En büyük aydınlanmalarımı temizlik yaparken yaşıyorum. Hele ki yoğun bir çalışmadan, hayatım hakkında sorgulama yaptığım bir yerden geliyorsam  direk mutfağa. (Bu arada sorgula sorgula fark et, çark et bitmiyor bitmiyor :) Hayatı sorgula, yükleri bırak, fark et, sindir, dindir derken başka birşeye zaman kalmıyor bazen.

Sanki yaşam yoga stüdyolarında, inzivalarda, eğitim modülleri arası yeşilçay molalarda geçiyormuş gibi hissediyorum  (Bir de kocamın söylenmelerinden anlıyorum) 

Neyse aydınlandım mı mesela, eve geliyorum, başım önde hafif mahçup kendimle yüzleşmişim, hayatım gözümün önünden dizi gibi geçmiş, hemen başlıyorum. Ok madem bırakmaktan başlıyoruz, tutunmamaktan, hooop haydi önce giysi dolabı, kullanılmayanlar verilmek üzere kenara. Bu ayırma işlemi genelde türk pop müziği eşliğinde, ergen zamanlarımı ve şimdiki hayatımı karşılaştırmalı düşünmekte ve ara ara durup dinlenmekle geçiyor. Soran olduğunda da an’ı yaşıyorum, şu an bir duygum geldi biraz bu duygu ile kalmam lazım diyorum. Annem olsaydı, şu odayı topla da sonra kalırsın duygunla  derdi.

Bazı giysilere gelince mesela duruyorum. En sevdiklerim genç kızlık anılarından kalma, sarkmış depresyon hırkası modelinde olanlar. Onlar bana kendime göre gelişimimi hatırlatıyor sanırım ondan mı atamıyorum :)

Neyse sonra başlıyor ev eşyaları, 7000 tane battaniye, yatak örtüsü gibi gereksiz kullanılmayan eşyayı ayırmaya başlıyorum. Sonra da onları koyduğum çantaları. Yahu diyorum ne saçma, kullanmadığın bir sürü şey oldu, bir de onları barındırmak için dolaplar al, insan kendi mekanını ne kadar daraltıyor. Bu sadece ev ile ilgili değil, yaşamın her alanında öyle yapmıyor muyuz? Katıldığımız eğitimler, aldığımız bin tane yiyecek, anı geçirmek için izlediğimiz filmler, facebookta geçirdiğimiz zamanlar, kurduğumuz ilişkiler… Kıymetli zamanımızı, paramızı, enerjimizi ne kadar boşa harcıyoruz bazen herşeyin sonlu ve sınırlı olduğunu nasıl da unutuyoruz…

Neyse derin temizlik vaktim varsa tüm eve yayılıyor. Mutfak, kitaplar, bardaklar… Atıyorum, attıkça rahatlıyorum :) (atmıyorum tabi ki anne! ayırıp başkasına veriyorum ). Evin içinde görünmese bile enerjetik olarak bir boşluk hissediyorum, boşluk dediğime bakmayın ferahlık. Akciğerlerimde nefesi verirken hani o en ucunda kalmış olan nefes vardır ya, bazen onu atlayıp hemen yeni nefesi almaya çalışırsın. İşte öyle hissediyorum, iyice boşaltıp, sonra da upuzun kocaman bir nefes almak, oksijenin akciğerlerinin arkasına, üstüne bile ulaşmasını sağlayan dolu dolu bir nefes…

Demem o ki, evin - bedenin - sinir sistemin - karman - çakran hepsi aynı düzlemin farklı ifadeleri. Bazen temizlik enerjetik düzlemde oluyor (temizlik derken pissin de temizlen değil kastım bilen bilir ne demek istediğimi) - bazen evinden başlayıp yaşamına ilerliyor, bazen de yaşamından bedenine … Hepsi aynı. Bunu bilince ocağın yağlarını ovalamak, yerleri sirkeli sularla silmek, fasülyenin saplarını ayıklamak  o kadar da zor gelmiyor, hatta bana pek bir manidar geliyor, elbette yogacı dediğin kimyasal ve katkılı ürünler  yerine sirke, arap sabunu falan kullanır değil mi, değil mi.  O da başka bir yazının konusu.

Eğitimlerimde  ve kamplarımda gelirken öğrencilere mail atarım, yanınızda su için cam şişe getirin  ve termos getirin bitki çayı için. Bazen kamplarda oluyor bu, bir yudum su içip bardağı bırakmak, onlarca kez çay içip herseferinde farklı bardak kullanmak. Bunlar size biraz küçük şeyler gibi gelebilir ama ben öyle düşünmüyorum. Yoga yaşama bakışla ilgili, (gerçi bu illa yoga değil tabi ki yaşama bakış açın zaten yaptığın yoganın yolunu belirliyor, yoksa yoga yapıyorsun diye sihirli değnekle birden süper merhametli, iyi biri olmuyorsun. Yeşilçay midene iyi geliyor olabilir ama dilindeki kötülüğe iyi gelemiyor maalesef.

Yoga seni iyi biri yapmıyor. Yoga seni seninle karşılaştırıyor, iyisi kötüsü, acımasızı, merhametlisi, asıl derinlerinde olan kim-kimler varsa onları yüzeye çıkartıyor. Onlarla yüzleşirsen iyi bir olma ihtimalin de var. Zaten iyi, kötü de ne ki, kime neye göre iyi? Bir bütün olma ihtimalin var diyelim o zaman bu iyi ve musmutlu insan tanımı yerine.

Yoga sana mutluluk vaad etmiyor, hiçbirşey vaad etmiyor, aksine HİÇlik vaadediyor. Boşluk vaad ediyor. Kendine oluşturduğun tüm kimliklerinden sıyrılmanı söylüyor. Sıyrıl ki içindeki gerçek özü bulabilesin diyor. İçindeki özü bulursan anlayacaksın diyor. Bu evrende yanlız başına olmadığın, tüm varlıklarla bir olduğun ve küçükcük yaşamında yaptığın herşeyin de tüm yaşamı etkilediği söylüyor. Belki beni biraz romantik bulacaksınız. Bu kadar kötülük varken, benim bir tane pet şişe kullanmam mı evreni kirletecek diye, evet öyle olacak…

İnsan için en zoru davranışlarının sorumluluğunu almak değil midir? Sen herşeyden başkasını sorumlu tutarsan nasıl değişecek dünya. Zaten bil ki bu çocukça bir tavır. Suçu başkasına yüklemek, sorumlu ben değilim çözümü de tabi ki ben bulmayacağım demek. Değişimin başkasından gelmesini beklemektir. Bu da yetişkinliği kabul etmemektir.

İçtiğin bardağı, birileri yıkayacak, onun için su, zaman emek harcanacak, sen her satın aldığın suya para vereceksin, hem de büyük emeklerle kazandığın paranı. Para da bir enerji, onu da nasıl kullandığın neye kullandığın yada neye kullanmak istemediğini de incele.

Neyse ben döneyim temizliğime, daha okumadığım onlarca kitap, izlemediğim yüzlerce DVD var sırada. Ama bence nirvanaya ulaşma anım, radyatör aralarını temizlediğim zaman olacak ki şu ana kadar her yaklaştığımda, hayır hayır diyorum, bu kadarına henüz hazır değilim! En fazla gelebildiğim nokta banyo karolarının arasındaki beyaz kısımları tek tek silmek olmuştu. Şimdilik de bununla kalmalıyım. Radyatör çok üst bir seviye, anne uzmanlığı gibi, henüz o kadar aydınlanamadım :)

Namaste

 

Go to top