Meditatif öz farkındalık edindikçe; zamanla dışsal olandan bilincin içsel özdeşliğine doğru ilerleriz - önce bedenle özdeşleşiriz, sonra pranayla, sonra ard arda zihnin birçok katmanıyla ve son olarak tek başına saf bilinçle. Yogilerin dediği gibi: “Bilincin tümünü gördüğünde bedenin de buna dahildir.”
-Swami Rama

Evren, birçok frekansta titreşen enerjilerin dansıdır. Bu enerjiler tüm ölçülerin birimlerini oluşturur; atomlardan yıldızlara, bireysel ruhlardan kozmik varlıklara. Gelir ve gider, birleşir ve ayrılır, girdaplar oluşturur ve birbirleri içinde çözünürler. Işık okyanusları gibi değişen frekanslarda birbirlerine akar ve tekrar ayrılırlar; bu sayede güneşleri, galaksileri, uzayı, havayı, ateşi, sıvıları ve katıları oluştururlar. Ayrıca insan varlıklarının bedenleri haline gelirler; böylece bilinç denilen enerji gelir ve içine gömülür. 

Evrende akan bütün enerjiler içinde bilinç, diğer hepsinin ondan oluştuğu ve hepsinin tekrar onda birleştiği enerjidir. Kadim metinler “bilinçten aşağıya, katı dünyaya,” ifadesine bayılır çünkü bu, enerjinin tek matriksi -tantra- sıdır ve iç içe geçmiş sayısız mantriksi barındırır. İnsan varlığı da birbiriyle dans eden, frekansları katı kemiklerden en ince bilinç dalgalarına kadar değişkenlik gösteren böyle bir enerji matriksidir. Bu benlik matriksini anlayabilenler tüm evreni de anlayacaktır. 

Tek bir insanın benliğini inceleyin. İki insanın bilinç dalgaları birbirini severse sevgilerinin gücü, minyatür bir beden sundukları bir üçüncüyü davet eder. Üçüncü olan, beraberinde bir enerji matriksi getirir ve beden bu enerji sınırları içinde büyür. Fetüs, anneye göbekten bağlıdır; göbekten 72.000 nadi (enerji kanalı) benlik sistemine yayılır. Enerji deseni/biçimi simetrik bir şekilde düzenlendiği için beden de bu şekilde büyür. Örnek olarak saç diplerinin, enerji akışının simetrik yollarını nasıl takip ettiğine bakın. 

Bizler evrenin dans eden enerjilerinden ayrı değiliz. Biyosferle nasıl iletişimde olduğumuzu -vücut saatinin güneş, ay ve uydu zamanlarına tepkisini ve kanın okyanus gelgitlerine nasıl yanıt verdiğini- gözlemleyin. Her biri kendi ritmine karşılık veren bu sistemler bağımsız işliyor gibi görünse de desenleri/biçimleri, dansı her şey olan ve tek hâkim olan bilinç sisteminin içinde titreşen alt sistemlerdir. 

Her yerde mevcut olan bilinç enerjisi bize dokunduğunda canlı hale geliriz. Enerji yoğunlaşıp katılaştığında maddesel bedenimiz haline gelir – her hücresiyle. Her hücre, zihin enerjisi tarafından idare edilen ve prana adı verilen yaşamsal enerjiyle doludur. İçimizdeki “ben” saf bilinçtir. Beden aracını sahiplenir, yönetir ve zihne rehberlik eder. O en saf, en güzel titreşen enerjidir.

Yaşam Matriksi

Sonuç olarak, evrenin geri kalanı gibi biz de kompleks desenler/biçimler oluşturan kat kat enerjiden (veya ışıktan) oluşuruz. Daha ince katmanlar daha büyük şeylerin farkındadır ama bunun tam tersi geçerli değildir. Ayrıca, meditasyon ve öz-farkındalık yoluyla kendimizi bu enerji süreçlerine uyumlayabiliriz. Meditasyon uzmanları, bize deneyimsel bilgilerini sözel gelenek yoluyla iletirler, derler ki: Prananın kozmik okyanusunun tam içimizde aktığını aniden keşfetmekten daha büyük bir heyecan yoktur. Ve sonra bu dinamik titreme yayılır ve onun milyonlarca parıltısı, inanılmaz bir havai fişek gösterisi gibi içimizden geçen ve bizi canlandıran sonsuz enerji kanalı ağını aydınlatır. 

Farkındalığı, dünyevî frekanslarla sınırlı olanlar yalnızca fiziksel bedeni bilir. Daha ince frekanslara uyumlanarak öz-kimliklerini saflaştıranlar ise ölmeyen bir bilincin varlığını bilir. Bunu bilmek, ölümsüz olduğumuzu bilmektir. Ama evrensel bilincimizin ölümsüzlüğünü kavrayamadan önce çeşitli hiyerarşik enerji seviyelerinin arasındaki ve içindeki ilişkileri anlamak temeldir. Bu anlayış entelektüel bir işlem değildir. Bu, içsel farkındalığımızın, yaygın enerji biçimlerinin/desenlerinin sınırları arasında gezinmesine izin verme meselesidir; böylece tüm icraatlarını ve güç modlarını gerçekten algılayabiliriz.

Yogiler, farkındalıklarını bu içsel yolculuğa gönderirler ve bilinç haritalarına geri dönerler. Tüm enerjilerin birbiriyle farklı biçimlerde iletişimde olduğunu - daha yoğun ve daha ince enerjiler arasındaki ilişkinin birbirlerine bağlı olmalarından kaynaklandığını- keşfederler. Katı ve dünyevî olanlar, daha ince/süptil ve mental olanları hızlı bir şekilde etkiler ama uzun vadede, ince/süptil olanların efendi oldukları ortaya çıkar.

Beden ve prana arasındaki ilişkiye benzer şekilde yaklaşılabilir. Bozuk duruşlar prana yollarını tıkayabilir. Ama bu yollar, asana pratiği ile bir kez açıldığında prananın kendisi, organlara küçük dalgalar vermeye başlar ve beden kendiliğinden doğru poza girer.  Dahası, çoğu yoga uygulayıcısı, kundalini temelli pratiklerinin içsel sistemlerini doğal olarak temizlediğini bildirmiştir ki bu, prana matriksine tesir ederek bedeni etkiler.

Derin meditasyon yoluyla zihin, prananın gücünü yoğunlaştırmak için kullanılabilir. 

Prana ve mental enerjiler arasındaki ilişki farklı değildir. Pranamız düşük olduğunda geçici bir mental pusluluk hali deneyimleyebiliriz. Ama bilincin niyeti, zihni kesin bir aydınlanma ile doldurur ve artık prananın zihne uymaktan başka çaresi kalmaz. Böylece, derin meditasyon yoluyla zihin, prananın gücünü yoğunlaştırmak için kullanılabilir. Öz-farkındalık geliştiren biri, bedenin, prananın ve zihnin tüm içsel icraatlarını gözlemler ve bilinçli bir şekilde kontrol edebilir hale gelir. 

Devam edecek

Yazan    : Swami Rama
Çeviren : Dr. Manyavati Melis Altınay
Kaynak : https://www.gurudwaraashram.com/hakkimizda/spiritual-rehberlerimiz/swami-rama-dan/234-enerji-bilinc



SİTEDE ARA

Go to top