Yoga öğrencileri bu üç şehri iyi bilirler. Demirden şehir, Sanskrit dilinde sthula upadhi olarak adlandırılır ve fiziksel beden anlamına gelir. Burada, fiziksel dünya üzerinde dolaşır.

Gümüş şehir sukshma upadhi ya da süptil bedendir. Bu günlük hayattaki düşünceler ve duyguların oluşturduğu orta-alanda dolaşan bilinçli zihnimizdir. Altın şehir karana upadhi denilen nedensel bedendir. Çoğumuz bu bedene pek dikkat etmeyiz. Bu nedenle içeriği genellikle bilinçsizlikte, gündelik zihnimizin ötesinde süzülür. Ne var ki reenkarne olduğumuzda karmalarımızı yeni fiziksel formumuza taşıyan karana upadhidir.

Çok sıklıkla şehri Danavalar yönetir. Onlar kişiliğimizin içinde etkin olan bencillik kuvvetleridir. Çıkarları söz konusu olduğunda düzgün davranabilirler ama kontrolden çıktıklarında dikkatli olmalı! Öyle olduğunda, kendi payımızı arttırma uğruna diğer insanların ihtiyaç ve hakları konusunda kendimizi umursamaz bulabiliriz. Ya da kendi keyfimiz için ve disiplinsizlik ile kendi amacımız ve sağlığımızı sabote edebiliriz. Bu, ruhsal yaşamı önemsiz gördüğümüzden değildir. Sadece o an önemli olmaz. “Aşkın hakikati bir an bile unutsak, bu çok büyük bir kayıptır.” diye uyarıyor Linga Purana.

Devalar, kişiliğimizdeki yapıcı kuvvetlerdir. Hem bizim hem diğerleri için en iyisini ararlar.  Onları vicdanımızdaki ilhamda ve iyi alışkanlıkların dinamik gücünde deneyimleriz. Linga Purana, meditasyonu yaşamımızın merkezine koyduğumuzda sadece yüksek hakikat ile olan temasımızdan değil maddesel iyi hal, harika ilişkiler ve mutlu bir ev hayatından da keyif alacağımıza söz veriyor.

Yazıt kendince bize tam tatminin beden, bilinçli zihin ve bilinçsiz zihin birbiri ile uyumlandığı/hizalandığı zaman geleceğini söylüyor. Sıklıkla hayatlarımızda bir beden bir yöne diğer beden öte yöne gider! Zihin “Kes yemeği!” derken ağız “Bir kurabiye daha istiyorum!” der. Zihin “Mutlu bir evlilik istiyorum.” der, bilinçaltı “İlişkilerden ödüm kopuyor!” der. Sürekli birbirimizle anlaşmazlık halindeyiz.

Ama fiziksel, süptil ve nedensel bedenler hizalandığında kundalininin ateşli oku varlığımızın merkezinden ateşlenir ve onu coşkun bir sağlık, arttırılmış yaratıcılık, duygusal sakinlik, zihinsel netlik ve etrafa yayılan içsel coşku olarak deneyimleriz. Daha yüksek bir güç içimizde hayat bulur. Kötü alışkanlıklarımız, uyanan kundalininin etkinleştirdiği bir maksat hissi ve içsel rehberlik ile yok edilir.

Tutulmanın Gücü

Bu Puranik mit ayrıyeten astronomik öneme de sahiptir. Başka bir açıdan, altın şehir Güneş, gümüş şehir Ay, demir şehir Dünya’dır. Her üçü de hizalandığında bir tutulma gerçekleşir. Çoğu antik kültür tutulmaları uğursuzluk olarak görür. Hindistan’da, mesela, pek çok insan bu günlerde yemek yemez ve yeni bir işe başlamaz. Ama tantrikler tutulmaların ruhsal çalışmalar için mükemmel zamanlar olduğunu bilirler.

Öyleyse bir daha güneş ya da ay tutulması gerçekleştiğinde birkaç dakika başını, boynunu ve göğsünü düz tutarak otur. Nefesinin yavaşlamasına, yumuşamasına ve derinleşmesine izin ver. Dışarısının tüyler ürpertici bir şekilde sessiz olduğunu fark edeceksin (hayvanlar çok hareketsiz hale gelecek), sanki doğa nefesini tutuyormuş gibi. Normalden çok daha rahat bir şekilde canlı içsel sessizlik haline girebildiğini göreceksin.

Yogiler, tutulmaların getirdiği fırsatı değerlendirip Shiva yayını eline alırken üç içsel şehirlerini hizalar ve tamamen hareketsiz otururlar. 




Kaynak : 
https://yogainternational.com/article/view/a-tale-of-3-cities
Çeviren: Dr. Candramani Cağın Çilingir


Önceki bölüm : https://www.yogadergisi.com/yasam/felsefe-penceresinden/3525-uc-sehrin-hikayesi





Go to top