Birinci Bölüm

İkinci Bölüm
Kundalini bilinci, hem yaşam hem de farkındalık barındırır. Buna yaşam gücü (jiva-shakti) veya bilinç gücü (chit-shakti) denebilir. Bu iki ana gücünün ayrımı chakralar yoluyla gelir.

Enerjinin bir kısmına zihin denir. Diğer kısmı olan prana, kundaliniden yaşam enerjisini içine alır ve hücreleri, organları ve duyuları yenilemek için kullanır. Böylece kundalini bilincinin iki gücü, zihin ve pranaya geçer ve bunlar sayesinde bireyin tamamına nüfuz eder. Deneyimlediğimiz yaşam titreşimi ve farkındalık, bilinç gücünün tamamına kıyasla öyle ufaktır ki yogiler gerçek bilincin hepimizin içinde faaliyet göstermeden uyku halinde bulunduğunu söylerler.

Deneyimlediğimiz yaşam titreşimi, içimizde uyku halinde bulunan bilincin tam gücüne kıyasla çok ufaktır.

Bugüne kadar tamamlanmış veya yaratılmış insanlığın tümü, bireysel bir insan varlığından geçen her şey; evrensel bilincin küçük bir parçasından başka bir şey değildir. Ama çoğumuz bu küçücük titreşimin bile tamamını deneyimleyecek kapasitede değiliz çünkü düşük enerjiler, daha yüksek enerjileri içeremez veya ölçemez. Herhangi bir enerji sisteminde çok büyük voltajlar fazla yüklenmeye sebep olarak sigortaları attırır. Bu düşük seviyedeki enerjilerle (beden, duygular, vb.) öylesine güçlü özdeşleşmeler kurduk ki güç sistemimizi zayıflattık ve onu, büyük miktarlarda titreşim alamayacak hale getirdik. Bu yüzden kişisel bilincimizi saflaştırmalı ve yavaş yavaş daha yüksek seviyedeki enerjilere uyumlanmalıyız, ta ki yeteri kadar güç kazanıp bunu okurken bile içimize akmakta olan büyük nura uyanana kadar. Ama kundaliniyi saflık ve önlem -ve usta rehberliği-  olmaksızın deneyimleyenler, hem ruhsal hem bedensel olarak sadece hasara uğrarlar.

Sonuç olarak çakralarımızın kapıları sadece bilincin hafifçe nüfuz etmesine izin verecek kadar açıktır. Ama bu istasyonlardaki yoğun farkındalığımıza bakın: perinede ve genital bölgelerde duyular bazen kontrol edilemez gibi görünür; göbek deliği çevresinde doyumsuz açlık deneyimleriz; kalp bölgesinde hissedilen duygular binlerce psikiyatristi meşgul eder ve boğaz merkezimizden çıkan kelimelerin çoğu faydasızdır -ya da daha kötüsü. Alın ve beyin için de böyle; onlar şeytanın işidir. Bu merkezlerin her birinden akan enerji halihazırda fazla gibidir ve bu hareketlilikle ne yapacağımızı bilemeyiz. Bu fazla yüklenme hissi -şalterlerimizin atmak üzere olması- yaygın bir deneyimdir. Bu gerçekleşir çünkü daha düşük frekanslı enerjiler (bunlar sıradan fiziksel ve duyusal deneyimleri içerir), bilinçten içimize gelen gücün hepsini emme kapasitesine sahip değildir.

 

İçeriye Giden Yol

Yogiler farklı bir yolda ilerler -içeriye doğru olan bir yolda. Ve şimdi kapalı istasyonlarla açık istasyonlar arasındaki farka gelelim. Metinlere göre sıradan bir insan, açılmasını beklediği tıkalı çakralarla yaşar. İronik bir şekilde; bir çakranın açılmasıyla, o merkezle ilişkili olan dışarıya yönelik eylemler artar, bu bizi daha çekici ya da daha açık sözlü yapabilir. Ama bu dışa dönük eylem sadece en düşük frekanslardaki enerjiyi yaymaktadır. Oldukça saf haldeki içsel bilinçle hiç ilgisi yoktur.

Çeşitli psiko-fizyolojik istasyonlarda günlük olarak deneyimlediğimiz titreşimler, içerideki daha yüksek varlığın hatırlatıcısından başka bir şey değildir. Gemilere rehberlik eden deniz fenerleri gibidirler. Her titreşim, düşük seviyedeki enerji bilincimize şöyle der: “Bu tarafa gel; içeriye, en yüksek bilince doğru seyahat etmen için geçebileceğin kapı burada.” Eğer bu titreşimleri hatırlatıcılar olarak değerlendirirsek içsel bir müzik dinlemeye başlarız ve ilk olarak onları bir odak noktası olarak, ardından da içeriye yönelten bir ipucu olarak kullanabiliriz. Örneğin; ikinci çakradaki cinsel titreşimleri değerlendirelim. Sıradan bir insanı rahatsız eder çünkü içerisinden sızdığı enerji öylesine güçlüdür ki (bilincin tüm güçlerine kıyasla sonsuz küçüklükte olmasına rağmen) hiçbir cinsel aktivite tam doygunluk getirmez. Bununla birlikte yogiler, içsel kaynağın saf hatırlatıcıları olan titreşimleriyle bu merkezi sadece bilincin daha yüksek seviyedeki enerjisine açılan bir kapı olarak görürler. Yogiler dışarıya doğru akımı durdururlar ve buna çakranın açılması denir. O zaman tüm dışsal rahatsızlıklar diner. Düşük frekanslı enerji, yüksek frekansa dönüştürülür.

Dışarıya doğru akımı durdurduğumuzda -yani çakra açıldığında- tüm dışsal rahatsızlıklar diner.

Diğer bir deyişle, bir yogi ne zaman cinsel bir titreşim hissetse cevap verir, onu hatırlatıcı bir kutsama olarak değerlendirir ve saf bilince giden ipin ucu gibi kullanır. Yogi, akımın yönünü tersine çevirir. Kişisel bilincimizin, evrensel bilince doğru içeriye akışının coşkusuna kıyasla, dışarıya doğru olan cinsel akış gereksiz bir tahliyedir ve tüm o yoğun haz, suyu sıkılmış bir portakalın kabuğunu emmek gibidir. Benzer şekilde, boğaz merkezi açılmaya başladığında yogi sessizlik arar. Ağzından çıkan sözler öylesine güç barındırır ki kutsal bir metin olarak kaydedilebilir ve tüm dünyada binlerce yıl tekrarlanabilir. Tarihte, Buddha ve İsa tarafından söylenen sözler böyledir.

İnsanları, bilinci içeriye doğru akanlar (antar-vritti) ve bilinci dışarıya doğru akanlar (bahir-vritti) olarak ayırabiliriz. İlk kategorideki nadir insanlar, evrensel bağlantılarıyla farkındalık içinde yaşar ve yürürler. Evrensel enerjilerin sınırsız akışının titreşimlerini deneyimlemek için duyusal farkındalıklarını içeriye yönlendirmeye adanmışlardır. Hiçbir enerjilerini sadece insan olmak için kullanmaz; evrensel akış için kanallar olarak hizmet ederler. Dışsal olan hiçbir şeye ve hiç kimseye bağlı değildirler ama çoğu kişi bilgi ve şifa için onlara bağlıdır. İkinci kategoride olanlar, dışsal dünyadan duyuları aracılığıyla beyinlerine gelen her şeyden coşku elde ederler. Bu yüzden, bağımsız olduklarını düşünseler bile psikolojileri bağımlı bir insanınki gibidir.

Sadhana yoluyla, farkındalığın dışarıya doğru akışının nasıl tersine çevrilebileceğini öğrenmeliyiz ki bu sayede içsel enerjilerin girift dansı gerçek olabilsin. Ayrıca özdeşleşmelerimizi, düşük frekanslı enerjilerden yüksek olanlara dönüştürme azmi geliştirebileceğimizi anlamamız gerekiyor. Bilincin; mekan, zaman, nedensellik ve karma bağlarından özgürleşmesi budur. Ölümsüzlük budur.

 

SİTEDE ARA

Go to top