Yama’lar, bireyin diğer varlıklarla ilişkisini düzenleyen beş dizginlemedir. Bunlar; ahimsa ya da şiddetsizlik, satya ya da dürüstlük, asteya ya da çalmama, brahmacharya ya da duyusal zevk düşkünlüğünden kaçınma ve aparigraha ya da sahiplenmemektir.

Ahimsa, kelime anlamıyla zarar vermeme ya da şiddetsizlik demektir. İnsanlar genelde şiddeti sadece fiziksel şiddet olarak düşünür ve medeni toplumlarda kişiler fiziksel şiddetin kaba hareketlerinden uzak durur. Lakin ahimsa, eylemde olduğu kadar düşünce ve sözde de şiddetsizliği kast eder. Sözde ya da eylemde şiddet, neredeyse her zaman şiddet dolu düşüncelerden sonra gerçekleşir. Şiddet düşüncelerinin, beden ve zihin üzerinde ciddi yankıları olur ve sırf bu nedenle bile olsa kaçınılmalıdır. Olumlu açıdan, itina ile geliştirilen ahimsa, tüm yaratılışa karşı kendiliğinden gerçekleşen ve her şeyi kapsayan bir sevgi ye sebep olur. Birey, tüm yaratılıştaki birliği görmeye başlar ve böylece öz-idrak amacına doğru ilerler.

Satya ya da dürüstlük, tüm toplumlarda etik kuralların temel bir parçasıdır. Birey kendisine ve diğerlerine karşı düşüncede, sözde ve eylemde dürüst olmalıdır. Çoğu kişinin bildiği gibi, bir yalan başka bir yalana götürür. Böylelikle aldatıcılık; korku dolu ve entrikacı bir zihne götüren, ikincil bir mahiyet halini alır. Denir ki eğer birisi hakikati hayatının merkez odağına koyarsa tüm ifadeleri gerçek olacaktır çünkü o yalandan acizdir.

Asteya ya da çalmama; zimmete geçirme, uygunsuz kullanma, suistimal ve rüşvetten kaçınmadır.  Diğerlerinin sahip oldukları hakkındaki arzu, güçlü bir arzudur. Bu arzu tarafından ele geçirilen zihin başka şeyler yapamaz ve düşünemez hale gelir. Bu tarz bir zihin tutumu, yetersizlik ve kıskançlık duyguları üzerine kuruludur, kandırılmış olma hissiyatı ve intikam için duyulan arzu... Şu düşünce kişiye dadanır:  “Bir başkası benim tam ve tatmin hissetmek için ihtiyaç duyduğum şeye sahip.”. Ama dışsal bir nesneyi çalmak, yetersizlik hissinden kurtulmaya yetmez. Bu nedenle kişi el altından sürekli almaya devam eder ama altta yatan duygular kalır. Asteya geliştirmek bu tarz davranışları dengeler. Bütünlük ve yeterlilik hissiyatı geliştirilmesine yardımcı olur ve bu tarz aşermelerin bağından özgürleşmeye götürür.

Brahmacharya, kelime anlamıyla Brahman’da yürümek demektir. Bu yamayı geliştiren kişi, doğal olarak, sadece Brahman’ın farkındadır. Böyle bir hal ancak zihin tüm duyusal arzulardan özgürse mümkündür. Tüm duyusal arzular içerisinde cinsellik en güçlü ve en yıkıcı olandır. Bu nedenle brahmacharya genellikle riyazet ve bekaret olarak tercüme edilir. Aslında ölçülülüğe işaret eder, bu perhiz ya da evlilikle olabilir. Cinsel fazlalık, bilincin daha derin katmanlarına ulaşmak için kullanılabilecek yaşam enerjisinin dağılmasına ve harcanmasına sebep olur.  Brahmacharya, tüm duyusal arzuların bastırılması olarak yorumlanmamalıdır. Bu tarz bir bastırma sadece hüsrana ve sapkın bir zihne sebebiyet verir.  Brahmacharya, tüm duyusal arzuları kontrol ve onlardan özgürlük demektir. Öz-idraktan gelen huzur, geçici tüm duyulsa zevklerden büyüktür. Amacı öz-idrak olan kişi, bu nedenle, duyusal arzuların yarattığı engelleri hiçbir bastırma uygulamadan aşmalıdır.

Aparigraha ya da sahiplenmeme, tüm maddesel mülkleri reddetme olarak yanlış anlaşılmıştır. Ama her dizginlemede olduğu gibi bu uygulama da dışsal bir uygulamadan ziyade içsel bir tutumdur. Bağımlı olmamayı veya sahip olunan mülklere bağımlı olmamayı içerir, dışsal olarak onları reddetmeyi değil. Bir dilenci kendi kasesine, bir kralın tüm hazinesine bağlı olmasından çok daha düşkün olabilir. Tehlike maddesel mala mülke sahip olmakta değil, ama onlara bağlanma ve daha fazlasını istemektedir.


(Yoga üzerine konuşmalar, Yoga üzerine pratik dersler) Swami Rama, 1976

SİTEDE ARA

Go to top