorunda, hepsi bu. Kimseye sahip olmadığı bir şey verilemez.”

Lethe’nin geldiği bu yeni yerde insanlar çok mutluymuş, kötülük ve çirkinlik orada adeta yok olmuş. Lethe hiç gecenin gelmediği yerde, diğerlerinin de bundan haberdar olması gerektiğini düşünüp durmuş. Ve suya tekrar girmiş, uyandığında kendisini unutuş şehrinde buluvermiş… Kendine geldiğinde, ona ne olduğunu sormuş:

Şehir halkından birisi onun boğulmak üzereyken kurtarıldığını söylemiş. Lethe bu cevap karşısında şaşırıp kalmış ve buna inanmak istememiş.

Hiç gece olmayan yerin olmadığını düşünmek onu çıldırtmış, artık hiç kimsenin ona inanmayacağını biliyormuş, gene de bazı kişilere anlatmış. Anlattığı kişiler onunla alay edip, çıldırdığını düşünmüşler. Şehir halkının da görüşüyle onu bir yere kapatmışlar, oradan ölünceye kadar hiç çıkartılmamış… O şehirde olup da ölen tek kişi oymuş!

Lethe “kendini” nehirde bırakmış, çıldırmıştır. Unutuş nehri ise Lethe’nin bu durumuna üzülür, onu tekrar gecenin olmadığı şehre de götüremeyeceğini bilmektedir. Ve onun ismini alarak onu ölümsüzleştirir, artık nehrin ismi Lethe olmuştur. Böylece unutuş ırmağında ölen tek kişi “kendini” unutuş ırmağında yeniden bulmuş ve ölümsüzlüğünü kazanmıştır.

Öykü böyle sonlanıyor ama öyküyü duyan bilge insanlardan biri kendi kendine şunu sormuş;

“Bunlar neden kendilerini hatırlamak değil de kendilerini unutmak istiyorlar? Neden ona özlem duyuyorlar? ”

Başka bir bilge insan da şunu merak etmiş:

“Nehir neden bazılarımızı boğuyor da, bazılarımıza ölümlüyken ölümsüzlüğü armağan ediyor? ”

Bilgenin ölümüyken ölümsüz olmaktan kastettiği, insanların nehre her girişlerinde geçmişte yaşadığı acıları unutmaları ve yalnızca güzellikleri hatırlamalarıymış. Nehir bunlarla da kalmıyor, insanların istediği kaderi onlara bağışlıyormuş…

Öykü bitse de bu sorulara yanıt vermesek olmayacak gibi Allah muhafaza ya biz de unutursak…

Bağlam yaratmak için birkaç hatırlatma yapmama izin veriniz.

Hikayenin arka planında yer alan Eski Yunan mitolojisinde karanlık tanrısı Erebos ile gece tanrıçası Nyks’in ikiz oğullları vardır. Bunlardan biri uyku tanrısı olan Hypnos’dur. Ölüm tanrısı Thanatos ise ikiz kardeşidir.

Ve görüleceği üzere ölüm uykunun kardeşidir.

Tasvirlerde Hypnos sedirinde sere serpe uzanırken, çevresinde düşlerin yaratıcısı oğulları Phantasos, Morpheus ve  kabus tanrısı Phobeos yer alır. Evlerinin önünde peyzaj olarak haşhaş çiçekleri ve diğer yatıştırıcı otlar bulunur. Bunlar ailecek sessizliğin hakim olduğu, tek duyulan sesin Lethe çayının şırıldaması olan bir diyarda oturmaktadırlar.

Ve şimdi sıkı durun lütfen.
Öyle şırıldayarak sakin sakin akan Lethe çayının adı uyuşukluk, miskinlik anlamına gelen letarji sözcüğüne dönüşmüş…
Hypnos’un oğlu Phantasos düş ürünü anlamına gelen fantezi ve hayalet anlamına phantom kelimelerinin kökenini oluşturmuştur.
Bilmecenin parçalarına bakan çoğumuzun hemen tahmin edebileceği fobi kelimeside kabus tanrısı Phobeos’dan türemiştir.

Diğer kardeşleri Morpheus ise düşlerimizden sorumludur.

Homeros’un İlyada destanına göre Zeus’un bütün uyarılarına rağmen karısı Hera Truvalılara karşı Yunanlılara gizlice yardım edebilmek için Zeus’u uyutma konusunda Hypnos’tan yardım alır. Bunun karşılığında Hypnos’a dinlenme ve gevşemeden sorumlu kızı tanrıça Pasithea’yı verir.

Anlaşılacağı üzere Morpheus, Hypnos’un  Pasithea'dan doğan oğludur. Her ne kadar bize passiflora incarnata bitkisinden elde edildiğini öğretselerde meşhur yatıştırıcı şuruba passiflora adının verilmesinin nedenini kimse anlatmaz.

Felsefik anlamda Lethe, ruhun bedene girmezden evvel suyundan içerek idealar dünyasını unuttuğu mitolojik ırmak. Platonik bağlamda anamnesis kuramı Aletheia'ya ulaştıran yöntemdir.
An-a-mnesis. Mnesis bilindiği üzere bellek anlamına gelir, aminesis (amnesia) ise bellek yitimi. Anamnesis ise yeniden hatırlamak ama hakikati hatırlamaktır. Yani tıpkı Lethe gibi…

Şimdi sorulara cevap vermenin tam zamanı:

Hatırlarsanız bilgelerden biri;
“Bunlar neden kendilerini hatırlamak değil de kendilerini unutmak istiyorlar? Neden ona özlem duyuyorlar?” diye sormuştu.

Bu soruya şöyle yanıt verilebilir, su parçaları nehirden ayrıldıklarında kendilerini hatırlıyormuş ama zamanla bu hatırlama etkisini yitiriyormuş ve nehre geri dönüp kendilerini tamamen unutmak istiyorlarmış çünkü hatırlama etkisini yitirdikten sonra onları nehre karşı dayanılmaz bir özlem sararmış. Özlem ancak onunla bütünleşince son bulurmuş, nehre girdikleri anda kendilerini unuturlarmış ama nehre ilk girdiklerinde kendilerini hatırlamaları gerekirmiş ki “kendilerini” unutabilsinler…

Orası hem “kendi” oldukları hem de “kendilerini” yitirdikleri tek yermiş.

Diğer bilgenin;

“Nehir neden bazılarımızı boğuyor da, bazılarımıza ölümlüyken ölümsüzlüğü armağan ediyor? ” sorusuna ise şöyle bir cevap verilebilir.

Şehirdekiler ölümsüzlüğün yani tüm mutlulukların kendilerine; boğulmadıkları için, boğulmaktan korkmadıkları için verildiğini düşünürmüş, ama aslında durum tam tersiymiş. Öyle ki asıl korkanlar onlarmış ve gerçeklerden habersiz olarak sahte bir dünya içerisinde yaşamaktaymışlar. Boğulanlar ise gerçek hayata gözlerini açanlarmış aslında, gerçekten korkmayanlar ve kendi kaderlerini kendileri yaratmayı göze alanlarmış!

Ama en önemli noktayı unutmak bir yerde amnesia olmak gibi. Kimse amnesia olduğumuzu düşünsün istemeyiz değil mi?

O en önemli nokta şu:

“Gecenin hiç olmadığı yerde kendi kaderlerini kendileri yaratmayı seçenler yaşarmış ve onlar gerçekten de ölürmüş. Çünkü sonsuzluk sonluluk olmadan yaşanmazmış. Lethe nehrinin kenarında yaşayanlar ise kendilerini aslında olmayan kadere bıraktıkları için gerçek hayata hiç yaklaşamayanlarmış, onlar sonsuzluğu sonlu olmadan yaşamak isteyenlermiş ve korkmadıklarını söyledikleri halde kendilerinden en çok korkanlarmış…”

 

 

 

 

 

Go to top